Pablo Escobar ve Narkofutbol

Resimdeki şahıs Kolombiya’nın, hatta dünyanın gelmiş geçmiş en büyük uyuşturucu Baronlarından biri olan Pablo Escobar… Kolombiya Futbolunu 1970'lerde ellerine geçiren uyuşturucu kartellerinin en bilinen ismi. Gerçi bu şekilde söyleyince ona ve içinden geldiği düzene biraz haksızlık ediyor gibi oldum, şöyle söylesem sanırım abartmış olmam: 70'lerin sonundan 90'ların ortasına kadar dünyayı kasıp kavuran Kolombiyalı Uyuşturucu Tacirlerinin marka yüzü. Kolombiya’da yeni bir sınıfın oluşmasına öncülük eden Pablo Escobar ve lideri olduğu Medellin Karteli, kazandıkları paraları aklamak, ve halkın gözünde oluşturdukları Robin Hood imajını doruk noktasına taşımak için pek çok sektörle birlikte futbola da el attılar. Onu blogun konusu yapan da bu yönü. Bölgenin en güçlü takımları olan Atletico Nacional ve Independiente Medellin’in en önemli sponsorlarından biri olan Escobar, şehrin her bölgesine futbol sahaları, spor kompleksleri inşa etmekten de geri kalmadı.

Kolombiya’da futbol Türkiye’deki gibi, adeta bir tutku… Latin havasını her şeyiyle yansıtan bu güzel ülkede işçisinden siyasetçisine, doktorundan hastasına, avukatından suçlusuna herkes futbol aşığı. Bu son figüre kadar saydığımız tüm figürler oyunu izlemekle yetinen kesim. Fakat son figür, seyretmeyi pek sevmeyen insanlardan oluşuyor. Kazanamadıkları oyunları oynamıyorlar, ya da oyunun kurallarını hep kazanabilecekleri şekilde yeniden yazıyorlar.

Kolombiya’da 70 ve 80'lerde suç demek, Kartel demekti. Türkiye’nin “Kartel’i” cehennemden çıkmayı başarabilmiş delikanlılardı, fakat Kolombiyanın delikanlıları genelde Kartellerin cehennemine girebilmek için yarışıyorlardı. Hemen her alanda kanlı bir rekabet içindeydi bu suç örgütleri. Medellin Carteli Pablo Escobar’ın, Cali Carteli de Orejuela kardeşlerin kontrolünde sırasıyla Kolombiya, Güney Amerika ve Dünyayı kasıp kavuruyorlardı.

Dünyada bilinen rekabetlerin tersine bu rekabet saha dışında başlamış, sonradan saha içine doğru kaymıştı. Aslında Cali Karteli futbola Escobar’dan önce adım atmıştı. Gilberto Orejuela, Kolombiya’da “Satranç Ustası” olarak tanınan, sahip olduğu istihbarat ağı, politik bağlantıları ve şeytani zekâsıyla rakiplerinden her zaman bir adım önde olan acımasız bir uyuşturucu baronuydu. Kardeşi Miguel Rodríguez Orejuela ile birlikte liderliğini yürüttüğü Cali Karteli, Los Pepes adıyla kurulan, Amerikan Delta Force güçleri ve CIA tarafından Escobar’ı öldürmesi için özel olarak eğitilen birimi finanse ediyordu. Futbolla ilgileriyse kardeşlerden Gilberto’nun Deportivo Cali’yi himayesine alma denemeleriyle başlıyordu. Fakat daha sonra da Escobar’ın planlarını bozacak olan efsanevi figür Alex Gorayeb önlerine geçici de olsa bir set çekince onlar da America de Cali ile idare etmeye devam edeceklerdi. Gorayeb’in hikayesini bir başka yazıya bırakalım ve devam edelim.

İdare demişken… Gilberto taraftarların gözünü boyamak için para musluklarını açmıştı ve bu transfer çılgınlığı taraftarı mest ediyordu. Willington Ortiz, Waldemar Victorino gibi dönemin en ünlü futbolcularından bazıları onlarla birlikte Cali’ye geliyorlardı. Daha sonra America de Cali’ye geçen Willington Ortiz, Kolombiya’nın gelmiş geçmiş en iyi 2 futbolcusundan biri olarak gösteriliyor. Waldemar Victorino da Cali’ye geldiğinde oyunun en popüler oyuncularından biriydi.(Uruguay Milli Takımıyla 37 maç, 29 gol) Diğer kardeş Miguel de ülkenin en ünlü takımlarından biri olan America de Cali’yi finanse etti. Ve kulüp tarihinin en iyi takımlarından birini kurdu. Oscar Mas, Willington Ortiz, Juan Battaglia, Aquino, Mazurkiewicz, Ricardo Gareca, Arnaldo Iguaran gibi oyuncularla özellikle yerel ligde, kısmen de uluslarası arenada oldukça başarılı oldular.

