Yurt dışına taşınırken yaşadıklarım

Daha Türkiye’den ayrılmadan verdiğim bir karardı bu yazıyı yazmak. Baştan sona ne yaşadıysam yazacağım, ve umarım benden sonra benim gibi yurt dışına çalışmaya gitmek isteyen kişilere rehber olacak yazdıklarım diye düşünmüştüm. Başlangıç aşamasından itibaren, hepsini tek tek yazmaya çalışacağım, ve uzun bir yazı olacakmış gibi hissediyorum. Dur bakalım…

Bunu bir ön söz olarak alırsanız, yazıyı okumadan ön bilgilendirme olarak şunu söyleyeceğim, bu benim şahsi deneyimlerimi aktardığım bir yazıdır, hiç bir genelleme içermez. Dolayısı ile bunları birer ahkam olarak değil, sadece yaşadığı deneyimleri aktaran birinin, nacizâne aktarımı olarak görmeniz hayrınıza olacaktır.

İş görüşmeleri:

Dışarıdan bakınca oh adam süper işini ayarlamış hop diye geçmiş diye düşünülüyor ilk adımda. Benimki öyle olmadı, baştan söyleyeyim.

Abartmış da olmak istemem, ancak en az 10 farklı şirketle görüştüm diyebilirim. Ülke olarak en başta Hollanda, sonrasında Almanya, İsveç, İngiltere ve şu an belki hatırlamadığım bir çoğu ile denemelerim oldu. En çok Hollanda ile görüştüm. Ve o oldu.

İsim vermeyeyim, bir şirket ile 6 ay ara ile iki kere görüştüm. İkisinde de reddettiler. İlkinde ingilizcen yetersiz demişlerdi, sonrakinde kültürlerimiz farklı dediler. Canları sağ olsun.

Bu kültür vs. detaylarına farklı başlıkta değinmeye çalışacağım.

Toparlamak gerekirse 10 farklı şirketle 20'den fazla görüşme yaptım. Sonunda Philips ile anlaştık. Güzel de oldu. Bunun detaylarını da farklı başlıkta anlatacağım.

Bu başlıkta almanız gereken bilgi şu: Yurt dışına çalışmaya giden herkes hop diye iş bulup gidemiyor. Duruma göre uğraşmanız çabalamanız gerekebiliyor. Ben bunu bir sürü görüşme yaparak başardım, herkesin böyle oluyordur diyemem ama bir şekilde yurt dışında çalışacak seviyede olduğunuzu (hem bilgi, hem dil, hem kültür açısından) ispatlamanız da gerekebilir.

Kazanç, gelir, title vs. beklentileri, çalkantıları:

Yurtdışı görüşmelerine başlayınca şunu gördüm, bizdeki gibi ara titlelar, maaşı yüksek verebilmek için taklalar filan yok. Senior developer olabilirsin. Seviyelendiriyorlar, genelde 10'luk dilimler şeklinde oluyor. Sallıyorum şirket sana teklif yaparken diyor ki sen 70 seviyesinde senior developer’sın. Ona göre bir teklif yapıyor. Genelde gelir seviyesi de çok farklılaşmıyor. Yine benim aradığımda gördüklerim şu şekilde idi, yıllık 48.000–62.000 € arasında bir ücret alınabiliyor seviyene göre. Brüt rakam bu. Vergiler ülkeye göre değişkenlik gösteriyor. Belki zaman ile bu değişir, ülkeye göre farklılık gösterir bilemem. Ama benim başvurduğum ülkeler genelde bu civardaydı.

Ülke değiştirecek kişiler gideceği ülkenin vergilendirme biçimini göz önüne alırsa ve buna göre plan yaparsa iyi olur.

Ben şöyle bir yöntem izledim, doğruluğu yanlışlığı tartışılabilir: Hollanda’nın asgari ücret seviyesini baz aldım. Bu ücretin bir kişinin ne şekilde yaşayabileceğine ne kadar işini gördüğüne baktım. İyiydi. Aylık yanlış hatırlamıyorsam 1200 € net civarı kazanıyorlar, minicik tek odalı bir dairede, çile çeker gibi değil de normal yaşayabiliyorlar. Tabi birlikte gideceğiniz kişi sayısını düşünmeniz ve normal mi yaşamak istiyorsunuz yoksa böyle rahat rahat yemeğimi dışarıda yiyeyim, işte her şeyi rahat yapayım mı istiyorsunuz ona göre planlama yapmanız yine hayrınıza olur. Benim anladığım senior software developer olarak arada bir yerde hafif rahat ama çok da değil, yaşanabiliyor.

Anlaşma sonrası atılan adımlar, durumlar, duygular:

Bir şekilde anlaşma sağladık. Eşimle konuştuk, kararımızı verir gibi olduk. Ama ailelere sorulacak. Öyle kafamıza göre gitmeyelim dedik. Önce eşimin babası ile sonra benim babam ile bir görüştük.

