Fenerbahçe Spor Kulübü’nün, 6 Haziran 1932 gecesi sabaha karşı çıkan yangınla kül olan Kuşdili Lokali

Fenerbahçe’nin ‘Küçük Felaketi’: Kuşdili Lokali Yangını

Fenerbahçe henüz 25 yaşında genç bir kulüpken tarihinin ilk felaketine maruz kalmıştı. Kulübümüzün büyük fedakarlıklarla tesis ettiği Kuşdilindeki lokali, tam 84 yıl önce, 6 Haziran 1932 sabaha karşı ikide alevler arasında kalmış ve 25 yıllık tarihi bir saat içinde yanıp kül olmuştu. Yine bugünkü gibi, Pazarı Pazartesi’ye bağlayan bir geceydi.

Kulübün Bir Kulübesi Bile Yok

1907 yılında bir ilkbahar akşamı Necip (Okaner) Bey’in Beşbıyık Sokak 3 numaradaki evinde kurulan Fenerbahçe’nin 3 yıl boyunca bir kulübesi bile olmayacak, dönem dönem kurucu üyelerin evleri, Cevizlik’de Yervant’ın Kahvesi, Yahya Bey’in iskeledeki meşrubat dükkanı kulübe ev sahipliği yapacaklardı.

Kemal Bey’in Bahçıvan Kulübesi 1954‘te Yıkılmadan Hemen Önce

Kulüp 1910 yılında, önce üyesi Kemal (Aşkın) Bey’in evinin bahçesinde küçük bir bahçıvan kulübesine yerleşir. Ardından 2 yıl sonra 1912’de yılda 30 altına Altıyol ağzındaki iki odalı lokale taşınır. Sonunda 1914’de ilk defa, gelecekteki tarihine layık olacak Kuşdili lokaline kavuşmuştu Fenerbahçe.

Müstakil ve Zarif Bir Köşk

Altıyol’daki lokale sığmayan Fenerbahçe, Kuşdili’nde Hazine-i Hassâ ya ait bir köşkü gözüne kestirmişti. Bir tarafı Kurbağalıdere’ye, diğer tarafı Kuşdili çayırına bitişik olan bu 2 katlı beyaz köşkte “Kadıköy Uhuvvet Kulübü” adı altında bir kumarhane işletiliyordu. Top ağaçlarla çevrili geniş bir bahçe içinde çevrenin en güzel yapısı olan bu köşk bir spor kulübü için idealdi.

Fenerbahçe Kulübü Kuşdili Lokali (1914–1932)

Reis Dr. Hamit Hüsnü (Kayacan) ve Yönetim Kurulundan Zeki Mazlum (Saltık) beyler işin peşini bırakmayıp 1914 yılı başında köşkün 2 odasını Uhuvvet Kulübünden yılda 20 altın lira karşılığı kiraladılar. Altıyol’daki lokale de yılda 30 altın verildiği düşünülürse muteber bir köşkte, yine 2 oda için bu oldukça makul bir rakamdı.

Söz konusu gayrimenkul, 240 m2 taban alanı üzerine kurulmuş 2 katlı, çok zarif beyaz bir köşk, bahçe, kayıkhane, patinaj yeri ve arsa üzerindeki “kazino” yani müzikli lokantası ile birlikte toplam 3 bin m2'lik bir arsadan oluşuyordu.

Parantez

Hürriyet, Adalet, Müsavat, Uhuvvet?

Kadıköy Uhuvvet Kulübü ile ilgili bugün elimizde maalesef henüz fazlaca bir detay yok. Ancak antetli bir zarfını bulabildim ve bir de ‘Ünyon Kulüb’ ile birlikte ‘Kadıköy Kütüphane-i Umumisi’sine bağış yaptığını biliyoruz.

Kadıköy Uhuvvet Kulübü Antetli Zarfı ve Kadıköy Kütühane-i Umûmisi Bağış Listesi

Ev sahibi kulüp için Rüştü Dağlaroğlu kitabında “kumarhane mahiyetinde” demiş. Uhuvvet ‘kardeşlik’ anlamına geliyor. İttihatçı Jön Türkler 1908’de Fransız ihtilalinin mottosu ‘Liberté, [Justice] Egalité, Fraternité’ üzerinden ‘Hürriyet, [Adalet], Müsavat, Uhuvvet’ söylemini devşirimişlerdi. Diğer yandan ‘kardeşlik’ yani ‘biraderlik/brotherhood’ masonik bir kulübü de çağrıştırıyor. Zira uhuvvet hâlâ Masonluğun 3 temel ilkesinden biri. Bir Uhuvvet Kulübü de Yahudi Cemaati’ne bağlı olarak Trakya’da varmış… Keşke biraz daha detaya ulaşabilsek.

