Euronews Röportajı: “Tecavüzcülere en uygun ceza hadım”

8 Mart 2015 Dünya Kadınlar Günü’nde kadınlara yönelik şiddet, kadın cinayetleri ve ceza politikalarını Euronews’ten Gizem Adal’a değerlendirdim.

Gizem Adal: “Kadınlara yönelik şiddet, kadın cinayetleri, cinsel şiddet son dönemde Türkiye’de olduğu gibi tüm dünyada daha sık gündeme geliyor. Sizce kadına şiddet arttı mı? Görünür hale mi geldi?”

“Aslında doğruyu söylemek gerekirse ikisinin birlikte gerçekleştiğini ifade etmemiz gerekir. Aslında bir yandan toplumlarda kadınlara yönelik şiddetin, özellikle cinsel şiddetin, cinsel mobbingin arttığını ifade edebiliriz. Toplumlardaki karmaşıklığın artmasıyla birlikte. Ama öbür taraftan medyanın da imkanlarının artması sebebiyle bunun görünür hale geldiğini söyleyebiliriz. Özellikle kadınlarımızın bilinçlenmesi vesilesiyle adliyelere intikal eden vakaların arttığını ifade etmemiz gerekir.”

“Özgecan Aslan cinayetinin ardından idam cezası ve kastrasyon yani halk dilinde bilinen adıyla hadım tartışmaları gündeme geldi. Sizce bunlar cinsel şiddeti ve kadın cinayetlerini engelleyebilecek uygun ceza politikaları mı?”

“Şimdi öncelikle bu konuya ilişkin açıklamalarıma başlamadan önce şunu ifade etmem gerekir. Bugün Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz. Özellikle tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ediyorum. Aslına bakarsanız bugün kutladığımız Dünya Kadınlar Günü’nün kökeninde de esası itibariyle bir kadın cinayeti var. Bugün New York’ta yapılan bir eylem sonucu ölen 129 tane kadın işçinin ölümü sonrasında ortaya çıkan bir anma günü. Dolayısıyla buradan kadın cinayetlerine, cinsel suçlarla mücadeleye geldiğimizde, kadın cinayetlerini ya da cinsel suçları önlemek konusunda sadece yeterli argümanımız yaptırımsa, yani bu filler işlendikten sonra uygulanacak yaptırımlarsa, bunun yeterli olmayacağını zaten tarihi süreç bize gösteriyor.

Dolayısıyla sadece işlenen fiilin yaptırımı üzerinden yapılan değerlendirmeler bizi doğru sonuca ulaştırmaz. Şimdi birincisi hadım, kastrasyon iki şekilde düşünülebilir. Bir tanesi kimyasal hadım ya da kimyasal kastrasyon, diğeri ise cerrahi kastrasyon dediğimiz uygulamadır. Tabii ki bir yaptırım türü olarak cerrahi kastrasyon kişinin fiziksel bünyesini doğrudan etkilerse bile bizim ceza hukukunda “insancılık ilkesi” yönünden kabul etmemiz mümkün değil. Fakat cinsel suç failini bu suça yönelten etkenlerde eğer bir hormonal bozukluk varsa veya psikolojik bozukluğun hormon tedavisiyle dengelenmesi ihtiyacı gündeme geliyorsa, bu tarz failler yönünden kimyasal kastrasyon tedaviyi destekleyici bir önlem olabilir. Türk hukuku yönünden de ben bu manada kimyasal kastrasyonun özellikle yetişkin suç failleri yönünden, bunların hem psikolojik tedavileri, hem de hormonal düzensizlikleriyle bağlantılı olarak bir suç işleniyorsa, bu tedavileri desteklemek anlamında kimyasal kastrasyonun uygulanabileceği fikrindeyim. Fakat tek başına bir yaptırımın, işlenen suç sonrası öngörülmesi tabii ki gelecekte işlenecek suçları önleyebilir, fakat tek çare değildir.

