Batı’nın en büyük ahlaksızlığı: Müdahalecilik

11 Eylül’ün ardından, İslam ülkeleri coğrafyasında uzun zamandır Batı’nın doğrudan müdahalelerine şahit olmaya devam ediyoruz. Batı ülkelerinin müdahale ettiği her ülke istinasız şekilde bir harabeye dönerken dünyadaki muhtelif ülkeler, bu konu hakkında çıkarları adına veya güçsüzlüğünden dolayı sessiz kalmaya devam ediyor. Bu yazıda, Batı’nın askeri müdahaleleri ardından ülkelerin nasıl “failed states” yani egemenlik vasfını yerine getiremeyen devletlere nasıl dönüştüğünü gözlemleyeceğiz.

Libya: Bir zamanların petrol zengini

En yakın tarihte gerçekleşen Batı müdahalesi olan Libya’da, Muammer Kaddafi’yi devirmek adına, Fransa’da Sarkozy yönetimi müdahalelerin başını çeken ülke oldu. Adeta savaş çığlıkları atan “filozof” Bernard Henri-Levy’nin sinyal vermesiyle Fransız Hava Kuvvetleri Libya’ya bombaladı.

Libya’nın GSYMH’sı

Kaddafi her ne kadar demokrasiden nasibini almış muhteşem bir lider olmasa da, Libya, Mağrip ve Afrika ülkelerinin en zengin ülkesiydi. Libya’nın gayri safi yurtiçi hasılası 2010 yılında 74 milyar dolarken 2014 yılında, ülke içi karışıklıklar ve istikrarsızlık dolayısıyla bu rakam sadece 40 milyar Amerikan doları seviyesinde kaldı.

Ülke ekonominin bu denli sekteye uğraması, petrol üreticilerinin arasında yaşanan silahlı çatışmalardan ve ülkenin aşiretler arasında bölünmesinden kaynaklanıyor. Kaddafi’nin gidişinden sonra 3 e bölünen ülke istikrardan yoksun bir görüntü çizerken, aşiretler her gün birbirlerine üstünlük sağlamak adına adına batılıların verdiği silahlarla birbirlerini katlediyor.

Libya’daki son durum

Ekonomik görünümü bir kenara bırakıp sosyal alana göz atıldığında, Kaddafi’den önce gelen Libya Başbakanı Mahmud Sulayman al-Maghribi döneminde Libyalıların okuma yazma oranı %10 seviyesinde seyrederken Kaddafi döneminde bu oran %90’a kadar yükseltti. Libya’da ise açlık sınırının altında yaşayan insan sayısı ise sadece %5 civarındaydı. Kaddafi’nin gidişinden sonra devletin tamamen yok olması, eğitim müfredatını sildi ve eğitim sistemini tamamen baltaladı.

Batı Libya’ya niçin müdahale etti?

Kaddafi, Batılı ülkeler yakın temasta bulunmasına karşın, onların isteklerini her daim yerine getirmedi. Afrika’da oluşturulacak Amerika Askeri komutasını desteklemeyen Kaddafi, aynı zamanda petrol ticaretini kendi ürettiği “Gold Dinar” üzerinden gerçekleştirmek istedi. Bu durum Batılıların hoşuna gitmediği gibi, ayrıca Libya merkez bankasının tün hisseleri devlete aitti. Bu da ülkesini ekonomik olarak kapalı bir hale getirse de, kendi parasının üzerindeki yapılabilecek spekülasyonları minimuma indirgedi.

“Demokratikleşme” adına yapılan müdahale, aslında Kaddafi’nin dünyanın geri kalanına ayak uydurmadan kendi yoluna devam etmesinden dolayı gelişti. Kaddafi, Latin Amerika’lı bazı diktatörler gibi Batı’ya boyun eğen bir yapıya sahip olsaydı, belki bugün kendisini halen Libya’nın başında görebilirdik.

Irak: Mezhep çatışmasının beşiği

Komşumuz Irak, Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) tarafından 2003 senesinde, Birleşmiş Milletler’in (BM) onayı olmaksızın, kitle imha silahı bulundurduğu gerekçesiyle istila edildi. Amaçlarından birinin Saddam Hüseyin’i ele geçirmek olan Amerikalılar operasyonu başarıyla tamamladıktan sonra, ülke kaostan kurtulamadı.

Irak Etnik Haritası

Kompleks bir etnik haritaya sahip olan Irak’ın müdahaleden sonra mezhepsel çatışmaya girmesi çok olağan bir durumdu. Fakat A.B.D.’li yetkililer kendi perspektiflerinden bu durumu değerlendirmelerinden dolayı, bu öngörüyü yapamadı.

Saddam Hüseyin 1998 yılında kendi halkına kimyasal silah kullanmasına, ve bir diktatör olmasına rağmen seküler yapısından dolayı ülkeyi bir arada tutan tek ünsurdu. Savaş öncesinde sivil ölümler binde 5.5 ken ABD’li askerlerin savaşa girmesiyle sivil kayıplar had safhaya vardı. Sivil kayıplara bir de askeri kayıplar da eklenince, Irak adeta bir “ölüm çukuruna” dönüştü.

Senelere göre Irak’ta yaşamını yitiren sivil sayısı

Saddam Hüseyin’in idamından sonra, ülkeyi bir arada tutan tek unsur da yok olduğu için, Irak kaosa sürüklendi. Sokak başlarında intihar bombası patlatan teröristler, birbiri ile çatışan muhalif grupların sayısı arttı. Devletin otoritesinin kalkmasının ardından derin mezhepsel ayrılık yaşayan topluluklar, dini oluşumlara yöneldi. Suriye iç savaşının yayılmasıyla bu dini gruplar Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) himayesine girmesiyle Irak’taki durum daha da kompleks bir yapıya büründü.

ABD’liler, Irak’tan çekilmeden önce orduyu temizleyip yeni teçhizatlar ile yeni bir ordu kurarak ayrıldı. Geriye bıraktıkları ordu, IŞİD’den teçhizatlarını bırakarak firar etti. Bu da teröre karşı devletleri daha zor bir pozisyona soktu.

Peki Batı Irak’a niçin müdahale etti?

Kitle imha silahı bulundurduğu gerekçesiyle istila edilen Irak, Libya gibi petrol zengini bir ülke olmasıyla biliniyor (Dünya rezervinin yaklaşık %9’u). Amerikalıların Irak’ı istila ettikten sonra petrol haritası ise aşağıdaki gibi şekillendi.

Pek bir yoruma gerek olmayan haritada neredeyse tüm şirketlerin batılı ülkelere ait olduğunu görebiliyoruz.

Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, bir kitabında devletten bahsederken şunları söyler: “Devlet birçok kapitalin toplandığı bir kavramdır: zorlayıcı (polis asker), ekonomik, kültürel, öğretici ve sembolik kapital. Devlette oluşan güç toplanması bir tür “meta-kapital” oluşturarak, farklı güçleri elinde tutanlara üstünlük sağlar”

Batılı bir sosyolog olan Pierre Boudieu’nün bu sözünden çıkarım yapmayan devletler, işine geldiği gibi davranarak ülkeleri ve içinde yaşayan sivilleri drama sürüklemeye devam edecektir.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Cem Ç.’s story.