Pazarları Hiç Sevmem

Sahi siz hiç Pazar-ları sevdiniz mi?

Zira ben hiç sevemedim şu Pazar-ları. Pazarlar diğer günlerden daha bir dayatma geliyor bana. Gün pazar ise dışarı çıkmak gerek.. Ve o dışarısı hep her zamankinden daha bi kalabalık- Zira bünyem kalabalıktan da hoşlanmaz.-. İlla bir yere gidilmeli, yapılmamış her şey o bir günde hayat bulmalı. Sanki Dünya tek bir Pazar gününde kurtarılabilirmiş gibi…

Size de pazarları sevmek için büyümemiz gerekiyormuş gibi gelmiyor mu? Sanki yeterince büyüyünceye dek o pazarlar sevilemeyecek. Ve o yeterlilik vaktin hangi halinde devreye giriyor inanın tahayyül edemiyorum. Çünkü, o vakitlere dek pazarları fena şeyler olur. En faydalı halin yatakta kalmak olduğuna inanır ve eylemsizlik haklarınızı talep edersiniz. Bir yerlere gitmek hep dert olur. Vaktiniz yollarda geçer, zira Dünyayı kurtaramadan eve dönmek zorunda kalmışsınızdır.

Rezzan Tanyeli’nin ‘Pazarları Hiç Sevmem’ filminden

Siz hiç bir pazar günü aşık oldunuz mu mesela? Hayır olmadınız, çünkü; pazarları aşık olmazsınız-Eğer altmış yaşında ve emekli değilseniz-. Pazarları çamaşır yıkar, ütü yapar, evinizi toplarsınız. Kısacası tüm haftanın yükünü bir pazara sığdırmaya çalışırsınız. ki diğer günler rahat edebilesiniz. İşin aslı şu ki edemezsiniz.

Tüm bunların akabinde pazar günlerini harikulade gibi lanse ederiz. Geziyoruz, eğleniyoruz, hayatın anlamını yakalıyoruz. Ah bunları da şu her daim gülümsediğimiz fotoğraflar söylüyor.. Yani diyeceğim o ki; Pazar günleri -mış gibi yaptığımız, göstermelik mutlu aile tabloları çizdiğimiz, Dünya’yı, Dünya’dan bir haber yaşadığımız zaman dilimi.

Mutlu kalın… Bir Pazar günü dahi olsa.