Ölüm cezası konusu apayrı ele almamız gereken bir husus. Hakikaten bu tarz eylemler gerçekleştikten sonra toplumda ölüm cezası tartışmaları yükseliyor. Fakat bunun hem hukuki ve mevzuat zemini, hem de adalet zemini yönünden ne kadar doğru, ne kadar insancıl bir yaptırım, bunların hepsinin çok iyi irdelenmesi gerekiyor. Evet biz hakikaten bir kızımızın çok hunharca bir şekilde katledilmesine şahit olduk ve bu olay toplumda derin yaralar bıraktı. Bu eylem karşısında böyle bir yaptırım hakikaten halkın nezdinde, vicdanında dile getiriliyor. Fakat burada belirtmemiz gereken birtakım konular var.

Birincisi ölüm cezası hakikaten savunulduğu kadar iyi bir ceza mıdır? Ben bir ceza hukukçusu olarak, ölüm cezasının insancıl bir ceza olmadığını, adli hata halini geri alabilir bir çare olmadığını ve ölüm cezası bir ülkede mevzuatta öngörüldüğünde özellikle bizim ülkemizde geçmiş uygulamalarımıza baktığımızda, ölüm cezasının sadece kişilere karşı işlenen bu tür fiillerin karşılığı olarak öngörülen bir ceza olmadığını, birtakım siyasi suçlarla da bağlantılı olarak öngörülen bir ceza olduğunu ve geçmiş uygulamalarımıza da bakıldığında, bugün toplumumuzda derin yaralar bırakan birtakım kötü uygulamaların da göze çarptığını ifade etmem gerekir.”

“İdam cezası şu anda Avrupa’da sadece Belarus’ta uygulanıyor. Sözlerinizden bu cezanın geri gelmesinin Türkiye için bir handikap olacağını çıkarabilir miyiz?”

“Çok haklısınız. Hakikaten ben bunu hukuken, mevzuat açısından da mümkün görmüyorum. Çünkü biz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ölüm cezasının kaldırılmasına ilişkin 6 numaralı ek protokolünü imzalayan ve iç hukukuna dahil eden ülkelerden bir tanesiyiz. Bu aynı zamanda ölüm cezasının kaldırılması yaşam hakkına verdiğimiz değer kapsamında bizim uluslararası yükümlülüklerimizden de bir tanesi. Biz bugün bir hadise sonrasında sadece halkın vicdanında oluşan bu yarayı sarmak adına siyasi söylem olarak dile getirmemizi de doğru bulmuyorum. Çünkü zaten böyle bir yaptırımı bugün öngördüğünüzde, bu yaptırım hukuken zaten o fiilin faillerine uygulanma kabiliyetine sahip değil. Çünkü cezaları, ağır cezaları geriye yürütebilmemiz, cezanın geriye yürümezliği ilkesi yönünden mümkün değil.

Dolayısıyla Özgecan’ın failleri hakkında bu yaptırımı bugün öngörseler, uygulama kabiliyeti söz konusu değil. Geleceğe yönelik bir uygulama söz konusu olacak. Dolayısıyla bu tarz söylemlerle cezalar üzerinden politikalar üretmeyi doğru bulmuyorum. Bizim kadına yönelik şiddeti, kadına yönelik cinsel şiddeti önleyebilmek için tek argümanımızın cezalar olmaması gerekir. Ne hadım, ne kısırlaştırma, ne de ölüm cezası uygun bir önleyici etkiye sahip değildir. Bunlar sadece işlenen fiil sonrasında bir genel önleme etkisi olabilir. Yani bu cezaları, bu yaptırımları uyguladığınız zaman, diğer bireyler kendilerine bu tarz yaptırımlar uygulanmasın diye kaçınabilirler.”

“Tabii ki temel amaç suçun işlenmemesi. Ancak insanlar işlediği için söz konusu suçlar mevcut ve yaptırım altına alınıyor. Cinsel suçlar açısından sizin yaptırım öneriniz nedir?”

“Sadece hürriyeti bağlayıcı cezaları uygulamamız cinsel suçlar karşısında yeterli değil. Az evvel bahsettiğimiz uygun tedavilerin özellikle bu suç faillerine yönelik tedavilerin uygulanması şart. Ama tabii ki ölüm cezası ekseninde meseleye yaklaşırsak, ölüm cezasını doğru bir yaptırım olarak görmüyorum. Çünkü ölüm cezası insancıl bir ceza değildir. Adli hata halinin geri alınması mümkün değildir. Bu tarz cezalardan uzak durmamız gerektiğini düşünüyorum.”