Dönemin Kolombiya Adalet bakanı Lara Bonilla bu duruma dikkat çekmişti: “Ülkenin tüm önemli futbol kulüpleri Uyuşturucu Tacirlerinin kontrolünde ve her türlü kirli işleri için bu kulüpleri kullanıyorlar. Şu anda 6 kulüp uyuşturucu tacirlerinin kontrolünde.” diyordu Lara. Yukarıda da zikrettiğim gibi Kolombiya’da bölgesel aidiyetler futbol üzerinden derin bir manayla temsil ediliyordu. Bu aidiyet ve sevginin bahçesinde kızıştırılan rekabet duyguları zirveye çıkarırken arka planda kara para aklama ve bahis tüm hızıyla sürüp gidiyordu. Bir şeylerin değişmesi umuduyla yola çıkan Lara, vekil seçilip meclise giren Escobar ve diğer Kartellerin üzerine acımasızca gitti. Bonilla’nın inatçı mücadelesi sonrasında Escobar’ın siyasi kariyeri bitti ve Amerika vizesi de iptal edildi. Bu, bardağı taşıran son damlaydı. 1984'ün 30 Nisanında, kendisine göre temizliği, muhaliflere göre ise başka bir şeyi sembolize eden “Beyaz” Mercedesinin içinde Escobar’ın adamlarınca katledildi.

Lara’nın suikast sonrası kana bulanmış Beyaz Mercedes’i.

Aslında bu suikast bile Escobar’ın “Takım oyununa” olan merakına dair ipuçları içeriyordu. Zira resmi hikayeye göre “Motorsiklet üzerindeki iki kişiden biri Lara’nın aracına saldırıp onu öldürmüş, Lara’nın korumaları da Motosiklete ateş açmış, katil Ivan Dario Guisato ölürken Motosiklet sürücüsü Bayron Velazquez hayatta kalmıştı. Fakat işin bir de resmi olmayan tarafı vardı. Domingo Velazquez ve Trino Pena, Maktul bakanın yakın korumalarının da bu işin içinde olduğu iddiaları Kolombiya’da gündemi hep meşgul etmişti.

Narkofutbol yeşil sahalarda beyaz fırtınalar estirirken, silahların, uyuşturucunun, kara paranın ve rekabetin gölgesinde oyun kendinden başka her şeyi temsil ediyorken tüm bu olaylar arasında sportif olarak en büyük başarıya ulaşan, aşağıdaki resimde Atletico Nacional’ın 1989 yılında kazandığı Libertadores kupasıyla görünen Pablo Escobar oldu. Bu kupanın sportif olarak manası çok derindi. Zira Kolombiya Ligini domine eden America de Cali, yani Cali Karteli, 87 ve 88'de Libertadores’i kazanmaya çok yaklaşmış, özellikle 87 finalini 120. dakikada yediği bir golle Penarol’e kaybetmişti. Oscar Tabarez’in Penarol’üne. Escobar, America’nın ağlamaklı gözlerle uzaktan bakabildiği kupayı ülkesine aşağıdaki gibi getirmişti.

1989 Libertadores Kupası Patron’un ellerinde
Pablo Escobar, Forbes’te…

Escobar, aynı yıl Forbes dergisinin dünyanın en zengin insanları listesinde kendine yer bulmuştu. Nasıl zengin olduğu önemli miydi? Forbes için hayır. Öyleyse bile, listede yer alanların pek çoğu gibi ona da bir melek maskesi takılmıştı elbette. Onun futbola yaptığı yatırımları, halkın gözündeki yerini, sahip olduğu medya gücünü de anlatan Forbes, genel kanının aksine halkın gözünde bir Robin Hood olduğunu aktarıyordu “kıymetli” okuyucularına. Atletico Nacional, aynı başarıyı ertesi yıl da tekrarlamaya çok yaklaşmıştı ki, Güney Amerika Futbol Federasyonu durumun vehametini “sonunda” kavradı ve olaya müdahil oldu. 26 Ekim 1989'da Independiente Medellin ve America de Cali arasında oynanan ve 3–2 Cali üstünlüğü ile biten maç sonunda Pablo Escobar hakemin “Cali Karteli” tarafından satın alındığına dair bir istihbarat almış, ve hakemin öldürülmesi emrini vermişti. Çok geçmeden, 15 Kasım 1989'da maçın hakemi Alvaro Ortega öldürüldü. Ve nihayet, Kolombiya ligleri tatil edildi. Bir yıl sonra Copa Libertadores’te Vasco da Gama ile karşılaşan Nacional maçı 2–0 kazanıyordu. Fakat Brezilya ekibinin başkan yardımcısı Eurico Miranda maçtan önce 6 silahlı adamın yanlarına, stadyuma geldiğini, kendilerini tehdit ettiklerini, oyuncuları korkuttuklarını açıkladı ve buna ek olarak bazı belgeleri de Güney Amerika Futbol Federasyonu ile paylaştı. Ve alınan karar neticesinde Kolombiya Kulüpleri, Yabancı takımlarla oynayacakları maçları yurtdışında yapacaktı. Şili, Venezuela, Amerika… Takip eden üç sezon boyunca Miami dahil olmak üzere 5 farklı ülkede maça çıktı Kolombiya takımları.

