Çubukluya olan sevdaya dair ilk sözler

Yeni sezon yeni umutlar..

Öncelikle belirtmeden geçmeyeyim, bu benim blog hikayemin başlangıç cümleleri. Dolayısıyla, sürç’ü lisan edersem affola.

Her Fenerbahçeli gibi benim de ilk aklıma gelen şey bu takıma dair bir şeylerden bahsetmek oldu. 3 Temmuzdan bu yana bir zindana tıkılmışçasına daraldık bunaldık zor nefes aldık kimi zaman. Ancak bu sene artık o 2004–2008 ruhu geri döndü gibi geliyor. Zira Fenerbahçeliler olarak kıyas mantığıyla değil ama “en güçlü” olmaya alışan bizler, 3 Temmuzdan sonra saldırılara karşı koymaya çalışmaktan yorulduk. Artık arkamıza yaslanıp rahat rahat futboldan keyif almak.

Hoca hırslı, bizden biri gibi reaksiyonları. Şunu biliyoruz en azından, eğer ki işler yolunda gitmezse birilerinin adamı olmayacak ve ceketini alıp gidecek. En azından yarattığı algı bu. Kadroya gelirsek de bence gayet olumlu her şey şuan için. Uyum meselesi de aşıldıktan sonra her şey daha güzel olacak gibi. Yedek kalacak yıldızların kaprislerinden korkuyoruz ancak bizim her daim rüyalarımızı süsleyen, sırf maçlarını izlemek adına türlü çilelere katlandığımız o formanın armanın kıymetini kendi kaprislerinin gerisinde göreceklerse de bence elenmeleri zor olmayacak takım içerisinde. Biz bu sene yetenekli olduğu kadar iş disiplini ve karakter açısından da kendini ispatlamış oyuncuları kattık bünyeye ufak istisnalar haricinde. Bazıları için ise son sınav niteliğinde bu forma ve bu sınavı veremeyenler hatırlamak için zorlanacağız ilerde.

Uzun lafın kısası biraz dağınık biraz duygusal ama bu da benim Fenerbahçe’yi anlatışımın ilk sayfası kendimce.

Saygı ve selamlarımla herkese.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.