Maskeli Balo

Osman Mert
Jul 21, 2017 · 3 min read

Yazılara girme işini becerememe amputeliğimden dolayı 21 yıldır kafamdakileri sadece kafama yazabiliyordum. Kafamda arkalı önlü yazmadığım için yer kalmayınca, nihayet bir girizgah bulup kağıda dökmeye karar verdim. Düdüt. Gayet anlamlı ve otantik bir giriş. Sonrasını hiç düşünmemiştim. Bir düdüt yazdım olay nerelere geldi.

Geldiği gibi gider tabi. Bazen hata yapıyorum, size bunu okurken hangi şarkıyı, hangi şarkıcıyı dinlemeniz gerektiğini veya sessiz ortamda okumanızın daha faydalı olacağını gayet tabi söyleyemem. Ama Rafet El Roman- Seni Seviyorum’u dinlememenizin bu yazının verimi ve sizin ruh sağlığınız açısından daha faydalı olacağını garanti edebilirim.

Ne diyor Yusuf Güney’in Gepetto’su, gurbetçi şarkıcıların pezevengi Rafet El Roman bu şarkıda? Evet kendisine kulak verelim.

Sen gençliğimin büyük parçası sen gençliğimin andı

Biz neler neler yaşadık beraber

Kalın bir roman kitap gibi

Evet yazılana baktığımızda söz yazarımız burda yaşanılanları KALIN BİR ROMAN KİTABA benzetmiş.Benzetmeye bak tam cahil öküz fukara benzetmesi. Aynı Rafet kasabalısı Macera Dolu Amerika şarkısında da ‘İnsanlar simsiyah, kızıl, beyaz nasıl bir yaşam?’ diyor, gitmiş neye şaşırmış mal. I have a dream, Rafet El Roman, Nil Karaibrahimgil ve Aleyna Tilki’nin düet yaptığı, Cankan’ın backvokal olduğu bir konser düşlüyorum, fark etmeden deccali yarattım ve bu bölüme son veriyorum.

****

Bu paragraf ünlü bir düşünürümüzün sözüyle başlayacak, daha başlamadı yani. Beni düşünürden sayıyorsanız burada başladığını da varsayabilirsiniz ancak 19 yaşından bu yana hiçbir şey düşünmediğimi dile getirmiştim.

Anime ne yaaa çizgi film mi izlicez bu yaşta diyenler için ayrı bir klişe sektörü, anime ile çizgi film aynı şey değil açıklamasına sığınanlar için ayrı bir klişe sektörü çalışıyor.

Anime ile çizgi film arasındaki farka ne yazık ki hakim değilim. 2011 yılının gayet neşeli bir gecesinde 13 bölümlük anime serüvenimin sonunda, kafamı balkon demirlerinin arasına sıkıştırarak kafamı çıkartamamanın heyecanı ile kalp krizinden ötürü dolaylı olarak intihar ettim. İntiharıma sebep olan 13 anime bölümünü teker teker sebepleriyle birlikte yazı bitince kasete dolduracağım. ( GÖNDERME VAAAAR! )

Anime ile çizgi filmin farkı konusu, insanlığın varoluş sorunsalı ve geçen hafta ödevini verdiğim ‘japon yapıştırıcının kutusuna yapışmaması’ gizeminden sonra en çok kafa yorulan mevzu konumunda şuan. Bu konuda bir bilirkişi var mı bilmiyorum, inşallah yoktur çünkü bir bilirkişi olsam bunun bilirkişisi olmak istemezdim. Ancak bilirkişi kelimesi boyunduruk kelimesinden sonra en ihtişamlı kelime olduğu için anime izleyicisi ile çizgi film izleyicisi arasındaki farka değinip bunun bilirkişisi gibi gözükmeyi elbette ki isterim.

Çizgi film izleyicisi genellikle çocuktur, anime izleyicisi ise orospu çocuğu.

Bu sitede söylenmeyeni söylemeye, çekinileni dile getirmeye devam edeceğim. Çünkü bunu twitter isimli mecrada dile getirmeye yetecek kadar yüreğim yok.

****

Medium lokasyonu geleneksel 3.bölüm şeysi. Ahımın rüzgarı üşütür seni, benden başkasına ısınamazsın.

****

Maço erkek görünce kakam geliyor. Keşke herkesin gelse de şunun övücülüğünü yapmayı artık bitirsek. Yığınlar her gün itinayla maço erkeklik övüyor, delikanlılık ve adamlık övüyor. Vallaxi bu adamlık müessesesini bitireceğiz, gavatlık bu ülkede batıcılığın son kalesidir, savunacağız.

‘Kızlar şu giysiyi sevgilinize bugün giyeceğinizi söyleyip yorumları bize ssleyin, berkelerle oturuyoruz deyip ssleyin’ şekli sayfalara gelen yorumlar gösteriyor ki azımsanamayacak bir kitle güdülmeyi ve kendi iradesine ipotek konulmasını karşı tarafa hak olarak görüyor.

Tabii erkek popülasyonunun çoğunluğunun ‘aşkım bunu giycem haberin olsun’ şekli ss almak için atılan fotoğraflara verdiği klişe, tehditkar, hede hödölü cevaplar da delikanlılık edebiyatının bu topraklarda ilelebet satacağının, ar namus haysiyet kavramlarının sadece şekilde kalacağının göstergesi.

Daha fazla bünyelere gerilim vermeden Zeki Demirkubuz alıntısıyla da bitireyim.

‘Bu ülkeye ve bu hayata dair hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor, artık bundan acı duymuyorum.’

)