Sapiens- 1

Yuval Noah Harari’nin Sapiens adlı kitabını çoğu kişi okumuştur. Ben okurken altını çizmedik yer bırakmadım sanırım. Kitap hem insan türünün özellikle düşünen insan türünün kısa bir tarihini anlatmakla kalmıyor, çok önemli dersler de veriyor.

Zaman zaman kitaptan ilgimi çeken bölümleri aslına sadık kalarak özetleyeceğim veya olduğu gibi o bölümü aktaracağım. Kitabı hiç okumamış veya okuyup da unutmuş olanlar için yararlı olabileceğini düşünüyorum.


Uzaydan gelen İşgal

Kolomb Amerika’ya 1492 ilk seyahatini yaptı. Bu tarihten sonra zaman içinde İspanyollar Karayip adalarının çoğunu fethetmişler ve bir dizi koloniye sahip olmuşlardı. Buradaki yerliler köle olarak maden ve çiftliklerde çalıştırıyorlardı. Çalışma koşulları çok ağırdı ve direnç gösterenler anında öldürülüyordu. Ağır çalışma koşulları yüzünden yerli nüfusun 20 yıl içinde nerdeyse tamamı yok olma noktasına geldi ve İspanyollar bu boşluğu Afrika’dan getirdikleri kölelerle doldurmaya başladılar. Bu soykırım bugünkü Meksika’da yaşayan Aztek imparatorluğunun hemen yanı başında oluyordu ama yöneticilerinin bundan haberi yoktu.

Cortes 1592 yılında Azteklerin doğu kıyısı, Vera Cruz’da adamları ile sahile çıktığında Aztekler dünyanın tamamını bildiklerini, bunları yönettikleri ve kendi dünyaları dışında birilerinin yaşıyor olmasını düşünemiyorlardı bile. O yüzden hayatlarında ilk defa İspanyollarla karşılaşan Aztekler ne yapacaklarını şaşırdılar. Bu yabancıların ne olduğuna karar veremediler, çünkü kendilerinin aksine beyaz tenli gür sakallı ve bazılarının saçları güneş sarısıydı. Üstelik çok da kötü kokuyorlardı.

Yabancıların ellerindeki eşyalar daha da hayret uyandırıcıydı. Azteklerin görmeyi bırakın, hayal bile edemeyecekleri devasa gemilerle gelmişlerdi, büyük, korkutucu ve aynı zamanda çok hızlı hayvanlara biniyorlardı. Parlak metal sopalarla gök gürültüsü ve şimşek çıkarabiliyorlardı, parlak uzun kılıçları ve kesinlikle delinemez zırhları vardı. Yerlilerin tahta kılıçları ve çakmaktaşından yapılmış mızrakları, bunlara karşı hiçbir işe yaramıyordu.

Bazı Aztekler bunların tanrı olduğunu düşünürken, diğerleriyse şeytan, ölülerin hayaletleri veya güçlü büyücüler olduğunu ileri sürdüler. Aztekler tüm güçlerini birleştirip İspanyolları öldürmek yerine onları anlamaya çalıştılar ve müzakere ederek zamanı boşa harcadılar. Acele etme gereği duymamışladı çünkü Cortes’in yanında sadece 550 İspanyol vardı. Milyonlarca insana ne yapabilirlerdi ki?

Cortesin de Aztekler hakkında hiç bilgisi yoktu ama kendisinin ve adamlarının rakiplerine göre önemli avantajları vardı. Azteklerin bu garip görünüşlü ve kötü kokulu yabancıların gelişine karşı hazırlanmak için hiç deneyimleri yokken İspanyollar dünyanın bilinmeyen ülkelerle dolu olduğunu biliyorlardı ve hiç bilmedikleri toprakları işgal etmek ve bilmedikleri durumlarla başa çıkmak konusunda deneyimlilerdi. Avrupalı bilim insanları gibi modern Avrupalı işgalciler için de bilinmeyene dalmak heyecan vericiydi.