Fenerbahçe Köşkün Tamamını İstiyor ve Alıyor

Fenerbahçe Yönetim Kurulu: Ayaktakiler: Nasuhi, Sait Tevfik, Ihsan Ziya, Ömer Nazıma, Zeki Mazlum. Oturanlar: Yönetim Kurulu Başkanı lbnürrefik Ahmet Nuri, Umûmi Reis Dr. H. Hüsnü ve Umûmi Kaptan Bahriye Binbaşısı Fuat Hüsnü Beylar Kuşdili’ndeki lokalin bahçesinde (1918-19)

Elbette hızla büyüyen Fenerbahçe’ye 2 oda yetmeyecekti. Bu gayrimenkulün tümünü ele geçirmek de, tesadüfen Hazine-i Hassa Hukuk Müşaviri Ahmet Bey’in, Dr. Hamit Hüsnü Bey’in hastası çıkmasıyla gerçekleşmiş. Böylece 2–3 ayda köşkün tamamı, yıllığı 80 liraya Dr. Hamit Hüsnü Bey adına, ancak Fenerbahçe Kulübü hesabına kiralanmış. Uhuvvet Kulübü, biraz direniş göstermiş, ancak zorla da olsa binadan uzaklaştırılabilmiş.

Ancak yıllık 80 lira kira bedeli yine de kulübe ağır gelir. Kulüp, köşkün müştemilatı olan gazinoyu Hamdi Bey’e 25 liraya kiralar. Ancak, Uhuvvet Kulübü mensupları “sözleşme ihlali” iddiasıyla Fenerbahçe’yi Hazine’ye ihbar ederler ve gazino ile beraber lokalin de açık artırmayla yeniden kiralanmasını talep ederler. Bu yönde bir ihbarname alan Hamid Hüsnü Bey, Hazine ile yıllık 100 liradan yeni bir mukavele yaparak bu sorunu geçici olarak çözer.

Daha sonra Başmabeyinci Tevfik Bey aracılığıyla, o sırada prostat ameliyatı geçirmekte olan Sultan Reşat ikna edilmiş, [muhtemelen gazino bölümü sözleşme dışına çıkarılarak] seneliği 40 liradan 10 yıllık yeni bir sözleşme için ‘irade-i seniyye’ yani padişah kararı çıkarılmış.

Fenerbahçe Kulübü nihayet adına ve şanına yakışan müstakil bir lokale kavuşmuştur. Üyelerinden toplanan 45 altın lirayla lokal mükemmel şekilde döşenir ve 20 Mart 1914 Cuma günü de muhteşem bir törenle açılır.

20 Mart 1914, Kuşdili Lokalinin Açılışı (Stad da olabilir %100 emin değilim)
O dönem için oldukça görkemli ve kullanışlı bir kulüp lokali

Fenerbahçe’nin yeni lokali, tartışmasız Kuşdili ve çevrenin en güzel yapısıydı. Geniş misafir ve jimnastik salonları, yönetim kurulu odası, müzesi, kütüphanesi, temsil sahnesi, büfesi, soyunma odaları, duşları, ağaçlarla gölgeli büyük bahçesi, sonraları tenis kortuna çevrilen beton paten pisti, bahçenin güneyinde dere kenarına yaptırılan büyük kayıkhanesi, yine daha sonra kulüp lokaliyle futbol sahası arasında yapılacak iki mükemmel toprak kortuyla herkesi kıskandıracak bir tesis olmuştu.

Uğurlu Lokal

Tam da o sezon, 4 Ocak 1914’te ‘Union Club’ sahasında aralarındaki 8. maçta Fenerbahçe, Galatasaray’ı 2–4 yener. Fenerbahçe ezeli rekabette ilk golleriyle ilk galibiyetini alarak şeytanın bacağını kırmış ve bu sefer Galatasaray’ın da katıldığı ligde namağlup unvanıyla, ikinci kez İstanbul Şampiyonu olmuştu. Hem de şampiyonluğunu 19 Nisan 1914’te oynanması gereken ancak 5 Mayıs’a ertelenen ikinci Galatasaray maçında 0–0 berabere kalarak ilan etmişti. ;)

Fenerbahçe’nin 1913/14 Namağlup İstanbul Şampiyonu Olan Kadrosu

Tam 18 yıl barınacağı Kuşdili Lokali Fenerbahçe’ye uğurlu gelmişti. Lokal uğurlu gelmişti gelmesine, ama bir kaç ay sonra Osmanlı İmparatorluğu Almanya’nın yanında 1. Dünya Savaşı’na girecek ve ülke ağır bir bedel ödemek zorunda kalacaktı.

