Kimseyi Almadığım Çöplüğüm
İçimde öyle bir yığın oluştu ki bu yığınlarla bir dünya yarattım. İçinde lunapark olan siyah beyaz bir dünya. Hayatıma sığdıramadığım şeyleri bu dünyanın içine attım. Rengarenk olacağını düşünürken bir anda siyah beyaz bir manzara çıktı karşıma. Durmadım ve bu dünyaya atmaya devam ettim içimdeki pisliği. Kendimce yıkık dünyamda bir lunapark oluşturdum. Başına bir görevli koydum. Beni terk edip gidene kadar ışıklı güzel bir lunaparktı benimki. İçinde hiç kimse olmasa da dönen atlı karınca çok şey ifade ediyordu benim için. İlk defa lunaparkımın başına geçirdiğim “ görevli “ diye tanımlandırdığım kişi gördü benim yıkık dünyamı. O gittikten sonra başka hiç kimseyi almadım içeri. Bir enkazla yarattığım dünyam artık terk edilmişti ve zaten yıkık olan bu yer lunaparkın da kırılmasıyla daha çok çöktü.
O günden sonra bana acı çektiren bir özlem duygusu oluştu içimde. Gelmeyeceğini bile bile beklemek gibi, bir çocuğun ölmüş annesini uyuyor sanması kadar saf, temiz bir duyguydu oysaki içimdeki. Ama yetmedi ona. Uzun bir süre ona bu enkazın içinde iyi bir lunapark veremediğim için üzüldüm. İçimdeki acıyla beraber bana yaşattığı güzel hisleri de unutmak istedim. Tam olarak yıktım içimdeki o lunaparkı. İlk başlarda izlerini silmeye kıyamadım ama sonra daha fazla dayanamadım. İzler de gidince çöplüğüm diye adlandırdım o siyah beyaz dünyamı. Çünkü dünyada ölen şeylerin yerine yenileri geliyordu. Ama benim çöplüğüme atılan şeyler eski haliyle geri dönmüyordu. Kimseyi almadığım çöplüğümde acı çekmeyi yasakladım kendime.