Amerika ve Miami’den söz açılmışken hemen hemen aynı dönemlerde Amerika’da ilginç bir futbol turnuvası düzenleniyordu. Philipp Morris tarafından Kolombiya takımlarının da katılımıyla düzenlenen bir futbol turnuvası: Marlboro Kupası. Bir sigara firması, Dünyanın uyuşturucu trafiğinin %80'ini yöneten Kolombiya takımlarını “Futbol Turnuvası” adı altında Amerika’da ağırlıyordu. Hem de yılda bir kaç kez. Bu Turnuva yılda “bir kaç kez” düzenleniyor, ve Kolombiya takımlarından biri ya da ikisi değil, altısı, tuhaftır ki Kartellerin kontrolünde olan takımlar katılıyordu. Bu turnuvalardan biri esnasında Miami Herald gazetesinde şöyle bir haber dikkatleri çekiyordu:

Soğuk Savaşı nihayete erdiren Amerika, rotasını Güney Amerika’ya iyiden iyiye çevirmiş, artık uluslar arası bir tehdit haline gelmiş olan Uyuşturucu Kaçakçılığını “kontrol” altına almak için harekete geçmişti. Escobar, çemberin daraldığının farkındaydı. Ve bütün kozlarını sahaya bu dönemde sürmüştü. Hükumetle bir anlaşma yapıp “Kendi inşa ettiği, içinde futbol sahası da olan” bir hapishanede çekmek istiyordu cezasını. İsteği kabul oldu, hapishaneden çok bir sarayı andıran “La Catedral’de” erken emeklilik rüyası gibi geçen aylardan sonra hükumet onu başka bir hapishaneye nakletmek istedi. Tabii, istihbaratı alan Escobar çareyi firar etmekte buldu. Nihayetinde çemberi iyice daraltan özel ekipler onu bir çatıda sıkıştırdı. Ezeli düşmanlarının da finansmanıyla (Cali Karteli 1 milyon $’a yakın maddi destek sağlamıştı bu ekiplere) özel olarak kurulmuş “Arama Birimi” radarına yakalanıyor, yeri tespit ediliyor ve kıstırılıyordu. Saklandığı yerden oğlunu aramış, bu aramalar da onun radara yakalanmasına sebep olmuştu. Oğlunun ifadesine göre ise, takip edildiğinin farkında olan Escobar, artık kaçmaktan yorulmuştu. Ve tüm bu aramaları bilerek, isteyerek yapmıştı.

Ölümüyle ilgili düzinelerce farklı hikaye var. Onu kendisinin öldürdüğünü hikaye eden pek çok insan, tek kelimeyle müthiş olan bu filme kendilerine göre bir final sahnesi anlatıyorlar. Aslında bu bile, Escobar’ın bir ikon olarak hayatta olduğunun başlı başına kanıtı sayılabilir. Bir insan hikayeleriyle yaşar, adı zikredildiği müddetçe bu dünyada bir yerlerde zamandan münezzeh bir yaşam sürer. Escobar sonrasında genelde Güney Amerika futbolunda özelde ise Kolombiya futbolunda bir dönem kapandı. Zorlu zamanlardan geçen ülke, futbolda asıl patlamayı meseleyi gerçek manada idrak edip ciddi altyapı yatırımları yaptıktan sonra yakaladı. Bugün ülkenin yüzü olan pek çok süperstar Avrupa’nın büyük liglerinde forma giyiyorlar.

Yalnızca profesyonel futbola değil, amatör sporlardan hayvanat bahçelerine, sağlık merkezlerinden ücretsiz eğlence merkezlerine pek çok yatırımı bulunan, işçi sınıfının desteğiyle vekil seçilen, çok tehlikeli bir isim olmasına rağmen kendini halk adamı olarak tanıtan bu Medellinli’nin izinden giden Türkler de -daha seyreltilmiş de olsalar- vardı elbette. Belki görünürde onun kadar “tehlikeli” sayılmazlardı ama onun kadar sosyal yardım düşkünü de değillerdi. Bencildiler. Tek ilgileri paraydı, ve paraya kolay en kolay ulaşabilecekleri yol da futboldu. İşlerini halkla değil, daha üst mertebedeki isimlerle görüyorlardı. Futboldan elde ettikleri birikimi ve itibarı daha sonra farklı alanlarda kazanca tahvil ediyorlardı. Hiç vermeden hep alarak…

Bu ilişkilerinin yanına “Kulüp Başkanlığı” sıfatını da iliştirerek kendi kişisel tarihlerini zaferlerle ve kazançlarla doldurdular. Ve yazık ki bu durumu açıkça ifade edebilecek Lara Bonilla’larımız olmadığı için biz onları sadece “Efsane Başkan, Büyük Başkan” olarak tanıdık.