Parantez

Gazinocu Hamdi Bey: “Yeter Artık Uğraşma Benimle”

Ağırlıklı olarak Kadıköylü rahmetli Dr. Müfit Ekdal’ın kitaplarındaki hatıratına atfen aktarılan bilgilere göre Kadıköy’ün bilinen kabadayılarından Hamdi Bey köşkün müştemilatını gazino olarak işletmeye devam eder. Hikayesi çok enteresan ve hazin

Hamdi Bey, aslında Kadıköy’ün bilinen kabadayılarındandır. Ama aynı zamanda da iyi bir girişimcidir. Buradaki gazino, akşamcıların rağbetinde olsa da aileler tarafından da bir eğlence mekanı olarak kabul görmektedir. Önceleri fasıl müziğinin icra edildiği bir müzikhol iken, girişimci Hamdi Bey, caz müziği eşliğinde dans edilerek eğlenilen bir mekana dönüştürmek ister. Ancak, bir müddet sonra, kavalyeler kendileriyle dansa gelecek bir hanımefendi bulmakta zorlanmaya başlarlar. İşlerin iyi gitmediğini gören Hamdi Bey, bu problemi çözmeye karar verir. Yıldızbakkal ile İbrahimağa arasındaki Paris Mahallesi’nin gayrimüslim kızlarından bir kaçını burada istihdam eder. Yalnız gelen beylerle dans ederek eğlenmelerini sağlayacaklardır. Ancak, bu durum pek de itibar bulamaz. Hamdi Bey’in işleri aksamaya başlayınca, eski eğlence şekline geri dönülür. Ama, işler onun istediği gibi yürümez. Gazino, zarar ederek, sabırlı gazinocunun sınırlarını zorlamaya başlamıştır. Bir sezon başlangıcının ilk günlerinde devam eden şiddetli yağışlar, dereyi de taşırınca, kestane ve akasya ağaçlarının gölgelendirdiği bu harika mekan bir çamur deryasına döner. O yıllarda, Kadıköy’de henüz elektrik yoktur ama gazino, özel bir jeneratör tarafından aydınlatılmaktadır. Uzunca bir zaman devam ederek sezonu olumsuz etkileyen bir yağmur akşamında, jeneratör de arızalanıp yanmayınca, Hamdi Bey çileden çıkar. Uzun bir zaman gökyüzüne bakar sonra iki kolunu havaya kaldırıp, “yeter arık uğraşma benimle” diye bağırır. Ertesi sabah erken bir saatte, Kuşdili Çayırı’nda, dere kenarındaki Hamdi Bey’in gazinosunun önünden geçenler, Gazinocu Hamdi Bey’in bir ağacın dalında sallanan cesediyle karşılaşırlar. Kurbağalıdere’nin kenarındaki gazinonun hikayesi bu trajik ölümle sonlanır. — Bilsen GÜRER

Gülistan Gazinosu, Hamdi Bey İdaresinde

Kuşdili Çayırı, Hamdi’nin Gazinosu, Kuşdili Sineması, ip cambazı, dondurmacısı, koz helvacısı, şerbetçisi ve seyyar fotoğrafçıları ile yaz akşamlarının eğlence yeriydi. Kadıköy’ün en aranan yeri olarak isim yapmıştı gazino; kapısında ‘‘Gülistan Gazinosu, Hamdi Bey İdaresinde’’ levhası vardı. Akşamdan sonra gazinoda musiki faslı başlar, Kuşdili Çayırı’nda gezenlerle Kurbağalıdere’de sandalla dolaşanlar yavaş yavaş bahçeye yanaşarak para vermeden faydalanırlardı. 1927'de, Çarliston ve Fokstrot çılgınlığı başlamasıyla Hamdi Bey’in müşterileri Belvü, Mühürdar’a kayar, gazino tenhalaşır. Hamdi bey caz takımı da getirir, ancak yürütemez. Alaturkacılıkta reforma gitmek ister. Geniş bir saz ve ses ekibiyle anlaşır, paralarını peşin öder. Her şey organize edilir, ancak tam açılış günü başlayan yağmurla ortalığı sel basar. Ertesi hafta yine anlaşma yapılır, el ilanları dağıtılır, ama yağmur yine izin vermez. Gazino ve çayır su birikintileriyle dolar, ortalığa ıslak bir sessizlik çöker. Üçüncü perşembe de aynı şey olur. Gazinonun ortasında yağmur altında ayakta durur Hamdi Bey. Başını gökyüzüne kaldırır, uzun uzun hiç kımıldamadan bir noktaya bakar ve ‘‘Uğraşma benimle’’ diye bağırır. Bu onun dünyadaki son sesidir. Ertesi sabah çok erken saatlerde çayırdan geçenler Hamdi Bey’i gazinonun bahçesindeki bir ağacın dalında asılı bulurlar. — Dr. Müfid Ekdal