Cortes Temmuz 1519’da Vera Cruz sahiline ulaştığında harekete geçmekte tereddüt etmedi. Bilimkurgu hikayelerindeki bir uzaylının uzay gemisinden çıkması gibi, şaşkınlıktan ağzı açık kalmış yerlilere seslendi: “ Barış için geliyoruz, bizi liderinize götürün”. Cortes büyük İspanya Kralı tarafından gönderilen barışçıl bir elçi olduğunu söyleyerek Aztek Kralı II. Montezuma ile görüşmek istediğini belirtti. (Bu utanmazca bir yalandı. Cortes açgözlü maceraperestlerle birlikte bağımsız bir sefer yapıyordu. İspanya Kralı’nın ne Cortes’ten ne de Azteklerden haberi vardı.) Azteklerin yerli düşmanları Cortes’e rehber, gıda ve askeri destek sağladılar. Sonrasında İspanyollar Aztek başkenti Tenochtitlan’a doğru hareket ettiler.

Aztekler bu uzaylıların başkente kadar yürümesine izin verdiler ve liderlerini İmparator Montezuma’ya götürdüler. Görüşmenin ortasında Cortes’in işaretiyle, çelik silahlı İspanyollar Montezuma’nın korumalarını biçtiler (korumalar tahta sopalar ve taştan bıçaklar taşıyorlardı) Saygıdeğer konuk, ev sahibini tutsak etmişti.

Cortes şimdi çok ince bir ipin üzerindeydi. İmparatoru ele geçirmişti, ancak hakkında hiçbirşey bilmediği bir kıtanın, milyonlarca kızgın sivilin ve on binlerce öfkeli düşman savaşçının ortasındaydı. Emrinde sadece birkaç yüz İspanyol vardı ve en yakın İspanyol takviyesi 1500 km uzaktaki Küba’daydı.

Cortes Montezuma’yı sarayında tutsak ederek kralın hala görevinin başında ve İspanyol elçisinin de sadece bir ziyaretçi olduğu görüntüsünü verdi. Aztek İmparatorluğu son derece merkeziyetçi bir yapıydı ve bu ilk defa karşılaşılan durum ülkeyi felç etti. Montezuma, imparatorluğu yönetiyormuş gibi davranmaya devam ederken, Aztek seçkinleri de onun emirlerine uymaya devam etti, aslında Cortes’e itaat ediyorlardı. Bu durum aylarca sürdü ve bu arada Cortes, Montezuma’yı ve danışmanlarını sorguya çekti. Yerel dillerde konuşabilecek çevirmenler eğitti ve her yöne küçük keşif grupları göndererek Aztek İmparatorluğu ile yönettiği bölgelerdeki pek çok kabile, halk ve şehir hakkında bilgi topladı.

Aztek seçkinleri sonunda Cortes ve Montezuma’ya karşı ayaklanarak yeni bir imparator seçtiler ve İspanyolları Tenochtitlan’dan kovdular. Ancak İmpartorlukta artık büyük çatlaklar oluşmuştu, Cortes edindiği bilgiyi bu çatlakları büyütmek ve imparatorluğu içerden çökertmek amacıyla kullandı ve İmparatorluk tebaasının büyük bölümünü yönetimdeki Aztek seçkinlerine karşı kendisine katılmaya çağırdı. Bu noktada yerliler çok temel bir hata yaptılar. Azteklerden nefret ediyorlardı. ama İspanya veya Karayip soykırımı hakkında hiçbir fikirleri yoktu, bu yüzden İspanyolların yardımıyla Aztek boyunduruğundan kurtulacaklarını zannettiler. İspanyolların onların yerine geçebileceğini hiç düşünememişlerdi. İsyankar topluluklar Cortes’e on binlerce yerli askerden oluşan bir ordu kurdular. Cortes de bu orduyla Tenochtitlan’ı kuşatarak şehri fethetti.

Bu esnada bazıları Küba’dan diğerleriyse İspanyadan gelen giderek daha fazla sayıda İspanyol asker ve yerleşimci Meksika’ya akıyordu. Yerel halk ne olup bittiğini anladığında artık çok geçti. İspanyollar Vera Cruz sahiline çıktıktan 100 yıl sonra Amerika’daki yerli nüfusu, en başta işgalcilerin getirdiği yabancı hastalıklar sebebiyle, yüzde 90 azalmıştı. Hayatta kalabilenler kendilerini Azteklerinkinden çok daha kötü, açgözlü ve ırkçı bir rejimin baskısı altında ezilirken buldular.


Acaba günümüzde değişen birşey var mı? Bugün özgürlük diye bağıranlar aslında kime hizmet ettiklerini ve sonlarının ne olacağını idrak edebiliyorlar mı?

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.