Bu akşam The Battle of Chernobyl’i izledim. Şanslıyız ki üzeri çelik zırhlarla örtülmüş bir olayın böyle bir belgesel filmi var. Dünya her an daha şeffaf bir imaj maskesiyle her zamankinden büyük bir yalanlar imparatorluğuna dönüşürken bu belgesel bana büyük insanlığın sonunu hatırlatıyor ve elbette bu son bütün sonlardan daha büyük bir felaket niteliği barındırıyor.
Bu sayfada asıl konumuz The Battle of Chernobyl ama çok açık ki bu belgeseldeki asıl konu da insan türünün varlığının sonuna dair ip uçları. Film 2006 yılında çekilmiş, Fransa yapımı, doksan üç dakika Thomas Johnson yönetiyor. Film ilk andan itibaren dozu giderek yükselen hoş olmayan, çoğu neredeyse amatörce, çoğu da aktif radyasyonun filmi ve kamerayı tahribatı nedeniyle kusurlu, karanlık ve incitici görüntüler sunuyor.
The Battle of Chernobyl üç ana bölümden oluşuyor, birinci bölümde patlamanın nasıl, neden gerçekleştiği hakkında sözü uzatmıyor, Pripyat kentine dair kısa, öz bilgiler geçiyor. Bu bölüm Patlamanın hemen ardından şehirdeki atmosferi, Sovyet yetkililerin olayın büyüklüğünden neredeyse habersiz ya da çoğunlukla bilgiden yoksun şekilde patlamaya müdahale etmeye çalışmalarını anlatıyor.
Bu bilgisizlik radyoaktif patlamayı suyla söndürmeye cesaret ettirecek şiddette. Umursamazlığın da dozu yüksek; şehirdeki radyasyon oranı ölümcül seviyeyi birkaç yüz kat geçmesine rağmen insanlar hala burada, çocuklar sokaklarda oynuyor, ancak patlamadan otuz saat sonra ilk güvenlik önlemi alınıyor, İki saat içinde şehri terk etmeye hazırlanın. Garip olan şu: bu insanlar giderken evlerine kısa zaman sonra geri döneceklerinden emin.
Gorbaçov’un ‘’görmedim, duymadım, bilmiyorum’’ ekseninde geçen konuşmalarından sonra ikinci bölüm başlıyor, reaktör yanmaya devam ediyor, bu kez çözümü yukarıdan helikopterden atılan seksen kilogramlık kum çuvallarında buluyor uzmanlar ve askerler, fakat nafile, sonuç yok. Yükselen radyoaktif bulut Avrupa’da Bavyera ve Kuzey İtalya üzerinden Fransa ve Korsika’ya doğru ilerlerken Sovyetler’de yaklaşan 1 Mayıs coşkusu yaşanıyor: Ölümün geçit töreni.
Yoldaşlar bayram hazırlıklarını yapadursun Çernobil’de ikinci bir felaket ihtimali yükseliyor ki o güne dek yaşanmış en büyük nükleer felaket olabilir. Reaktörün çekirdeğinin altındaki çimento tabaka ısınıyor ve magmanın sızma tehlikesi artıyor, radyoaktif uranyum su ile birleştiğinde Avrupayı ortadan kaldıracak büyük bir patlamaya neden olabilir ya da reaktörün tamamen çökmesi durumunda yer altı sularına karışacak uranyum Piripyat nehrini, Dinyeper’i Kiev ve Karadeniz’i zehirleyebilir.
İşte ikinci bölüm bu ihtimaller ve yine acımasız bir çözüm önerisiyle kapanıyor, çözüm kurşun: 2400 ton kurşun havadan reaktöre dökülerek bir çözüm sağlıyor, fakat o da daha sonra binlerce çocuğun yaşamını onları zehirleyerek etkiliyor.
Uzmanlar yayılan radyasyona otuz senelik bir çözüm buluyor: Çelik ve çimentodan oluşan bir lahit. Üçüncü bölümün hikayesi bu lahitin yapımına, başlarına geleceklerden habersiz ya da bütün sonuçları kabullenmiş madencilere, biyo-robot askerlere, hayvanları öldürme timine, bütün bunları yapan beş yüz bin askere ve patlamadan sonra doğan mutasyona uğramış çocuk bedenleri üzerine.
