Yayınlanan 2017 Ağustos 10 tarafından Ceco

Bugün hava mevsim normallerinin 3-5 derecesinde, yani çok sıcak, nem oranı beklenmedik seviyelerin çok üzerinde, üstelik çok yorucu bir gün geçirmemin rağmen, nedense, içimden yazı yazmak geldi. Ne yazmam gerektiği konusunda sıkıntı yaşamadım, sanırım bilinç altımda malzemeler uzun zaman önceden toplanmaya başlanmış olmalı ki, duygularım bana bu yazıyı yazmaya teşvik ettik diye düşünüyorum.

Efendim konu nerden aklıma düştü, nasıl gelişecek daha da önemlisi bakalım nasıl sonuçlanacak. Geçen Mayıs ayında büyük Balkanlar turuna katılmış ve 8 ülkeyi ziyaret ederek fırsatım olmuştu. Balkanlar biliyorsunuz yakın tarihimizde ve hala devam eden ciddi sıkıntılar yaşamış ve yaşamaya devam ediyor. Büyük bir devlet Yugoslavyanın kurucusu Tıto'nun ölümünden sonra parçalanarak 7 yeni devletin kurulmasının sonuclarını kafamda sorgularken yakaladığım bir konuydu yazacaklarım. Neyse uzatmayayım. Bulgaristanın başkenti Sofyada şehir turunda iken, bir yaya geçidinin tam ortasında "benim ülkem neden böyle değil" gibi bir soru sordu bana iç sesim. Neden biz Türkiyede yaya geçitlerinden geçerken burdaki gibi güvenli ve huzurlu geçemiyoruz? Bu yaya geçtileri zaten, biz insanların, Huzurlu ve güvenli bir şekilde ve öncelikli geçmemiz için düşünülmemiş miydi? Biz neden ülkemiz dışındaki bir medeni ülkenin yaya geçitlerinden geçerken, onları kullanmada kendimizi özel hissediyoruz ve mutlu oluyoruz. Hatta bir araç ülkemizdeki gibi geliyor görmezden gelir aracını üzerimize salar diye de endişeye kap kapuyoruz. Neden bir kaç geçiş denemesinden sonra tam bir rahatlama ile kendimizi daha huzurlu bir ortamda ve özel hissediyoruz. Hemen hemen sadece bir banka diyoruz, tüm medine ülkelerde yayalar geçiş üstünlüğüne çok büyük bir saygı gösteriliyorken, bizde tam terzi hezeyanlar yaşanıyor. Gerçekten insan bu seferinde bu soruyu sormak ihtiyacın sevk ediyor kendisini. Çok yıpratıcı stres yaratan ve sadece insanın değil tüm ülke vatandaşlarımızı geren, üzen, bu duruma katlanmak zorundayız, neden? Sofyada ve ya Belgradda yoldan karşıdan karşıya geçerken yayalara giden yolda gülen yüzlü şöförlerle karşılaşırım başka hissediyoruz, Ülkemizdeki durumu yazmaya gerek varmı? Bence yok, yazıp daha fazla canımızı sıkmayalım. Sanırım ben bu konunun nedenini sorguluyorum. Tahminleri var biliyorum. Genellikle öncelik "eğitim" diye başlıyor ve devam ediyoruz nedenleri sıralamaya. Ama bence o kadar basit değil bu sorunun cevabı. Öncelikli neden çağır diyenlere, peki, bizdeki ney, yada nedir diye soru ile cevap verebilirim. Ehliyet kursları, araç trafiği, yoğunluk, bir yerlere yetişme telaşı gibi bir daha neden sayabilirim. Bu sözcüklerin hepsini bizide de var. Fakat uygulamada sanki başka bir dünyadan gibiymişiz gibi bir durum çıkıyor ortaya. Prof. Üstün Dökmen, her türlü yolsuzluk, ahlaksızlık, sorumsuzluk hep bizde. Biz nedenlerden dolayı, doğru olanlar, huzur vereni değil de kara düzeni tercih editörleri. Bize neler oluyor? Neden