Hamdi Bey’in ölümünden sonra Emlak ve Eytam Bankası epey bir süre gazinoyu kiralamak için uğraşıyor. Yangın öncesi ve sonrası çıkan bir çok ilan var. Buradan Milli Emlak’ın gazinoyu lokalden ayrıca kendisinin kiraya verdiğini ve Hamdi Bey’in yangından en az 4 yıl önce 1928’de hayatını kaybettiğini anlıyoruz.

6 Nisan 1932 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi İlanı

Peki Kuşdili Lokali Tam Olarak Neredeydi?

Jacques Pervititch, 1920’lerden 1940’lara dek Sigorta Şirketleri Birliği için İstanbul’un yangın haritalarını çıkaran Hırvat asıllı Saint-Joseph mezunu, hayatı buraya sığmayacak ayrı hikaye konusu bir topograf. Çocukluğu Moda’da, Kuşdili’nde, Kurbağalıdere’de geçmiş. Oraları adım adım biliyor, zaten işi de bu.

Parantez

Beşbıyık Sokak Numara 3

Daha önce 2014’de Pervititch haritalarından Necip Bey’in Beşbıyık Sokak No: 3’teki evini, bugünün Nene Hatun Sokak No: 3’ü olarak tespit etmiştik. Bu vesileyle onu da yerinde gittik gördük. Daha önce tahmin ettiğimiz gibi artık yerinde altında Gül Eczanesi olan “Asaf Başpınar Apartmanı” var. O da ne “Hindli” namıyla anılan 6 numaralı kurucumuz, Deniz İnşaat Mühendisi Asaf (Başpınar) Bey değil mi yoksa? Yoksa Beşbıyık Sokak’taki ev Necip Bey’in değil, Asaf Bey’in miymiş? Ailesine ulaşıp ayrıntılı bilgi almak şart oldu.

Paranteze Fikrî Takip

Asaf Bey’in ailesine ulaşıp henüz bilgi alamadık lâkin Moda Beşbıyık Sokak 3 numaralı ev 1934’te Fenerbahçe eski başkanlarından Hayri Celal Atamer’in ailesinin çıktı.

Pervititch’in 1939 tarihli aşağıdaki 1:1000’lik haritasında sağda Kuşdili Çayırı’nın hemen altında eski “Dere Gazinosu Sokak” ve “274 numaralı ada ya da parsel” dikkatinizi çekecektir. Bu parsel 3 bölümden oluşuyor. Solda bir kayıkhane (No:12, ortada “harap” şeklinde işaretli metruk bir bina kalıntısı, sağda ise (No: 14) Bülbül Kenan Aile Bahçesi. Bu aile bahçesi bir dönem Arnavut’un kır kahvesi olarak da işletilmiş.

İşte lokal de, gazino da bu adada. Bugün mahkemece AVM olmasının önü kesilen, İBB’nin Kurbağalıdere İslah Projesi Alanı’nda. Stadın Telsim Tribünü arkasından Şefik Bey Sokağa doğru kıvrıldığınızda sizi Dere Gazinosu Sokağa bağlayan hâlâ mevcut olan yaya köprüsünün hemen sağında.

Pervititch Yangın Haritaları (1939)

Malesef 1930–32 için Pervititch’in bu detayda bir haritasını bulamadım. Ancak 1930 tarihli 1:4000'lik ve 1 nolu Kadıköy rehber planında o zaman 145 ile numaralandırılan, 1939 haritasında “harap” olarak işaretli aynı parselde bu kez “kazino” ibaresi gözden kaçmayacaktır. Kazino elbette Uhuvvet’in kumarhanesi değil, 1900'lerde bildiğimiz anlamda müzikhol, içkili lokanta, sonradan (1930'ların sonunda) bir şekilde gazinoya evriliyor.

