Celal Cundoglu
Feb 23, 2017 · 3 min read

Odun Kesmek

Sürekli ve sınırsız tiksinme hali üzerine

Beğendiğim yazarlar Selçuk Altun ve Orhan Pamuk’un kuvvetli tavsiyelerine uydum ve yıllardır merak ettiğim Avusturyalı yazar Thomas Bernhard’ı sonunda okudum. Yazarın topu topu yüzelli sayfalık Odun Kesmek romanını bitirmem iki buçuk ayımı aldı. O kadar sayfa tek paragraftan oluşunca konsantre olması zor oluyormuş. Kitap bitmedikçe kitaba kızdım, kendime kızdım, bitirmiş olsa idim okumaya başlayacağım yeni kitapları özledim. Aslında ilk başladığımda aralıksız 25 sayfa okumuştum, uçaktaydım. Sonra uçak indi, sürükleyici olmadığı için ikişer üçer sayfa okumak zaman aldı. Upuzun, zor ve birbiri içine geçmiş cümleleri okurken helal olsun Sezer Duru’ya, bu karmaşık cümleleri hem de Almanca’dan nasıl başarıyla tercüme etmiş diye düşündüm. Akılsız mısın sevmediğin ve zor şeyleri ne okuyorsun demeyin, çünkü sevdim. İnsan kendine ve çevreye karşı ne kadar nefret dolu olabilir, o kadar açık bir şekilde anlatılıyordu ki ilerlemekten kendimi alıkoyamadım. Aslında doğrusu bir oturuşta bitirmeliydim bu kitabı ama bende o kadar kesintisiz zaman ne arar. Romanda anlatıcı, Viyana’da yaşayan burjuva bir çiftin şehirdeki sanat çevresi için organize ettiği bir “sanatsal akşam yemeği” süresince, sanatsal akşam yemeğine katılanlar ile ilgili son otuz yıla ait düşüncelerini, gece boyunca oturduğu berjer koltuktan yaptığı gözlemlerini, neredeyse hepsi olumsuz olan duygularını arka arkaya sıralıyor. Hem de aynı kişi veya aynı olay veya kendisi ile alakalı, duygu görüngesinin en uç iki noktasını da en keskin duyguları ile hissederek. Aynı adamdan (veya kadından) bir iğreniyor bir geçmişteki samimiyetlerini anımsıyor, kendinden çoğunlukla tiksiniyor, anlık kararlarından derin pişmanlık duyuyor, sanatsal akşam yemeği davetini kabul edip oraya gelmiş olmaktan nefret ediyor, ama çekip gitmiyor. Rastlantı olsa gerek, neredeydi hatırlamıyorum, ama kitaba başlamadan az bir süre önce Avusturyalıların nefret etme potansiyelinin yüksek olduğunu bir yerde okumuş, olur mu canım, bu ırkçı bir genelleme demiştim kendime. Eğer Thomas Bernhard tipik bir Avusturyalı ise o zaman bu genellemede gerçek payı olabilir. Herneyse, kitap boyu birbirlerini yirmibeş otuz yıldır tanıyan ve dostluk eden insanların aslında birbirlerine nasıl olumsuz duygular beslediklerini ama yine de aynı çevre içinde birbirlerine dostmuş gibi davranıp yalan bir hayat içinde rol yaptıklarını anlatıyor anlatıcı. Okurken olmaz bu kadarı da artık dedirtti, ama düşündüm; gerçekten olmaz mı? Ait olduğumuz, zaman geçirdiğimiz topluluklar içinde yalan ilişkiler hiç mi yaşamıyoruz? Bardağın yarısı boş diye bakmak isteseniz bir bir ilişkilerinizin zayıf yanlarını veya yakınlarınızın kötü özelliklerini görmez misiniz? Onca olumsuzluğu okumayı bitirdiğimde bunları yazayım da, hem de tek paragrafta toplansın da kitabın olumsuz etkisini içimden bir söküp atayım dedim kendime, evdeki berjer koltukta otururken. Yazar da bunu yapıyor, kitabın sonunda “bunları hemen yazmalıyım” diye koşa koşa bir yerlere gidiyor. Ne işe yaradı inatla Bernhard okumak demeyin. Sürekli ve sınırsız nefret edebilme ruh hali ile yaşayan insanların tükenmeyen olumsuzluklarının nasıl mümkün olduğunu yüzelli sayfalık ve tek paragraflık Odun Kesmek kitabını okuyarak anlamış oldum. Peki sanatsal bir akşam yemeği boyunca sürekli ve sınırsız bir şekilde hissedilen tiksinme halinin odun kesmek fiili ile alakası ne diye soruyorsanız cevabı için kitabı okuyacak ve son on sayfasına kadar bekleyeceksiniz. Öyle büyük bir sürpriz beklemeyin, karşınıza felsefe çıkacak.

    Celal Cundoglu

    Written by

    Interested in family, agility, history, literature, payment systems, sports, rock & humanitarian politics. Write own views in English & Turkish.