Hukuk, genetik mirasımızı koruyabilecek mi?

Bahri Karaçay’ı iTunes’ta yayınladığı Bahri Karaçay ile Bilim Podcastleri’yle tanıdım. Hem podcastlerini dinledikten hem de Yaşamın Sırrı DNA kitabını okuduktan sonra moleküler biyoloji ve genetik alanındaki bazı çalışmalara ilgi duymaya başladım. Konu üzerinde yaptığım küçük araştırmalardan sonra hukukun bu alanda da, her yeni alanda olduğu gibi, geride kaldığını üzüntüyle fark ettim.

Bu konuya, bu yazıda elimden geldiğince değineceğim ama öncelikle size Bahri Karaçay’ı ve kitabını tanıtmak istiyorum:

Bahri Karaçay kimdir?
Bahri Karaçay, master ve doktora derecelerini Ohio Eyalet Üniversitesinden (The Ohio State University) moleküler genetik dalında aldı. Halen Iowa Üniversitesi, Carver Tip Fakültesi, Pediatri Bölümü, Çocuk Nörolojisi Kürsüsünde öğretim üyesi olarak çalışıyor.
Araştırmaları sinir sisteminde doğumsal kusurlara neden olan iki teratojen; alkol (fetal alkol sendromu) ve konjenital lymphocytic choriomeningitis virüs (LCMV) enfeksiyonu üzerinde yoğunlaşıyor. Ayrıca pediatric bir sinir sistemi kanseri olan neuroblastom ve yine beyni etkileyen Alexander Hastalığı için gen tedavisi geliştirmeye yönelik çalışmalar yürütüyor.
Bahri Karaçay’ın bilimsel çalışmaları, Amerikan Sağlık Enstitüsü (National Institute of Health — NİH) tarafından destekleniyor. (Kaynak: Bahri Karaçay’ın Kişisel Web Sitesi)
Yaşamın Sırrı DNA neyi anlatıyor?
Öncelikle belirteyim, kitap benim gibi bu konularda yeterince teknik bilgiye sahip olmayan meraklılar için biçilmiş kaftan niteliğinde. Zira yazarının dili son derece sade ve anlatımı oldukça akıcı olduğundan; konuya meraklı olmasanız bile, kitabın ilginizi çekeceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Ayrıca yaşanmış olayları, konuya ilgili olmayanların dahi dikkatini çekecek bir şekilde hikayeleştirerek anlatması, yazarının başarısını gösteriyor.
Kitap genel olarak; insanlığın, geçmişten günümüze getirdiği genetik mirasını anlaması yolunda yapılan çalışmalarda ne aşamalar kaydedildiğini ve bu çalışmaların bize, çocuklarımıza, torunlarımıza ve diğer gelecek akrabalarımıza ne tür yararlar sağlayabileceğini; dolayısıyla ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Bu yaptığım, kabaca ve basitçe bir tanım, kitabı okuduğunuzda neden böyle söylediğimi anlayacaksınız.

İnsanlığın Gen Haritası

Dünya çapında, bilim insanları devlet veya özel sektör destekli birtakım çalışmalarla insanın genetik şifresini(gen haritasını) çözmeye çalışıyorlar. Okuduklarımdan öğrendiğim kadarıyla, son dönemde teknolojinin (özellikle bilgisayar teknolojisinin) gelişmesi bu işi oldukça hızlandırmış ve kolaylaştırmış. Nitekim önceden bilim insanlarının çalışmalarında kullandıkları metotların uygulama süreleri, bilgisayar desteğiyle kısalarak; maksimum verime ulaşmayı sağlamış.

Elbette ben ve benim gibi bu konuda detaylı bilgi sahibi olmayanlar; bu genetik şifreyi çözmenin, başka bir deyişle gen haritalarını keşfetmenin insanlığa dolayısıyla bize ne kazandıracağını merak ediyor.

Bu soruya cevap vermeden önce gen haritalarına sahip olmanın önemini Eric Lander’ın verdiği bir örnekle açıklayalım:

“Gen haritasının elimizde olması, büyük bir hangarın tabanına yayılmış, en küçük parçalarına kadar ayrıştırılmış halde bir yolcu uçağına ve o uçağın kullanma kılavuzuna sahip olmaya benziyor. Gen haritasındaki bilgiyi anlamlandırmak, sağlık ve hastalıkta nelerin doğru ve nelerin yanlış gittiğini anlamak, kullanma kılavuzuna bakarak o parçaları biraraya getirip uçağı yeniden monte etmeye benzeyecek.”