Önce eşimin babası yok ne işiniz var işiniz gücünüz iyi gitmeyin dedi. Sonra abisi devreye girdi. Dedi işte böyle fırsat kaçmaz, o da iş bulur, döndüklerinde hayırlarına olur, yaşları genç vs. neyse bir şekilde onayı aldık. Benimkiler de zaten sağolsun direk sen nasıl istiyorsan yap dediler ve gitme kararı alınmış oldu.

İşlerden istifa edildi, arkadaşlarla vedalaşıldı, bol bol eşimle baş başa ağlanıldı. Kolay değil onca arkadaş, eş dost bırakılıp gidilecek. Ağlamadan olmaz.

Yeni şirketim konsolosluğa bu adam bizimle çalışacak vize verin gari gibi bir yazı yazması için Hollanda’daki expat centera istek yolladı. Bir kaç gün sonra yazı geldi. Yazı gelince onunla İstanbul’daki Hollanda konsolosluğundan randevu aldık, fotolar çekildik. Randevu ile konsolosluğa gittik ve vizemizi aldık. Tüm bunlar iki hafta filan sürdü.

Bu arada yeni şirketim sağ olsun ev ayarlama, çalışma vizesi alma vs. konularında çok yardımcı oldu ve bir şekilde her şey ayarlandı. İstanbul’daki ev dağıtıldı, satılacaklar satıldı, ailelerle ve arkadaşlarla tek tek vedalaşıldı. Gelen oldu, gelmeyen oldu, gelemeyen oldu. (Detayları atlıyorum)

Uçağa bindik. Binerken bir hatamız oldu onu da aktarayım, sonuçta ülke değiştiriyoruz. O kadar filtreleme yapmamıza rağmen kocaman 4 bavul ve 4–5 ufak çanta ile uçağa binme gafletinde bulunduk. Tabi dikkat etmeyince 30 kilo fazla ile binmek istemişiz, ve THY’de sınırı aşıyorsan uluslararası uçuşta kilo başına 7€ ödemen gerekiyormuş. Mecburen 210€ bayıldık, bavulları götürmek uçak biletinden pahalıya geldi. Bavulları kargolasaymışız daha iyiymiş. Neyse, biz yandık, siz yanmayın.

Bu aralar hızlı geçiyor ya, bunları hep düşünün. O aralarda neler oluyor. Uçağa ilk binince nasıl hissedeceksiniz, arkadaşlara, anneye babaya son sarılışta, işten ayrılışta neler yaşanacak bunlar aklınızda bir oluşsun. Önemli çünkü.

Ben mesela şirketten ayrılmadan şunu hissettim. Sanki ayrılma günü yaklaştıkça ben ufak ufak siliniyordum. İnsanlar ufak ufak beni unutmaya başlıyor, görmezden geliyordu. En ufak bir etkinlikte o zaten gidiyor deniyor ya, onun etkisi sanırım. Değişikti.

Hollanda’ya varış ve buradaki ilk izlenimler:

Vardık, bizi elinde ismim yazan bir kağıtla şirketteki kontağım karşıladı. Kocaman bir araba kiralamış sağ olsun, bütün eşyalarımız sığdı. Aldı ofise götürdü, arkadaşlarla tanıştırdı, evimize bıraktı. Bırakırken de bir liste verdi. Burada yapılacaklar listesi. İçinde şunlar var:

1- Banka hesabı açılacak, randevu.

2- Expat Center’da kaydınız yapılacak, residence permit ve BSN number (buradaki kimlik no gibi bir şey.) alınacak, randevu.

3- Vergi affı gibi bir durum var, onun için randevu.

Bunları tek tek hallettik. Bu arada burada yaşamayı öğrenmeye başladık.

Avrupa’da medeniyetin dışında, Türkiye’dekinden farklı bir ekonomi anlayışı da var. İlk gözümüze çarpan bu oldu.

Örneğin Türkiye’de 300 liraya alınan bir parfümü 20€ ya görebiliyorken, yine Türkiye’de 10 tanesi 2 lira olan bir toka burada 4€ olabiliyor. Tabi şampuan 5€ oluyor falan. Ona daha alışamadık.

Bir de buradaki ilk öğrendiklerimizden biri şu oldu, insanlar ve kurumlar biraz fazla düzenli. Yani belki doğrusu bu, bilemiyorum. Ancak şöyle bir olay yaşadık: Özel bir kuruma vergi ile ilgili destek alabileceğimiz söylendiği için, ortamı biraz tanırız hem diye gidelim dedik. Eşim ile çıktık, zar zor yeri bulduk. Kapıda diyafonda şöyle bir diyalog yaşadık:

  • Kimsiniz?
  • Biz vergi konusunda destek almak için geldik.
  • Şu an meşgulüz, randevu alın öyle gelin.

Yani diyor ki kardeşim bura dingo’nun ahırı değil. Randevunu al, gel. Kafana göre gelme.

Neyse, çok uzadı konu.

Ama bunu bir başlangıç olarak düşünelim.

Bu yazı biraz uzun oldu farkındayım. Daha işe başlamadım. İşe başladıktan sonraki alışma ve dönüşme sürecimi de adım adım buradan sizlerle paylaşmak niyetindeyim.

Buradan daha çok hikaye çıkar!