Herkül’ün açtığı yoldan Kalavryta’ya

Kışın sıkıcılığından sıyrılıp sıradışı bir tren yolculuğu yapmak ister misiniz?

Dört yanımız binalarla çevriliyken bir de hava griye bağlamış, sabah karanlığında ofise gitmek için sıcak yatağımızdan kalkıp trafikte saatler geçiriyor, üşüyor, ıslanıyor, birkaç dakika sonra toplu taşımada üzerimizdeki kat kat kıyafetlerin ağırlığı ve arkalı önlü sıkıştıran insan güruhunun vücut sıcaklığıyla terler döküyoruz ve içimizden kışa lanetler okuyoruz. Kış insanları ‘Yapış yapış olup sıcaktan erimiyoruz en azından’ diye karşı çıkacak hemen ama kendimizi bir sahil kenarına atıp nefes alabilme şansımız saklı duruyor. Kışın ise tüm bu koşuşturmacanın içinde bir tatile gerçekten de ihtiyacımız var!

Üç sene önce taşındığım Yunanistan’ın en güzel yanı ise tatil deyince mevsim tanımaması. Yunanistan gerçekten tatil cenneti. Aklınıza hemen beyaz duvarlı, mavi panjurlu evler, masmavi bir deniz gelebilir. Ama seçenekler bununla sınırlı değil. Size Yunanistan’ın az bilinen rotalarından biri olan Kalavryta’dan bahsetmek istiyorum.

Kalavyrta küçük bir dağ kasabası, hemen yukarısında Yunanistan’ın en büyük kayak merkezlerinden biri bulunuyor. Buraya kadar aslında her şey sıradan. Ama asıl heyecan verici kısmı kasabaya ulaşmak için yapılan saatlik tren yolculuğu.

Mora (Peloponnese) yarımadasındaki Achaea bölgesinde bulunan Kalavryta’ya gitmek için Atina’dan özel araba veya otobüs ile 3 saat uzaklıktaki sahil kasabası Diakopto’ya ulaşmak gerekiyor öncelikle. Diakopto’da Rack Railway istasyonunu buluyoruz, 9 Euro’luk tren biletimizi alarak belli saatlerde kalkan trenlerden birisine biniyoruz. Ve tren yavaş yavaş dağları yaran Vouraikos vadisine doğru yol almaya başlıyor.

Bu büyülü doğaya dalmadan önce Diakopto’daki marketlerden bir şişe köy şarabı almanız tavsiye olunur.

Sadece birkaç dakika sonra mevsime göre yemyeşil veya bembeyaz bir doğanın içine dalıyoruz.

22 kilometrelik yol boyunca muhteşem bir manzarayla başbaşasınız.

Kayaç dağlarla çevrili ve çam ağaçlarıyla dolu ovada devam eden Odontotos tren yolu giderek daralan vadide kıvrılıyor. Tünellerden, kayaçların altından geçiyor, çam ağaçlarıyla selamlaşıyor, şelalaler oluşturarak akan nehir8in yanından, gizemli mağaraların önünden ve tünellerden geçiyor. Siz de trende fotoğraf çekeceğim diye kendinizi bir oraya bir buraya atıyorsunuz. Bizim gibi en ön vagona binenler şanslı çünkü trenin ön camı da devreye giriyor ve panoromik bir manzaraya dahil oluyoruz. Manzarayı fotoğraflarla anlatmak en güzeli, o nedenle daha fazla yazmıyorum.

Portes tüneli

Vadi adını Herkül’ün sevgilisi Boura’dan alıyor. Efsaneye göre Herkül sevgilisine daha yakın olmak için kılıcıyla yolu kapatan kayayı yararak vadiyi açıyor. Portes adı verilen ve vadinin en dar noktası olan tünelin girişinde eskiden demir bir kapı bulunuyormuş ve yerel halk her seferinde geçiş ücreti ödüyormuş. Günümüzde ise her daim açık tutuluyor.

Rack railway yani dişli trenler tekerleklerindeki dişlerle raylardaki dişlerin birbirine tam oturması sayesinde özellikle dik yamaçlı, dar ve tehlikeli geçitlerin olduğu dağ yollarında kolaylıkla ve güvenli bir yolculuk imkanı sağlıyor. 120 yıllık bu tren yolunda şimdiye kadar gerek trene binenler, gerekse trekking yapanlar açısından hiçbir kaza yaşanmamış.
Kalavryta ismini kasabadaki suyun bereketine gönderme olarak Yunanca kala ‘iyi’ ve vryta ‘kaynak suyu’ sözcüklerinden alıyor.