Pervititch Kadıköy Rehber Planı 1:4000 (1930)

Bu paftalardan çıkarımım ortadaki 1485m2’lik arsa üzerindeki 200m2 taban alanlı metruk kalıntı yanan kulüp lokali, sağında 1939'da aile/çay bahçesi gözüken ve fazla kapalı alanı olmadığı içim yağmurda sel basan da o dönem (1914–1918) Hamdi’nin gazinosu. Solda 617m2'lik alandaki 126m2 kapalı alan ise ise kulübün yaptırdığı kayıkhane olmalı. En soldaki 280m2'lik kısım ise boş. Zaten fotoğraflardaki dere, tenis kortu arkadaki binalar gibi diğer unsurlar aşağıdaki konumu doğruluyor. Tenis kortunu da ölçekli yerleştirdim ki fotoğraflarla harita biraz daha gözünüzde canlansın.

274 parsel ölçüleri Rüştü Dağlaroğlu’nun verdiği 240m2/3000m2 ölçüleriyle oldukça yakın

(Bu arada günümüzde Dere Gazinosu Sokağı’nın hattı değişmiş, lokal parseline değmeden yukarı doğru Miski Amber sokağa paralel Kuşdili Çayırı’nı geçip Pazar Yolu Sokak’a bağlanıyor.)

1930 ve 1939 Pervititch Haritalarıyla Güncel Google Earth Uydu Görüntülerinin Süperpoze Karşılaştırması

Parantez

177 Yıldır Islah Olmayan Yaramaz Dere ve Derin Hayal Kırıklığı

Günümüz fotoğraflarında yanan lokalin yerinde belediyenin yıllardır ‘nedense’ bir türlü ‘döşeyemediği’ künkler, kamyonlar, iş makineleri hüküm sürüyor. Ne kadar yazık.

Meğer dere 1839'larda bile fena kokuyormuş lâkin yine kimsenin umrunda değilmiş… 177 yıldır, el insaf!

“Des émanations malfaisantes — Fena kokular”
Guide du voyageur à Constantinople et dans ses environs, 1839

Keşke burası bir park olarak korunabilse ve tarihi köşk aslına uygun olarak tekrar inşa edilip Fenerbahçe Müzesi yerinde, küllerinden tekrar doğabilse. Nafile düşler bunlar elbette…

Bu halde görmek ne kadar acı değil mi?

Fenerbahçe’nin Savaş Sonrası Yükselişi: Lokal Tamam, Sırada Stadyum

Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’ndan alnının akıyla çıkan Fenerbahçe, lokalinin yanına bir de kendi stadyumuna sahip olmak ister. Savaşla birlikte devre dışı kalan Union Club’ın sahası İttihatspor yani eski Altınordu elindeydi. Fenerbahçeli Maliye Vekili Şükrü Saracoğlu bir kanun maddesiyle İttihat ve Terakki’ye son ve kesin darbeyi indirir:

“Aynı semtte kurulmuş olan ve faaliyet gösteren spor kulüplerinin sayısı birden fazlaysa,o semtte üye sayısı daha fazla olan kulüp faaliyetlerine devam eder”

Böylece savaş zamanı Fenerbahçe’nin sayısız futbolcusunu ayartan ve 2 şampiyonluğunu çalan Altınordu’dan intikam alınmıştır. Çıkan bu kanunla faaliyetine devam edemeyecek olan İttihatspor Milli Emlak İdaresi’ne devredilir. Fenerbahçe de 1929 yılında ‘Union Club’ sahasını devletten kiralar ve adını Fenerbahçe Stadı olarak değiştirir, 25 Ekim 1929 tarihinde yapılan bir spor bayramıyla da hızlıca tekrar hizmete sunar.

30 Eylül 1931 tarihinde yapılan inşaatla önce stadın dışarısıyla ilişkisi kesilir. Yapılan birçok değişiklik sonrasında yenilenen Fenerbahçe Stadı bu kez 13 Mayıs 1932 tarihinde görkemli bir açılışla hizmete girer.

