Dostoyevski ve Çar

Realist akımın en güzel örneklerini vermiş olan Rus romancı Fyodor Dostoyevski’nin ölümünün üzerinden 130 yıl geçmesine rağmen, Çar ile arasındaki münasebet tam anlamıyla aydınlatılabilmiş değil. Dostoyevski, Çar’a karşı ayaklanmayla suçlanmış, isyana teşvik eden kişi olarak bilinmiştir ve ne yazık ki hâlâ da öyle bilinmektedir. Oysa durum hiç de böyle değildir; o, Çar aleyhtarı sanılan Fyodor, aslında tam bir Çar lehtarıdır.

Dostoyevski’nin unutulmaz eserlerinden biri olan Ecinniler’den –ki siyasal romanın ilk örneklerindendir- de anladığımız kadarıyla, 1917’de gerçekleşecek olan Ekim Devrimi’nin ayak sesleri o zamanlardan duyulmaktaydı. Aslında, 19. YY Rusya’sının sosyo-ekonomik durumuna bakıldığında da, yaklaşan devrimi görmek zor olmasa gerek. Çar I. Nikolay’ın baskıcı yönetiminden sıkılan aydınlar, Petraşevski önderliğinde bir sohbet grubu kurmuşlardı ve periyodik olarak sohbet geceleri düzenlemekteydiler. Felsefi görüşlerin ve toplumsal olayların tartışıldığı bu sohbetlere, Dostoyevski gibi panislavist görüşe sahip kişiler -ki o zamanlar panislavist miydi, bunu tam olarak bilemiyoruz-, toplumsal buhrandan bunalmış kişiler ve sosyalist görüşü benimsemiş kişiler katılmaktaydı. Yani hepsinin bir ortak yönü vardı: Hepsi de, Çar I. Nikolay’ın baskıcı yönetiminden sıkılmış olan aydın kişilerdi.

Dostoyevski o zamanlar panislavist bir görüşe sahip olmayabilir; bunun yerine, arayış içinde olan bir aydın olabilme ihtimali de var. Nitekim Andre Gide’ye göre, o sıralarda Dostoyevski’nin siyasal ve toplumsal görüşlerinin ne olduğunu söylemek oldukça zordur. Yine Andre Gide tarafından, bu tutuklanış şu sözlerle anlatılmıştır: “Bu karanlık kişilerle (Petraşevski ve çevresi kastediliyor) düşüp kalkışta daha çok bir aydın merakı ve düşünmeden kendini tehlikeye atan bir çeşit gönül zenginliği aramak gerekir.” Dostoyevski, çok talihsiz bir şekilde, Petraşevski’nin çevresindeki kuşku verici, rejimi tehdit eden kişilerle birlikte yakalanmış ve akabinde tutuklanmıştır. Üstelik tutuklanma gerekçesi, Belinski tarafından kaleme alınan “Gogol’e Mektup” isimli bir metni okumasıdır. Bu açıdan bakıldığında, Dostoyevski’nin tutuklanışı, yanlış zamanda yanlış yerde bulunmasının bir sonucu olarak da görülebilir. İdam cezasının affedilmesine kadar geçen süre zarfında çok zor günler yaşamıştır. Kardeşine yazdığı bir mektupta geçen şu dizeler, büyük yazarın yaşadıklarını bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor:

“Bugün 22 Aralık. Semionovski Alanı’na götürdüler bizi. Orada hepimize ölüm yazgımız okundu, haçı öptürdüler, başlarımızın üzerinde kılıçlar kırdılar ve en son süsümüz yapıldı (beyaz gömlek giydirildi). Sonra aramızdan üç kişiyi kurşuna dizmek üzere öne çıkardılar. Ben altıncıydım, üçer üçer çağırıyorlardı, bu duruma göre ikinci dizideydim ve birkaç dakikalık ömrüm kalmıştı. Seni anımsadım kardeşim, seni ve bütün aileni; son anda kafamda yalnız sen vardın, o zaman seni ne kadar çok sevdiğimi anladım, benim canım kardeşim. Yanımda duran Plasçev’i, Dourov’u kucaklayacak, onlarla helalleşecek zamanı buldum. En sonunda dur borusu çalındı, kazığa bağlanmış olanları geri getirdiler ve bize, Haşmetmaapları’nın cezamızı bağışladıkları okundu.”

Bir rivayete göre, bu ceza ve peşinden gelen af kararı Çar I. Nikolay’ın bir oyunudur.

Bütün bunların ötesinde, aslında cevabını aradığımız soru şu: Ecinniler’de -bir diğer adıyla Cinler- sosyalizm ve nihilizm gibi görüşleri karalayan; bu gibi görüşlerin toplumun sonunu getirdiğine inandığını vurgulayan, Budala ve diğer bazı kitaplarında “Rusya ya da başka hiçbir şey” vurgusunu yapan bir yazar, nasıl olur da Çar aleyhtarlığı yaptığı gerekçesiyle hüküm giyer? İşte, bu soruya yanıt bulmak oldukça zor. Öte yandan, bir yazar, kitabında karaladığı bir görüşe sahip de olabilir; tam tersi şekilde, övdüğü görüşe karşı da olabilir. Ama Anna Dostoyevski’nin Dostoyevski isimli kitabında da değindiği gibi: “Bir insan düşünün ki, Çar’a ve Rusya’ya büyük bir aşkla bağlı olduğu halde, Çar’a karşı gelmekle suçlansın ve yine bu sebepten hüküm giysin.” Dostoyevski, belki Çar I. Nikolay’dan kaynaklanan memnuniyetsizlikten dolayı gidişatı değiştirmeyi düşünmüş olabilir. Ama bu durum, onun diğer kişilerle -Petraşevski’nin etrafındaki kişiler- aynı kefeye konulmasını gerektirmez.

Sonuç olarak, Dostoyevski hayatının hiçbir döneminde Çar’a karşı gelmeyi düşünmemiş, bu yolda fiili hiçbir eyleme girişmemiştir. Aksine, onun sıkı bir Çar lehtarı ve koyu bir panislavist görüşe sahip olduğunu düşünüyorum. Çarlık rejiminin ruhuyla birebir örtüşen bir görüşe sahip bir insan, buna rağmen 4 yıl süren kürek mahkumluğu ve idamdan son anda dönen bir hayat…