böyleyiz? Ne içiriyorlar, ya biz ne içiyoruz biz? Toplum olarak onu kuralı bildiğimiz halde bırakmanın düşmemizin nedeni, ne eğitim, ne tek başına ahlak. Biz sorumluluklarımızı bildiğimiz halde, evrensel kurallar her medeni topluma öğretildiği gibi brisee öğretildiği halde, neden hep kopya çekmeye çalış, yelteniyoruz, yöneliyoruz. Hep kısa yoldan sonuç almak, emek vermeden çok kazanmak, çaba göstermeden en yüksek fayda ve karların peşinde koşturuyoruz. Neden? Göçebe cehennemde yerleşik olanı düzeltecek bir evrakın geçemedik diye mi akaba? Yabancı bir şehir planlamacısının İstanbulu ziyaretinde gördüğü yarım binalar, sıvasız boyasız evler, çatısız kiremitsiz konutlardan sonra "İstanbulu 500 sene önce almışsınız ama hala yerleşememişsiniz sözü bize çok şey anlatıyor aslında. Her şeye mecbur muşuz gibi yaşamayı bırakmışyız. Mesela planı yapıyoruz ama uygun olanı değil bizden zorla bir kurum veya birilileri talep edecekler için yapıyoruz. Planı uygulamasıaya gelince zaten başından plana inanmadığımızdan dolayı birebir plana uymamız istediğine inandırmadığımızdan, sadık hiç mi hiç kalamıyoruz. Sonradan planımızı ve uygulamamızı kontrol etmek için kurum ve ya yetkiliye ahlaksız teklifler yaparak daha da küçülüyoruz. Başka bir boyut daha var saygı güven ilişkisi. Güvenmediğimizden dolayı saygıyı değil nazara almak için söyiyorum .. Saygı deyince aklımıza güç gösterisi geliyor. Haklının değil güçlüz yanında saf tutarak yol almayılan tercih ediyoruz. Ülkemizde oğlu 30-40 sene böyle bakınca yeni alış veriş biçimine yabancılar bir isim bulmuş, pragmatizm. Nedir pragmatizm? Kısaca çıkar işikisi demek. Oysa medeni toplumlar "Kazan-Kazan - Kazandır" felsefesi ile yoluna devam ederek kararı almış ve bir dirhem sapmadan yollarına devam edebiliyorlar. Amaaan ben ne diyorum yahu, saat olmuş sabahın 02.00'si millete ne bendeniz oturmuş anlatmaya çalışıyorum. Boş versene sen, böyle gelmiş böyle gider diyenlere sesleniyorum. Aloo böyle gitmez millet gerçekten gitmez. İstersek yapabiliriz ve çok geçmeden bir yerden başlamalıyız. Hadi bana müsade, boyutları hayırlı sarılar. Saygı deyince aklımıza güç gösterisi geliyor. Haklının değil güçlüz yanında saf tutarak yol almayılan tercih ediyoruz. Ülkemizde oğlu 30-40 sene böyle bakınca yeni alış veriş biçimine yabancılar bir isim bulmuş, pragmatizm. Nedir pragmatizm? Kısaca çıkar işikisi demek. Oysa medeni toplumlar "Kazan-Kazan - Kazandır" felsefesi ile yoluna devam ederek kararı almış ve bir dirhem sapmadan yollarına devam edebiliyorlar. Amaaan ben ne diyorum yahu, saat olmuş sabahın 02.00'si millete ne bendeniz oturmuş anlatmaya çalışıyorum. Boş versene sen, böyle gelmiş böyle gider diyenlere sesleniyorum. Aloo böyle gitmez millet gerçekten gitmez. İstersek yapabiliriz ve çok geçmeden bir yerden başlamalıyız. Hadi bana müsade, boyutları hayırlı sarılar. Saygı deyince aklımıza güç gösterisi geliyor. Haklının değil güçlüz yanında saf tutarak yol almayılan tercih ediyoruz. Ülkemizde oğlu 30-40 sene böyle bakınca yeni