Yabancı Sınırı Üzerine
Siz hiç “İşini iyi yapamadığı için” istifa eden bir TFF altyapı sorumlusu duydunuz mu? Ya da profesyonel kulüplerimizin altyapı birimlerinde “Beklenen faydayı sağlayamadığı gerekçesiyle” istifa eden herhangi bir isim duydunuz mu? TFF yöneticilerinden, kurullarından?
Duymazsınız. Çünkü dertleri konumlarından ibaret. Elde ettikleri konuma göre bir ahlâk geliştirirler ve bu ahlâkın kendisi, o konumu korumak üzerine şekillendirilir.
Bu görevlere insan atanırken liyakate pek bakılmaz. Ya da bakılsa bile, bu işte başarılı olan kimsenin başarısı 2. plandadır, önceliği kimin adamı olduğudur ne yazık ki. Dolayısıyla bu görevler genelde “hakederek” elde edilmediği için, bekleneni veremediğinde istifa edecek erdeme sahip değildir görev sahipleri. Örnekler bol, girip de uzatmayalım.
Bugün bu güruhun derdi yabancı sınırı olmuş. Futbolun bir krizde olduğu iddiasıyla, bu krizi yabancı futbolculara fatura ediyorlar. Tam şark kurnazlığı.
Eğer Türk futbolunda bir sorun varsa, bu sorunların en büyüğü kulüplerimizin içinde bulunduğu borç batağıdır. Ve kulüplerimizin rezil maddi durumu yabancıların değil, yerli yöneticilerin suçudur.
Aksine, yabancı futbolcu serbestisi Türk futbol piyasasını her manada dengelemektedir. Meseleye şovenist yaklaşan işbilmez siyasilerin, sahibinin sesi otoritelerin(!) ucuz manipülasyonlarını acıyarak izliyor futbolseverler. Çünkü biliyorlar, neyin ne olduğunun farkındalar.
Bu mâlum güruhun derdi futbolun gelişimi falan değil. Dertlerini şöyle bir sıralarsak;
Takımlara diledikleri gibi nüfuz edemiyorlar, Ayar çekemiyorlar. “Sadece futbol oynayan” futbolcu istemiyorlar.
Gerektiğinde manipüle edilebilecek, el pençe divan bekleyecek, ödenmemiş hakları, uğradıkları aşağılamalara karşı susup için abilerimiz bilir diyecek tipler istiyorlar.
İşini profesyonelce yapan, mesleğince yaşan oyuncular çoğaldıkça altyapıdan yetişen gençler de değişecek. Kendilerine daha profesyonel örnekler alacaklar. Daha farklı ufukları olacak, daha farklı hedefleri ve böyle gelişecek futbol. Siyasi, sportif kartellere biat ederek değil. Bunu istemiyorlar!
Bir kısım siyasi, antrenör, futbolcu eskisi ve futbolculardan oluşan bu yerli çeteler altyapıdan yetişenleri de kendilerine benzetiyorlar. Kurdukları yeniçeri düzeni böylelikle ilerliyor. Futbol, spor hikaye… Gençler bu yerli çetelerin tedrisatından geçerek tipik Türk futbolcusu oluyor. Uymayanlar yeteneği ne olursa olsun harcanıyor, “çiziliyor.” Bu düzenin değişmesini istemiyorlar!
Mevcut düzende futbolcu yetişmiyor kaygısı taşıyanlar bu ülkenin antrenörleri, futbolcu eskileri, sahibinin sesi gazetecileri değil, bu ülkenin futbolseverleriydi. Futbolseverler olarak kriterlerimiz farklıydı. Halbuki saydığımız aktörleriyle bu rezil düzen için pırlanta gibi isimler yetişiyordu. Çünkü düzenin çarkları için öncelik yetenekli birer sporcu olmaları değil, kirli düzenin devamlılığına sağlayacakları faydaydı.
Uzun vadede bu kırılacak. Futbolun bir temaşa olduğunu, spor olduğunu bilen, rekabeti ve mesleki ahlâkı ön planda tutan gençler yetişecek. Kısa vadede nelerin değiştiğini zaten görüyorsunuz. Profesyonelce yönetilen kulüpler hem maddi, hem de sportif anlamda rahatça ilerliyor. Rekabet artıyor, temaşa zevki gelişiyor. İnsanlar sahada futbol izliyorlar.
Kabiliyetli gençlerimiz Avrupa’nın büyük liglerinde boy gösteriyor. Süre alıyor, fark yaratıyorlar. Üstelik kimileri bunu daha ülkenin en üst düzey liginde bir dakika bile oynamadan yapıyor. İşte Çağlar Söyüncü… Önce Freiburg’a, ardından Leicester’a imza attı.
Özetle… Bu ülkenin futbolseverleri olarak sizler, bu memleketin spor yöneticilerin daha akil, daha vicdanlı, daha fedakârsınız. Futbolseverler olarak sizlerin de sayesinde değişen ve gelişen bu güzel oyuna futbol dışı muamelelere pabuç bırakmayın. Sesinizi yükseltin.
