Sosyal Medyada “İntiba” Yönetimi

Sosyal medyada “itibar” yönetimi üzerine yüzlerce makale, bir o kadar da sunum bulabilirsiniz. Markaların ya da ünlü şahsiyetlerin sosyal medya görünürlüklerini yöneten iletişim profesyonellerinin sıklıkla kullandıkları “İtibar Yönetimi” ifadesi kurumsal seviyedeki bu hizmetin jenerik adı oldu.

Ben farklı bir konuya, “kişisel seviyedeki” sosyal medya itibar yönetimine değinmek istiyorum. Adını bu şekilde koymasak da, ünlü bir şahsiyet ya da marka olmayan çoğunluğumuz için sosyal medyada olan bitenler bir itibar yönetiminden çok “intiba” yönetimidir. İntiba “izlenim” demek, o da TDK’nın açıklamasına göre “Bir durum veya olayın duyular yolu ile insan üzerinde bıraktığı etki” anlamına geliyor.

Şunu farkediyorum ki bireylerin sosyal medya paylaşımları, o kişilerin ne olduklarının, nasıl yaşadıklarının, nasıl bir “persona” yarattıklarının küçük bir penceresi olmuş durumda. Örneğin, yalnızca çıktığı tatillerden görseller, videolar paylaşan bir kişi hakkında zihninizde “Sürekli tatile çıkıyor, çalışmıyor mu bu adam?” izlenimi oluşuyor olabilir. Yalnızca spor yaparken aynada çekilmiş fotoğrafını paylaşıyorsa, veya yalnızca gece kulübünden anlık videolar paylaşıyorsa bu kişileri sürekli spor yapan, gece alemlerden alemlere akan biri olarak kafanızda kodluyor olabilirsiniz. İşin garip kısmı bu kişilerle gerçek hayatta bir araya geldiğinizde kendinizi “Ya sen spordan çıkmıyorsun, bu ne hal” diye düşünürken ya da “Karaciğeri mekanda bıraktın herhalde, her gece her gece ne eğlendin arkadaş” diye takılırken bulabilirsiniz.

Halbuki sosyal medyada bireylerin bıraktıkları intiba ile gerçek arasında bazen az bazen de inanılmaz farklar bulunabiliyor. Bir hafta sonu telefon edip “Görüşelim mi?” diye sorabileceği arkadaş sayısı yirmibeşi geçmeyen her insanın sosyal medya hesaplarında yüzlerce arkadaşı ya da takipçisi var. Facebook’un sürekli güncellenen akıl karıştırıcı istatistiklerinden birine göre ortalama bir Facebook kullanıcısının 155 arkadaşı bulunuyormuş. Hatta bu yazıyı okuyan kişilerin arkadaş sayısı ortalaması bunun da en az iki katıdır. Ancak bu “arkadaş” güruhunun “Gel akşam bir şeyler içeriz” diye sorulabilecek kısmı çok küçük bir kısmı çıkacaktır.

Dolayısıyla, daha önce de dediğim gibi, ünlü bir şahsiyet değilseniz itibarınızın bu ortalama 155 arkadaşınız için çok da önemli olmadığını içten içe bilmektesinizdir. Bu arkadaşlar ve zamanla onlara eklenecek diğerleri için tek yaptığınız şey ise “kalıcı görsellerle bir intiba yaratma eğilimi”dir. İyi yemekler yiyen, güzel yerlerde tatile giden, şık kıyafetler giyen, sıra dışı sporlarla uğraşan, hızlı araç süren, fanatikçe taraftarlık yapan, devrimci görüşleri olan, bir kedi yavrusu için canını bile feda edebilecek gibi yüzlerce seçenekten bir veya bir kaçını persona olarak kendinize seçiyorsunuz ve sürekli onlar üzerine oynuyorsunuz. Ve insanlar (arkadaşlarınız) da size karşı sınırlı ilgileri ve hafızaları ile zihinlerinde sizleri uygun bir kategoriye yerleştiriyor. Çünkü siz farkında olarak ya da olmayarak “Sürekli tatile çıkan”, “Çocuğuyla aşırı derecede ilgili olan”, “Sabahtan akşama şık şıkıdım giyinip gezen” gibi etiketleri seçip bunlar üstüne intiba inşa ediyorsunuz.

Yapmayın, etmeyin diyecek değilim. Öyle bir düşüncem de yok zaten. Bu yalnızca bir saptama. Yarattığınız ve karakterinizin sadece bir kısmını temsil eden dar bir persona ile bilinmekten, hatırlanmaktan, insanların timeline’ına düştükçe bu şekilde hafızalarda tazelenmekten ne derece hoşnutsunuz? Bunu düşünmekte fayda var. Çünkü sizi uzaktan takip eden yüzlerce insanda sizin gerçekliğinizden biraz farklı, biraz hormonlu, biraz değiştirilmiş bir intiba bıraktığınızı bilerek hareket etmeniz iyi olabilir.

Bıraktığınız intibadan memnunsanız, devam öyleyse…