alış veriş biçimine yabancılar bir isim bulmuş, pragmatizm. Nedir pragmatizm? Kısaca çıkar işikisi demek. Oysa medeni toplumlar "Kazan-Kazan - Kazandır" felsefesi ile yoluna devam ederek kararı almış ve bir dirhem sapmadan yollarına devam edebiliyorlar. Amaaan ben ne diyorum yahu, saat olmuş sabahın 02.00'si millete ne bendeniz oturmuş anlatmaya çalışıyorum. Boş versene sen, böyle gelmiş böyle gider diyenlere sesleniyorum. Aloo böyle gitmez millet gerçekten gitmez. İstersek yapabiliriz ve çok geçmeden bir yerden başlamalıyız. Hadi bana müsade, boyutları hayırlı sarılar. Ülkemizde oğlu 30-40 sene böyle bakınca yeni alış veriş biçimine yabancılar bir isim bulmuş, pragmatizm. Nedir pragmatizm? Kısaca çıkar işikisi demek. Oysa medeni toplumlar "Kazan-Kazan - Kazandır" felsefesi ile yoluna devam ederek kararı almış ve bir dirhem sapmadan yollarına devam edebiliyorlar. Amaaan ben ne diyorum yahu, saat olmuş sabahın 02.00'si millete ne bendeniz oturmuş anlatmaya çalışıyorum. Boş versene sen, böyle gelmiş böyle gider diyenlere sesleniyorum. Aloo böyle gitmez millet gerçekten gitmez. İstersek yapabiliriz ve çok geçmeden bir yerden başlamalıyız. Hadi bana müsade, boyutları hayırlı sarılar. Ülkemizde oğlu 30-40 sene böyle bakınca yeni alış veriş biçimine yabancılar bir isim bulmuş, pragmatizm. Nedir pragmatizm? Kısaca çıkar işikisi demek. Oysa medeni toplumlar "Kazan-Kazan - Kazandır" felsefesi ile yoluna devam ederek kararı almış ve bir dirhem sapmadan yollarına devam edebiliyorlar. Amaaan ben ne diyorum yahu, saat olmuş sabahın 02.00'si millete ne bendeniz oturmuş anlatmaya çalışıyorum. Boş versene sen, böyle gelmiş böyle gider diyenlere sesleniyorum. Aloo böyle gitmez millet gerçekten gitmez. İstersek yapabiliriz ve çok geçmeden bir yerden başlamalıyız. Hadi bana müsade, boyutları hayırlı sarılar. Oysa medeni toplumlar "Kazan-Kazan - Kazandır" felsefesi ile yoluna devam ederek kararı almış ve bir dirhem sapmadan yollarına devam edebiliyorlar. Amaaan ben ne diyorum yahu, saat olmuş sabahın 02.00'si millete ne bendeniz oturmuş anlatmaya çalışıyorum. Boş versene sen, böyle gelmiş böyle gider diyenlere sesleniyorum. Aloo böyle gitmez millet gerçekten gitmez. İstersek yapabiliriz ve çok geçmeden bir yerden başlamalıyız. Hadi bana müsade, boyutları hayırlı sarılar. Oysa medeni toplumlar "Kazan-Kazan - Kazandır" felsefesi ile yoluna devam ederek kararı almış ve bir dirhem sapmadan yollarına devam edebiliyorlar. Amaaan ben ne diyorum yahu, saat olmuş sabahın 02.00'si millete ne bendeniz oturmuş anlatmaya çalışıyorum. Boş versene sen, böyle gelmiş böyle gider diyenlere sesleniyorum. Aloo böyle gitmez millet gerçekten gitmez. İstersek yapabiliriz ve çok geçmeden bir yerden başlamalıyız. Hadi bana müsade, boyutları hayırlı sarılar.

Cevat ÇIRAK

2017/10/08

    Cevat Çırak

    Written by

    Perakende mağazacilik sektöründen emekli. Torun sahibi. Atatūrk sevdalısı.Emekçiden yana.Sosylal demokrat. Yalan sevmez.Şüpheci akilci. Balkan Türkü Deliormanlı