Parantez

Orası Papazın Çayırı Değil Sanki

Hazır konu stada gelmişken hızlıca şunu belirtmekte fayda var. Ulaşabildiğim her türlü kaynağı araştırdım, 300 yıllık haritaları, kitapları taradım, “Union Klüb” sahasının “Papaz’ın Çayırı” olduğuna dair bir referans bulamadım, hatta bu sahanın evveliyatıyla ilgili tek bir işaret yok. Eski Silahtarağa Sahası deniyor, onu da bulamadım. Çayır dersen Kuşdili Çayırı var. Papaz dersen Bağdat Caddesi’nin hemen öte tarafında, bugünkü motosikletçilerle tren yolu arasında kalan bölgede bir “Papas Baghçesi” var. Ha oralar komple Papazın Bahçesiydi de Cadde geçti bölündü de olmaz zira o yol ta Bizans’ın İznik yolu. Meraklısına Pervititch’bu haritası bizim müzede de var. Papazın Çayırı’nı ilk kim uydurmuş, papaz kimmiş, bu işte gerçeklik payı var mı, bilen varsa bir adım öne çıksın.

“Sporcu Bu Stad Senindir Muhafaza Et”

Böyle yazıyormuş Fenerbahçe Stadı’nın ahşap tribünlerin yanında…

Bu arada bir Türk kulübünün kendi stadını yapması o dönem için bile büyük bir olay. Öyle ki Futbol Federasyonu, bu yüzden Fenerbahçe’ye yukarıda da görülen, ancak ne Rüştü Dağlaroğlu’nun, ne de müze müdürümüz sevgili Alp Bacıoğlu’nun anımsamadığı muazzam bir kupa hediye etmiş. Galatasaray Kulübü de eli boş gelmemiş elbette, onlar da ezeli rakiplerine günün anısına uygun güzel bir kupa hediye etmişler.

Küçük Felaket: “Nazar Var Anacım Nazar”

Maalesef, bu açılıştan sadece 23 gün sonra, 6 Haziran 1932, Pazartesi, sabaha karşı Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Kuşdili lokali tamamen yanar, 23 gün önce alınan taze kupalar dahil 25 yıllık spor mirası bir gecede kül olur. Gelin önce günün gazetelerine bir göz atalım, gözlerinizden yaş gelmezse sonrasında rahmetli Rüştü Dağlaroğlu’na kulak verelim.

Cumhuriyet, Akşam, Vatan, Milliyet, tüm gazeteler Ertesi Gün Kazayı Manşetten Vermişler
Fenerbahçe Kulübü 80 yıllık hayatında birçok acılar çekti. Felâketler yaşadı. Bunların en talihsizi hiç kuşkusuz 1932 yangınıdır. Fenerbahçe’nin 1914 yılında yerleştiği Kuşdili semtinin o dönemdeki en güzel ve şirin binası 5/6 Haziran 1932 gecesi birkaç saat içinde, 25 yıllık varlığının bütün şerefli anılarıyla beraber yanıp kül oldu.

5 Haziran 1932 Pazar akşamüstü, kulüp cıvıl cıvıldı. Fenerbahçe tarihinde ilk kez yabancı bir teknik direktöre merhaba diyordu, herkeste büyük bir heyecan hakimdi. Lokaliyle, yeni stadıyla mağrur Fenerbahçelilerde yeni tekni direktörleri Macar Jozsef Schweng’in devrim yapacağı beklentisi hakimdi.

Keyifli bir günün sonunda daha hava kararmadan herkes evlerine dağılmış, kulüp her zaman olduğu gibi emektar bekçi Lambo’ya emanet edilmişti.

“Fenerbahçe yanıyor yetişin!”

Sabaha karşı 2 sularında, alevler gecenin karanlığını aydınlatırken Kuşdili semtini “Fenerbahçe yanıyor yetişin!” feryatlarıyla ayaklanır.

“Kül olan o her varlıktan değerli aziz yuva nasıl oldu da bu felâkete uğradı? Dikkatsizlik mi, elektrik kontağı mı, kasıt mıydı bu? Soru hala cevapsız, ancak yara ebedidir.”

Artık kimin ‘ahı’ tuttuysa… Uhuvvetçilerin mi — ki aradan çok zaman geçmiş, İttihatçıların mı, diğer rakiplerin mi bilinmez. Ancak stadı elinden kaptıran Altınordu İdman Yurdu ve sonradan İttihatspor olacak Progress International’ın kurucusu eski Galatasaraylı öğretmen Aydınoğlu Raşit Bey’den başkası değil.

