Üç yıldırlı okuduğum mühendislik fakültesinde bir çok şeyle karşılaştım. Ancak bunların en ilginci mühendis olmaya gelenlerin bu kelimenin anlamını dahi bilmemesiydi. İnsan olmak istediği şeyin anlamını nasıl bilmez diye düşünüyorum. Düşünmekle de kalıyorum.
Mühendis Arapça bir kelimedir. Hendese yapan kişidir. Belli girdileri yorumlayıp çıktılar üretir. Peki bir bilim midir? Aslında belli bir bilgi topluluğu ve geliştirmeye açık olduğundan bilimdir diyebiliriz. Ancak mühendise bilim adamı diyemiyoruz. Çünkü bilim adamı şüphecidir. Zaten bilim öyle gelişir. Mühendisse kesindir, sayılarla konuşur. Bir köprü söz konusu olduğunda mühendis bu köprü için belki yıkılır, belki yıkılmaz deyip deney yapmaz. Onun yerine direk bir sayısal aralık verir. 2000-2500 insanı veya 5000-7000 aracı taşıyabilir demesi gerekir. Peki mühendis bilim adamı değilse nedir?
Uzun zaman önce bir yazı okumuştum. Mühendisler için hem zanaatkar hem sanatkar diyordu. Çok doğru bir tespit olduğunu düşünüyorum. İşin el becerisi kısmı zanaat olurken tasarım kısmı sanat oluyor. Benim görüşümde mühendis eğitimleri bu yüzden çokda başarılı olamıyor. Çünkü işin zanaat kısmına kendini kaptırıyorlar. Hadi onu geçtim öğrencilerde zanaat kısmı için çırpınıyorlar. Sanat kısmını ise kimse düşünmüyor.
Zaten çoğu sanatın bile ne olduğunu söyleyemiyorken bunu beklemek abes kaçar. Bence sanat büyük resmi görmek ve o resmi en ince detayına kadar bilmektir. Kendi bölümüm için konuşursam, öğrenciler bir programlama diline kendini kaptırıyor. Halbuki o dilde ki if-else yapısının arkasında yatan mantığı göremiyor. Nesne tabanlı programlamanın arkasındaki deha onu şaşırtmıyor. O büyük resmi görmüyor ve görmek istemiyor. O sadece iş yapmak istiyor. Ayrık yapıları bilmeyen ve bununla programlama dilleri arasındaki mantığı kuramayan biri yazılım mühendisi olmamalıdır. Da Vinci müthiş bir mühendisti. Ama bunun sebebi dehası değil, sanatıydı! Bu zaten en iyi örnektir. En iyi mühendisler, en iyi sanatçılardan çıkar. Çünkü zanaat emek ister, çalışır ve yaparsın. Ama sanat yetenek ister, işte onu ne yapacaksın? Sanat eğitimi verilebilir mi, yoksa doğuştan mı gelir tartışılır. Ancak gözlemlerim sanat yeteneğinin doğuştan geldiği sonucuna varıyor. İşte bu yüzden seksen öğrencilik bir bilgisayar mühendisliği bölümünden en fazla on adam çıkıyor.
Bizim meslekteki insanlara en çok benzeyenler matematikçilerdir. Örneğin Alan Turing’i çok severim. Yapay zekanın önemini ilk kavrayanlardandı. Ancak eşcinsellik yüzünden zor bir hayat geçirdi. Siyanür enjekte ettiği bir elmayı ısırarak öldü. İşte bizim mesleğin böyle insanlara ihtiyacı var. Neden mi? Çünkü bu gerçek bir sanatçının sanatsal bir intiharıydı. Belki de Alan şunu diyordu:”En azından ben yasak elmayı tattım!”.
Email me when Cem Kıy publishes or recommends stories