Tren yolculuğu Kalavryta tren istasyonunda sona eriyor. Tadı damağımızda kalıyor. Deniz seviyesinden 700 metre yukarıda, Helmos dağının yamacında bulunan Kalavryta kasabasını birkaç saatte yürüyerek gezmek, ardından yöresel tavernalardan birinde leziz bir et yemeği yemek mümkün.

Mutfak genellikle ızgara kuzu, domuz, dana eti veya soslu etler, köy makarnaları gibi çeşitlerden oluşuyor.

Kalavryta’nın merkezini iki paralel ve trafiğe kapalı bulvar yol oluşturuyor. Yolun kenarlarında hediyelik eşya ve yöresel yiyecekler satan dükkanlar ile tavernalar bulunuyor.

Geceyi kasabada geçirmek isterseniz hoş bir butik otel bulmanız mümkün. Biz şömineli ve vadi manzaralı 4 kişilik bir odaya sabah kahvaltısı dahil 70 Euro ödedik.

Trenle gidip yürüyerek dönün!

Seyahatin bir diğer heyecanlı yanı ise trenle gelip, yürüyerek dönmek. Tren yolu aynı zamanda harika bir trekking rotası. Sabah erken uyanıp, sıkı bir kahvaltı ettik, otoğraf makinanızı hazırladık ve yola koyulduk.

Yolculuğa çıkmadan önce çantanızı minimum eşyayla doldurmanızda fayda var.
Sevimli hayvanlar da yürüşünüzde size eşlik edecek.

Diakopto’ya ulaşmak aşağı yukarı 6 saat kadar sürüyor. Yolun 9. Kilometresinde bulunan Kato Zachlorou köyünde yemek molası verip, nehrin üzerindeki balkonda ızgara et yedik.

Kata Zachlorou köyünde trenin geçişi sırasında fotoğraf çekme yarışı yaşanıyor.

Sadece birkaç evin bulunduğu köyde minik ama tatlış bir tren istasyonu da bulunuyor. Bizim gibi bana bu kadar trekking yetti derseniz buradan trenle devam edebilmek mümkün.

Köydeki tren garı ismini Mega Spileon manastırından alıyor.

Bu arada Kato Zachlorou konaklamak için oldukça romantik. Hatta burada yer alan Romanzto hotel birçok eski filme de sahne olmuş. Köyün 2 kilometre yukarısında bulunan Mega Spileo manastırı Yunanistan’daki önemli manastırlar arasında.

Mega Spileo manastırı

Şehirdeki bütün erkekleri öldürdüler

Mora yarımadası Doğu Roma İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu hükümranlıkları, 2. Dünya Savaşı sırasında Alman işgali gibi birçok tarihsel dönemden geçmiş bir bölge. Kalavryta’nın da bu tarihte önemli ve acı bir hikayesi var.

Yıl 1943, ikinci Dünya Savaşı dönemi ve Nazi himayesindeki Alman işgal kuvvetleri Yunanistan’ın iç bölgelerindeki ilerleyişine devam ediyor. Yunan gerillalar ise dağlarda örgütlenerek işgale karşı direniyor. Mora’da görevli 117’inci Jager Birliği (Wehrmacht) gerillalara karşı Unternehmen Kalavryta (Operasyon Kalavryta)’yı başlatıyor. Operasyon sırasında 78 Alman askeri gerillalar tarafından yakalanarak infaz edilince Nazilerin yanıtı gecikmiyor. General Karl von Le Suire Kalavryta’daki bütün erkeklerin öldürülmesini emrediyor. Patra’dan yola çıkan birlik yol üzerindeki tüm köyleri ve manastırları yakıp yıkarak Kalavryta’ya ulaşıyor. Köydeki kadınları ve çocukları okul binasına kitleyerek ateşe veriyorlar. 16 yaş üstü tüm erkekleri de kasabanın yukarısındaki tepede toplayarak kurşuna diziyorlar. O gün kasabadaki neredeyse tüm erkek nüfus ölüyor.

Kadın ve çocukların hapsedildiği okul binası günümüzde soykırım müzesine ev sahipliği yapıyor. Müzenin bahçesinde yer alan bu heykel ise katliamı çarpıcı şekilde anlatıyor.

Sadece 13 erkek üzerlerine düşen cesetler sayesinde kurşunlardan korunarak hayatta kalmayı başarıyor. Kadın ve çocukların büyük çoğunluğu ise kilitlendikleri binadan kaçmayı başarıyor. Olayda 700’e yakın kişi öldürülüyor. Katliamın gerçekleştirildiği tepede bugün bir hatıra alanı bulunuyor. Kadın ve çocukların hapsedildiği okul ise soykırım müzesine dönüştürülmüş.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.