Fenerbahçe Kulübü bütün yurtta şok etkisi yaratan bu çok acı felâket üzerine şu bildiriyi yayınlar:

“Sevgili yuvamız, 25 senelik spor hayatımızda elde ettiğimiz şeref ve galibiyet hatıralarıyla birlikte yanmıştır. Bugün, maddi spor vesaitimizden de tamamen mahrum kalmış bulunuyoruz.
Yekdiğerimize karşı sarsılmaz itimat, muhabbet ve tesanüt havası içinde, yıllarca süren müşterek emeklerimizin muhassalasının enkazı karşısında derin bir teessür duymamak kabil değildir.
Mahvolan manevi kıymetlerin maatteessüf tamiri imkansızdır, şu kadar ki, 25 senedir kazandığımız muvaffakiyetlerin hatıralarını kalbimizde daha büyük bir vecd içinde yaşatmak, bu hatıraları Fenerbahçe gençliğine kitap halinde hediye etmek yine mümkündür, hatta ilk vazifelerimizden biridır.
Kupalarımız, bayraklarımız yanmıştır; fakat, yüreğimizdeki hatıralar canlılığını kaybetmeyecektir. Başta Ulu Gazimiz olmak üzere, kulübümüzün mesaisini takdir eden kıymetli yazıları taşıyan hatıra defterimiz kül olmuştur.* Fakat bizim emeklerimizi takdir etmiş olan büyük şeflerimiz, memleketini seven, memleketin ideallerine candan bağlı,çalışkan, tesanüt ve muhabbet çerçevesi içinde Türk Gençliği’ni yine himaye edeceklerdir. Hayatın mütemadi bir mücadele olduğunu, mücadelesiz, ızdırapsız, emeksiz, elemsiz, hayatta gerek fert ve gerek millet itibariyle muvaffak olmak imkanı olmayacağını Türk Gençliği’ne hatırlatan büyük Gazi’nin nasihatleri bu elemli günlerimizde bizim için en büyük teselli ve kuvvet menbaı olacaktır. Fenerbahçelileri, kulübümüzün maruz kaldığı felaket nisbetinde büyük olan vazifeye davet ediyoruz.”

Cumhuriyet ve Milliyet gazeteleri duyarlı davranıp hemen yardım kampanyası yarışına girerler. En büyük bağışı 500 lira (70 Reşat altını) ile Gazi Mustafa Kemal’in yapması Fenerbahçe tarihinin bu acılı döneminde bir gurur kaynağıdır.

Bir ayı biraz aşkın bir sürede toplamda 1811 Lira 55 Kuruş yani 254 Reşat Altını toplanmıştı. Kupürleri tek tek inceleyince insanın gözleri yaşarıyor. Toplanan o parayla Fenerbahçe Stadı’nın tapusunun ilk taksitleri ödenecekti…

Yanan Kupalar ve Şiltler Geri Gelmeyecek

O gece 140 ila 150 civarında kupa ve şilt yanar. Atletizm ve su sporlarına ait bir çok birincilik ve rekor bayrakları, Türk ve yabancı kulüplerin hatıra flamaları, bütün futbol, tenis, atletizm ve izcilik malzemeleri, jimnastik aletleri, kütüphanedeki kitaplar, tarihi resim ve tablolar, tüm evrak, defter ve dosyalar da tamamen kül oldular.

Bunlara karşı, yalnız alt salondaki piyano, merdiven başındaki kılıç ve kalkanlı madeni şövalye, birkaç kupa ve vazo ve Cihanoğlu’nun av hatıralarından bir kısmı kurtarılabilmişti.

*Yandı sanılan bu defter 1944 yılında bilinmeyen biri tarafından Vatan Gazetesi’nde, Yazıişleri Müdürü Kemal Onan’ın masasına bırakılmış ve yalnız maroken kabının kısmen yanmış olması büyük sevinç yaratmıştır.
Yangından Bir Şekide Kurtulan Kulüp Hatıra Defteri ve Mustafa Kemal’in Emirleri

Rüştü Dağlaroğlu’nun Tespit Edebildiği* Kadarıyla Yanan Kupa ve Değerli Hatıralar

Kül Olan 25 Yıl, Paha Biçilemez

Not: Futbol Federasyonu’nun 13 Mayıs 1932’de vermiş olduğu kupayı da ben ekledim.

Kurtulan Eşyalar ve Hatıralar

Yangın gece oldukça geç başladığından ve itfaiyenin müdahalesi de yetersiz kaldığından hasar büyüktü. Az da olsa kurtarılabilen bir kaç parça eşya da olmamış değil. Yükte ağır, “pahada” hafif cinsten.

Pencereden atlayarak canını zor kurtaran emektar bekçi Lambo, kulübün karşısında oturan futbolcu Fazıl (Arzık) ve birkaç fedakar alt salondan bazı hatıra ve eşyayı kurtarabilmişler.