Bahri Hocanın ifadesiyle ise “İnsanı insan yapan bütün bilgi önümüzde, ama onu yorumlamak ve anlamlandırmak uzun yıllarımızı alacağa benziyor.”

İnsanı insan yapan bütün bilgi…

Galiba anahtar kelime bu. Vücudumuzun temelini oluşturan bu harita(şifre) aynı zamanda atalarımızın bize bıraktığı en önemli insani miras.

Olaya şöyle bakalım: Genetik mirasına, mirasçı olduğumuz atalarımızın geçirdiği ve atlattığı hastalıklar, yediği yiyecekler, yaptığı işler, yaşadığı koşullar ve ortamlar genetik haritasına işleniyor ve bu harita bizim kendi haritamıza da eklenerek; kendi çocuklarımıza devredeceğimiz başka bir miras oluşturuyor. Özetle bize hediye edilen, en önemli şey olan hayatımızı sürdürürken farkında olmadan veya istemeden gelecek kuşakları etkiliyoruz.

Biraz açıklamış olduk ama şimdi yukarıda sorduğumuz sorunun cevabına tekrar dönelim: Bu şifreyi çözmek, ne işimize arayacak?

En basit anlatımla, bu şifreyi çözdüğümüzde genetik mühendisliğiyle insan fizyolojisiyle ilgili şu ana kadar anlamadığımız ve anlayamadığımız için çözemediğimiz her türlü problemi sona erdireceğiz.

Gen Tedavisi ve Genetik Mühendisliği

Gen tedavisi basit bir anlatımla hastalıklara neden olan genetik bozuklukların düzeltilmesidir. Ancak biz insanların sınırsız hayalgücünü göz önünde bulundurduğumuzda gen tedavisi gibi genetik çalışmaların sadece hastalıklarla mücadelede kullanılmayacağını tahmin etmek çok zor değil. Özellikle tarihte, Nazilerin genetik bilimini kullanarak engelli insanları yok etmek amacıyla yaptıkları genetik hijyen çalışmalarını hatırladığımızda…

Genetik biliminin toplumun yararına kullanılması ve kötüye kullanılmasının engellenmesi için hukuka önemli görevler düşüyor. Bunlardan birisine kitapta şu şekilde değinilmiş:

“Ancak teorik olarak gen tedavisi normal özelliklerin iyileştirilmesi için veya ortalamanın üzerinde özelliklere sahip olmak amacıyla da kullanılabilir. Nitekim sporcuların performans arttırıcı illegal ilaçlar almak yerine, tanısı çok daha zor olacak gen tedavi yöntemlerine yönelecekleri yönünde ciddi kaygılar var. Sadece belli gelir düzeyine ulaşmış insanların yaptırabildiği estetik ameliyatlara olan talebe bakılırsa, üstün özellikler elde etmek için DNA’sında değişiklik yaptırmak isteyecek çok sayıda insan olması da kaçınılmaz gibi görünüyor. Genlerdeki bozuklukların düzeltilmesi ve daha üstün özellikler kazanmak amacıyla genetik malzemeyle oynanması, toplumdaki sınıflararası dengesizliği kamçılayarak alt ve üst sınıflar arasındaki uçurumu daha da derinleştirebilecektir. Dolayısıyla olağanüstü bir güce ve potansiyele sahip olan genetik mühendisliğinin toplumun tümünü içine alacak şekilde ve doğru olarak kullanılması, kanun ve yönetmeliklerle garanti altına alınmalıdır.”

Kâr Amacından Uzaklaşmak

Görüldüğü gibi kanun koyucu otoritelerin insanlığın genetik mirasının korunmasında büyük sorumluluğu var. Ancak başka bir sorumluluğu da, genetik biliminin çalışmalarının sonuçlarının tüm insanlara ulaştırılmasındaki eşitliği sağlamak ve konuyu ticari alandan mümkün olduğunca uzak tutmak.

Yine kitapta bu konuyla ilgili verilen örneği aynen paylaşıyorum:

