Sonbahar

Sonsuz gökyüzü, mavilikler arasında uzayıp gidiyor. Gerilerde Binboğa sıradağları. Önünde yumuşak kavisler çizerek büyüyp küçülen ve bir zamanlar orman olduğu sölyenen tepeler. Bınlerce yılın yaşanmışlığı, kalıntıları, sesleri, nefesleri. Her Anadolu köşesi gibi, kadim topraklar ve bir çok medeniyeti ağırlamış, yorgun ama bilge topraklar.
Sağ tarafta görünmese de Ashab-ı Kehf (Mağara Arkadaşları yani Yedi Uyurlar) makamı durur. Dikyanos’un zülmünden kaçan gençlerin 309 yıl uyuduğu kesif kayalardan oluşmuş o masum ve mahfuz mağara. Uyandıklarında II.Teodosyus imanlı ve merhametli dokunuşu ile kayboldukları mağara etrafına kilise yapılır. Sonra 1200 yıllarda Büyük Selçuklu’ların eli dokunur bu kutlu mekana ve Han, Ribat ve mevcut kiliseyi de içine alacak şekilde cami inşa edilir. Hikaye uzun, merak eden bulur okur. Mesele şu ki baktığımız manzaranın hikayesini bilmek, onu daha anlamlı hale getiriyor. 
Göksun çayının uzayıp giden havzası ve onun suyu ile sulanmış kavak

Aağaçlarının altın sarısı yaprakları doyumsuz bir manzara sunuyor bize …