Fenerbahçe’nin bugün 110 yıla merdiven dayayacağını bilseler piyano, sandalyeler ve av başlarıyla uğraşırlar mıydı bilemiyorum…

1. 1915 yılı Istanbul İkinci Takımlar Futbol Lig Şampiyonluğu Vazosu
2. 31 Temmuz 1931’de, Seyfi Çakar’ın kazandığı tek çifte madeni akif
3. Aynı yarışta kazanılan 2 Çifte Bayanlar Birincilik Kupası
4. 23 Mayıs 1932’de Atletizm Federasyonu’nca, sunulan madeni atlet heykeli
5. Sait Selâhattin’in av hatıralarından alt salonda asılı 10 baş
6. Emektar Piyano
7. Merdiven başındaki kılıç ve kalkanlı madeni şövalye
8. 10 kadar sandalye

Yalnız kurtarılanlar arasında şöyle ilginç bir obje var…

Parantez

Kılıç ve Kalkanlı Madeni Şövalye

Geçen hafta müzeyi alıcı gözle tekrar gezdiğimde dikkatimi çekti, hikayesini de bilen yok sanırım. O anda Sevgili Bozkurt, Alp Abi’ye şöyle dedi:

“Şimdi bu Cem üşenmez bu şövalye nedir, necidir bulur çıkarır.”

Bu lafın altında ezilecek halim yoktu, madem öyle biraz araştırayım dedim…

Koca şövalye heykelinin bizim müzeye nasıl düştüğünü (Hayır, Swansea değil) hâlâ çözememiş olmakla birlikte Kuğulu Şövalye meğer Wagner’in bir operasına da konu olan kökeni Yunan mitolojisine kadar inen Ortaçağ efsanesi Helias ya da Lohengrin. 100 yıl falan geçmiş, bugüne dek kimse de merak etmemiş, ama varsa benim gibi başka meraklı manyak okusun, beraber kafa patlatalım.

Fenerbahçe Müzesindekine benzer eli havada Lohnegrin tasvirleri

Güncelleme: Bugün Sevgili Ali Kutay lokalin alt salonunun fotoğrafını Asr-ı Fener’den bulup Twitter’a koymuş, Lohengrin sağ köşede:

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 1932'de Yanan Kuşdili’ndeki Lokalinin Alt Salonu (Kaynak: Asr-ı Fener)

Şimdi, deli misin, niye bunlarla uğraşıyorsun diye soran çıkar. Normal adam işi değil, o kabul. Ama esasen kendime notlar alıyorum, içimdeki merak canavarını doyurmaya çalışıyorum. Öte yandan genç nesiller transferle, asparagaslarla, günlük skorlarla fazla uğraşmasın, merak etsin, sorgulasın, araştırsın, 110 yıla merdiven dayamış bu kulübün tarihine sahip çıksın istiyorum. Kayda geçebildiği kadarıyla, ne badireler atlatmışız, ne dönülmez akşamların ufkundan, ne kıvrak vücut çalımlarıyla dönmüşüz görsünler diye de yazıyorum, ki daha kim bilir neler neler göreceğiz.

Size tavsiyem okullar kapanır kapanmaz tutun çocuğunuzun kolundan mutlaka tekrar götürün müzeye, her sene başka bir şey görecek çünkü.

Şimdiden nice 110 yaşlara Fenerbahçe!

Kaynakça ve Teşekkürler:

Rüştü Dağlaroğlu, Fenerbahçe Tarihi 1907–1957
Rüştü Dağlaroğlu, Fenerbahçe Tarihi 1907–1987

Cumhuriyet Gazete Arşivi

İ.B.B. Atatürk Kitaplığı

Ankara Ünversitesi Gazeteler Veritabanı

Gallica, Bibliothèque Nationale de France

Dağlaroğlu’nun Fenerbahçe Tarihi kitabını komple internete koyarak büyük hizmet yapan Behçet Üstün

Fenerbahçe Müzesi’nde bizi sohbeti ve bilgisiyle samimi şekilde ağırlayan Müze Müdürümüz Alp Bacıoğlu

Bu araştırmada bana eşlik eden, bu yollardan kim bilir kaç kez geçen, ayaklı Fenerbahçe kütüphanesi Bozkurt K. Yılmaz

Harika içeriğine rağmen formatı ve fiyatıyla okunması, erişilmesi ve genç nesillere aktarılması neredeyse imkansız olan Asr-ı Fener