“Yıl 2023. Mehmet Bey X hastalığına yakalanmıştır. Hastalık Y genindeki bir mutasyon sonucu ortaya çıkmıştır. Eğer tedavi edilmezse Mehmet Bey’in sağlığı giderek kötüleşecek ve 7 ile 10 yıl içinde hayatını kaybedecektir. Tıptaki gelişmeler, Y genindeki bozukluğu gen tedavisi ile düzeltecek düzeye ulaşmıştır. Mehmet Bey’in Y genindeki bozukluk Akdeniz Üniversitesi Gen Tedavi Merkezi’ndeki imkanlarla tedavi edilebilmektedir. Ancak doktorlar böyle bir tedaviye girişemezler, çünkü tedaviye başlamadan önce Y geninin patentini almış olan Amerikan veya Avrupalı şirkete başvurarak izin almak zorundadırlar. Patentten dolayı önce bu şirkete yüklü bir miktarda para ödenmesi gerekmektedir. Bu parayı dar gelirli Mehmet Bey karşılamayacağı için ya tedavi edilmeden ölüme terk edilecek ya da Türk hükümeti, sağlık sigortası ile gerekli ödemeyi, patenti elinde tutan Amerikan veya Avrupalı şirkete yapacaktır. Sadece tek bir ilaç için yaptığı ödemelerin Brezilya hükümetini iflasın eşiğine getirdiğini hatırlayalım. İnsanın 25–30 bin gene sahip olduğu düşünülürse, bunların bozukluğu ile ortaya çıkacak her bir hastalık için, söz konusu genin patentini elinde tutan şirkete ödeme yapılması, gelişmekte olan ülkelerin ekonomisine çok ağır bir yük ve büyük bir darbe olacaktır. Ödeme yapmanın alternatifi de vatandaşların parasızlık nedeniyle o sağlık hizmetinden mahrum bırakılmasıdır.

Ülkemizin ve vatandaşlarımızın böyle bir felaketten korunması için zaman kaybedilmeden yasal önemler alınmalıdır. Sağlık Bakanlığı’nın önderliğinde, kanun yapıcı birimler ile birlikte çalışılarak genlere konulan patentlerin ülkemizde tanınmaması için yasal düzenlemeler yapılmalı ve ülkemizin ekonomisinde çok ağır yaralar açabilecek böyle bir haksız girişim şimdiden önlenmelidir. Genlerimize tekel koymaya hiç kimsenin hakkı yoktur ve olmamalıdır. Bu konu ele alınırken birkaç yıl değil, birkaç yüz yıl sonra ne olacağı düşünülerek karar verilmelidir. Çünkü genom projesinin tamamlanmış olması, insanlık tarihi göz önüne alındığında birkaç dakika önce açıklanmış bir olay gibidir. İşin başındayken gerekli önlemlerin alınması, gelecekte ortaya çıkabilecek çok büyük problemleri şimdiden önlemek demektir.”

Dolayısıyla kanun koyucu otoriteler, söz konusu gelişmelerin tüm insanlığın yararına kullanılması için mümkün olduğunca tekelleşmeyi sona erdirmeliler. Zira genetik mirasımızı koruyabilmenin başka bir yolu, hukukun, bu mirasın sahiplerini de korumasından geçiyor.

Yazıyı, çocuk felci aşısını bulduğu halde bunun patentini almayarak(bu 7 milyar dolardan vazgeçmek anlamına geliyor), insanlığa armağan eden Jonas Salk’un bir sözüyle tamamlayalım ve insanların, yine insanlardan korunmasının tek çaresinin(aracının) hukuk olduğunu unutmayalım.

“Eğer bütün böcekler dünyadan yokolacak olsaydı, 50 yıl içerisinde dünyada hayat sona ererdi. Eğer insanoğlu dünyadan yok olsaydı, 50 yıl içerisinde bütün yaşam kendini yeniler ve gelişirdi.”

Kişisel Notlar

1.Bahri Karaçay, moleküler genetik dışındaki; eğitim ve iş hayatındaki bilgi, tecrübe ve tavsiyelerini kişisel internet sitesinde ve podcastlerinde paylaşıyor. Yararlı olacağını düşündüğüm için takip etmenizi tavsiye ediyorum.
2.Kitapta yapılan bir başka ilgi çekici tespit ise şu: “Yapılan DNA analizleri, bugünkü Yahudilerin, Filistinlilerin de içine alan Ortadoğulu diğer gruplarla aynı genetik yapıya sahip olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. Aslında kutsal metinlerde Yahudilerle Araplardan bahsedilirken, İbrahim Peygamber’in iki farklı kadından(Sara ve Hacer) iki oğlu olduğu, bunlardan Sara’dan olma İshan’ın Yahudilerin, Hacer’den olmak İsmail’in ise Arapların atası olduğu belirtilir. Genetik veriler dikkate alındığında da aynı gerçekle yüzleştiğimizi görünce, aynı babanın iki oğlunun soyu olan iki millet arasında akıtılan kanın, çok düşündürücü ve acı bir durum olduğu bir kez daha gözler önüne serilmektedir.”
3.Kitaptan(Yaşamın Sırrı DNA) aynen aldığım cümlelerin tüm hakkı yazarına aittir.

Bu yazı ilk olarak Cumali Yıldırım’ın kişisel web sitesinde yayınlanmıştır.