Batının ilmini alıp ahlakını almama meselesi
Bizde bir laf vardır böyle, ‘aman batının ahlakını almayalım,’ diye. Bunu söyleyen insanların çoğunun da öyle ya da böyle muhafazakar bir tarafı vardır. Peki hiç düşündünüz mü nedir batının ahlakı diye?
Ben çok düşündüm ve bir süre önce şahit olduğum bir olay neticesinde, neden batının ahlakını almamamız gerektiğini anladım. Şimdi bunu sizinle paylaşmak istiyorum.
Almanya’da, bizdeki çay bahçeleri gibi bira bahçesi (Biergarten) denen acık hava mekanları vardır. Yazın sıcak bir gününde (sıcak dediysem buraya göre, 28 ˚C falan) evimin yakınlarındaki bir bira bahçesinde oturmuş bira içiyordum. Karşımda da belki ben yaşlarda bir çift oturuyordu. Önlerinde birer bardak bira ve küçük bir ekmeğin içine konmuş 30 cm uzunluğunda birer sosis, öpüşüyorlardı. O anda kafama dank etti bizdeki batının ahlakı tanımı: Toplum içinde fütursuzca alkol tüketen, domuz eti yiyen ve öpüşen, karşı cinslerden iki insan…
Sonra düşündüm kendi kendime, ne yapacak şimdi bu insanlar diye. Ve kendimce bir hikaye yazdım. Belki gerçek olmuştur, belki de olmamıştır, bilemem. Anlatması benden, dinlemesi sizden…
O iki insan domuz sosislerini midelerine indirip biralarıyla da susuzluklarını giderdikten sonra, muhtemelen evli olmadıkları halde beraber yaşadıkları ama kimsenin namus bekçiliğine soyunmadığı evlerine gittiler. Apartmanın kapısında karşılaştıkları, giriş katta oturan yaşlı komşularının içeriye girmesine yardım ettiler. Anlamlı hiçbir şey konuşmasalar dahi en azından bir merhabayı birbirlerinden esirgemediler. Ertesi sabah uyandıklarında, çok değil, 5 dakikalarını ayırıp duş aldılar ki hem kendilerine hem de otobüste yanlarına oturan yolculara hayvan leşi gibi kokmasınlar. Malum yaz, hava sıcak…
Sonra, kapıda arabaları olduğu halde, makul derecede konforlu olan toplu taşımayla iş yerlerine tam vaktinde ulaştılar. Her ne işle uğraşıyorlarsa, yapmaları gerektiği gibi tastamam yaptılar. ‘Bu bir seferlik müşteri, bunu bir güzel kazıklayayım, şu beriki turist onu iki defa kazıklayayım’ demediler. Çarşıda pazarda da, ‘bu esnaf acaba şimdi beni neremden düdüklemeye çalışacak’ endişesi içinde olmadan alışverişlerini yaptılar.
Karnı ağrıdığında hastaneye, dişi ağrıdığında dişçiye gidip, büyükbaş hayvan değil, insan muamelesi gördüler. Ve de hayatın hiçbir aşamasında, ne inançlarını, ne etnik kökenlerini, ne de cinsiyetlerini bir mağduriyet unsuru olarak kullanmadılar. Bir hata yaptıklarında özür dilemesini bildiler, kendilerinden özür dilendiğinde de ‘gölgelerin gücü adına, güç bende artık’ diyerek diğer insanları ezmeye çalışmadılar.
Ama akşam eve geldiklerinde, domuz salamlı pizza sipariş edip, yanına bir şişe kırmızı şarap açıp, yatmadan önce de bir süre zina ettiler.
Sonra anladım ki, o zamana kadar yaptıklarının ya da yapmadıklarının çok da bir önemi yoktu. Tam olarak işte o son yaptıkları şeylerden ötürü, biz batının ahlakını almamalıydık.