Gel Otur Tüketim Kardeş

Bu tüketim çılgınlığı beni bile tüketiyor azizim. 
Yok yok, paranın satın alabileceği şeyler üzerinden değil benim asıl kavgam. 
Gerçi onunla da kavgalıyım.

Oraya sonra geleceğim.

Asıl meselem, doğayı, insanlığı, her şeyi tükettiğimiz yetmezmiş gibi duygularımızı bile tüketiyor oluşumuz.

Bir sosyal medya butonu ile kabarttığımız arkadaş listeleri, 
Bir fotoğrafına vurulduğumuz sözde sevgiler, 
Bir mesaja bakan ilişkiler…

Heh işte, asıl meselem bunlarla benim.

Nasıl olur da bir buton kabartır sana değer veren insanların listesini? 
Hangi akla hizmet değersizleştiğinde silinebiliyor bu insanlar aynı hızla? 
Değer dediğimiz olgu bu kadar mı basit?

Sözde modern hayatlarımız, henüz evrimini tamamlamamışken atıyor kendini duygu sellerine.

Yine sözde modern hayatlarımızın getirdiği duygu mutasyonları yaşıyoruz.

Sabah mutluluğa uyanan gözlerimiz, akşamında insanların yok oluşlarına tanık oluyor.

Ne demek yahu bunlar? 
Ya benim küçük beynim bu hisleri anlayacak kadar büyümedi, yada ben bu düzenin bir parçası olamayacak kadar duygularına inanan bir aptalım.

Ne yapıyoruz? 
Plastik çöpler gibi, yada cam kavanozlar gibi duygularımızı mı dönüştürüyoruz?

Dünün kıymet verdiğimiz bireyleri, jet hızıyla ‘hiçliğe mi’ oynuyor?

Medeniyet şovlarına da girişmiyor değiliz.

Yok oluşlardan sonra tutunduğumuz cool tavırlar ‘medeniyet şovları mı, yoksa olgunluk göstergesi mi?’

İnsanlığımızı kozmopolit robotlara dönüştürmekten başka ne yapıyoruz her yeni günün başında? 
İnsan bu. 
Metro değiliz.

Kaçırdığımız da 5 dakika sonra yenisi gelmiyor.

Hayatımda duyduğum en iğrenç cümledir mesala. 
Önümüzdeki maçlara bakacağız… ??

Ne demektir bu ? 
Nasıl oluyor da insanlar verdikleri değerleri hiçe sayıp, hiç olmamış gibi yollarına devam eder?

Ben bunlara duygusal mutantlar diyorum.

Hissediyoruz, yaşıyoruz. Ortalama 60 yıllık hayatımızda insanları sıkıştırdığımız kalıplardan vazgeçmek yerine keşfetmeyi bir türlü beceremiyoruz.

Görmek istemeyeceğimiz kadar kalıplaştırdık o dünyaları. Arkadaş, dost, sevgili, eş.

Gittiğinde insanlar 
Hiç olmamış değiller, sadece orada yoklar!

Damarlarına kadar hissettiğin her şeyi nasıl hiç olmamış sayabiliyoruz?

Ne çabuk midemiz bulanır oldu anılardan? 
Zaten bizde plastik şişeydik. 
Özümüze dönüştürülmeyi, evrilip, devrilmeyi bekledik hep değil mi?

O yüzden bu dönüşümler, o yüzden bu duygusal mutasyonlar. 
O yüzden mutantlaştık.

Tüketmekten yorulmuyoruz.

Hayatlarımız arka planları giderek daralan lanet cendereler oldu. 
Olmaya devam edecek.

Hayatlarımızı değirmen taşı gibi öğüten bu düzene, Mega Machine’a hayır demek mesele. Diyebiliyor muyuz?

Desek insanlığımızı öğütmesine izin verirmiydik?

Ünlü bir iş adamıyla evlenip, boğazdaki yalısından hayata göz kırpan kadın mı olmalıydık? 
Yanlış yoldayız. 
Duygularımızı evirip, devirip tüketim topluma adapte etmediğimiz sürece ağlamaya mahkumuz.

O kadın hak ediyor çünkü aşık olunmayı. 
O kadın hak ediyor çünkü önceki hislerini plastikleştirmeyi başarmış.

O kadın ki ona dokunan ellerin hepsine aynı şekilde inlemiş. 
O kadın ki kahvaltı hazırlamamış, kahvaltı ayağına gelsin diye kadın olmuş.

Yada bir kesmin üzerine basa basa yükselen, sınıfları giderek çulsuzlaştıran o iş adamı mı olmalıydık? 
İnsanlığını dernek işleri ile maskelemiş, 
o kadını temalaştıran, 
Ali’nin babasını, Fatma’nın ablasının hayatını 10 saatlik mesailerde kıstıran adam…

Asıl o mu olmalıydık?

O adam hak ediyor sevilmeyi. 
O adam hak ediyor mutluluğu.

Konuşamadığımız, baş kaldıramadığımız şeyler var bu hayatta. 
Burnumuza ciğerden pis kokular geliyor da, burnumuzu tıkayıp ‘ hayat ne güzel ‘ diyoruz.

Kulaklarımıza çığlıklar geliyor. 
Aç bir çocuğun çığlığı 
Dayak yiyen bir annenin çığlığı 
Babasının tecavüz ettiği kızın çığlığı 
Babaların ekmek kavgası çığlığı 
Aşk, ayrılık çığlıkları 
Terkedilen metalaştırılan 
hiçe sayılan 
yanlız bırakılmaya mahkum edilen 
insanların çığlıkları.

Kulaklarımızı kapatıyoruz.

Şşşşt aman!

şişşşt kapitalizm, şişşşşt neoliberalizm, şiiiiiişt yeni Türkiye aman hepsi rahatsız olur baş kaldırırsam.

Ne gerek var düzene ihanet etmeye değil mi?

Anılarımdan değil, anıları yok sayanlardan midem bulanıyor.

Servet transferleriyle, sınıf savaşıyla, adam kayırmalarla, ahbap çavuş kapitalizmiyle, oligarşik yapılanmalarla benim kavgam….

İman etmeyeceğim ben bu düzene. 
Ama sorarım şimdi kendime,

İflah olmaz bir romantikmiydim? 
O güzel çağların otobüsünü çoktan kaçırdım mı? 
Evrilmediğim için ağlamaya, acı çekmeye mahkumum değil mi?

Nefret kussam bile beni de mi öğütecek bu düzen?

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Cemre Özgüzel’s story.