Ingress

Bir oyun hakkında ne yazılır veya hakkında neler söylenir en ufak bir fikrim yok. Ama ben buraya sadece içimden geçenleri yazmak istiyorum. Açıkcası ilk bu oyunu oynayacağımız söylendiğin de ufak bir üzüntü yaşadım. Neden bilgisayar oyunu oynamıyoruz dedim. Benden isteseler sabaha kadar bilgisayar başında oyun oynayacağız ama sen yine de sabah 9 da dersin olacaksın dense ben buna da temam derdim. İyi kötü indirdim oyunu. Tabii indirdiğim an oyunu falan hemen açıp kurcalamadım. Eve gittiğimde açtım ve konum servisiminde sayesinde evimin etrafında değerli hiçbir şey olmadığını öğrendim. En yakın obje veya mekan 1 km uzaklıktaki camii ☺

Konsept nedir falan diye bir bakakaldım tabi kurcalamaya başladım. Bende de bir inat vardır anlatamam zaten. Yürümeyi sevmiyorum ya. Ciddi ciddi sevmiyorum. Vaktim yok yürümeye. En son sahilde ne zaman yürüdün desen onu bile hatırlamıyorum. Bir senem kaldı adam akıllı okul bitirmeme zaten GPA, staj, projeler , sınavlar derken değil bir bebek sahilinde salınayım zaman zaman mutfağa bile gidemiyorum. Burada niye yürümediğimin sorumlusunun tamamen okul olduğunu düşünüyoruz. Ee tabi biraz öyle düşünsenize sabah uyanıyorum, banyo yapıyorum, hazırlanıyorum ve 9 da Beykoz- Ortaçeşme’de staja gidiyorum. 12'de stajdan çıkıyorum ve acil bir şekilde okulda geliyorum çünkü 12.00–13.00 arası süpervizör görüşmem var. Tabii hep son 10–15 dakikasına yetişebiliyorum. Başından beri saat bana uygun değil dememe rağmen inadına değiştirmiyorlar. 13.00'te o işim bitiyor bir saat bir yemek yiyorum veya yiyemiyorum hoop derse giriyorum. 6'da dersim bitiyor ve koskocaman 1 saatim boş inanın o saatte nasıl bir aç gözlü oluyorum anlatamam bütün hırsımı yemek yiyerek alıyorum ve 7'de workshop’uma giriyorum saat 10'da bu event’im bitiyor. Zaten benim de pilim bitiyor. Anca eve gelip uyuyorum ki çoğu zaman uyumuyorum ders çalışıyorum. Sistemim bu şekildeyken 1 saat boyunca ben en fazla son otoparkta biraz Haliç kenarında oturabiliyorum.

Tabii bunlar bir bahane olamaz sonuçta hayatta kimse aa bu insan böyle yaşıyor o muaf olsun demeyecek farkındayım. Bende tabii o güzelim yollarda vakit geçirirken özellikle sabah trafiğinde falan gafil avlanıp bir oyunu açtım. Ohh dedim etraf ta bir sürü şey var ne güzel falan oldum bir an. Lokasyonları inceliyorum. Dedim Türkiye yine kültüre boğulmuş adam sokaktaki bankı çekmiş, parktaki salıncağı çekmiş koymuş. Helal olsun dedim elalem Rijksmuseum, Spilled Blood Church’ü önemli görüyor koyuyor. Biz utanmasak evimizin odalarını bile koyacağız. Şahsen aklımdan geçmedi de değil valla. Dedim ben ya evdeyim ya bir yerde hep sabitim. En güzeli ben yatağıma lokasyon açayım yattığım yerden oynarım işte dedim.

Kısa survivor turumda kurcalamaya devam ederken hack portal diye diye güzel böyle simli, pembeli falan şeyler aldığımı gördüm. Ayy dedim ne güzel renkli şeyler bunlar ne hoşmuş diyorum. Mavi ötekiler, yeşiller biziz yaa hemen nasıl da yine ırkçılığa soyunduk diyim de biraz bu oyuna da siyaset katayım. Tabii ilk başladığım da kendi grubumun sahip olduğu veya karşı grubun sahip olduğu yermiş hiç demedim. Ya kazandığım şeyler ne güzel diyorum sonuçta. Ayy bir sürü pembe taşlarım var gibi düşünüyorum ben. Trafik hızlıysa eğer en sağ şeritte dörtlümü yakarak yan koltuğumda bulunan artık o günki şanslı her kim ise telefonu iteliyorum. Bak yer gördün mü hemen hack yap diyorum. Böyle böyle ilerledik biraz sonra bir gün site kapısında ışıklardayım. O camii varya hani evime 1 km olan bir camii onla aramda tam 55 metre vardı ve rengi beyazdı. Hemen buna odaklanmam gerek beyaz nedir dedim. Tıkladım bomboş bir yerdi inanın bana gerçekte bile reseptör dikebileceğim kadar boş bir alan da o camii. 55 metre den ne hack yapabiliyorsun ne başka bir şey. Ama aklımda yani orası.

Cumartesi sabahı en sevdiğim zamandır. Ya bütün hafta nerdeyse tabak yüzü görmüyorum. Tabağın ne demek olduğunu unutmuşum. Sürekli ekmek yemekten artık. Ama aklımda o camii var bu arada. Hayatta yapmayacağım bir şey yaptım ve dedim ki size açma, poğaça alayım mı? Normal de zaten sabah 8 dedin mi ben ayaktayım. Alışmış vücudum buna asla daha fazla uyuyamıyor. Oysa kendimle bir problemim de yok ama işte uyanıp kitap okuyorum ve bu inanılmaz güzel geliyor. Bu devir de kitap okumayı seven bir insansın ve bunun üstüne okuyacak zamanın oluyor. Benim en dikkat ettiğim şeylerden biridir. Daima yeni tanıştığım insana kitap okuyor musun diye sorarım. Neyse konumuza geri dönüyorum. Ağzımdan öylesine çıkıverdi. Eğer anneme daha bismillah saat 9.30'ta kapıdaki camiiye gideceğim bir bakacağım deseydim heralde ya yalan söylediğimi düşünürdü yada akli dengemi bir sorgulardı. Altımda pijamalarımla ve artık market ayakkabısı haline getirdiğim zaman zaman üstüne basarak terlik muamelesi yaptığım ugglarımı ayağıma geçirip evden çıktım. İlk camiiye bakmalıydım sonuçta her an biri almış olabilir veya şuan acaba biri orada ve reseptör dikiyor gibi paranoyakça düşünceler kurabiliyorum. Ciddi anlamda oynayan adam bile sabahın dokuzunda camii peşine düşmeyeceği kesindir. Ben arabayı bıraktım bir yere çıktım yürümeye yani yoldan geçen arabaların içindekiler, ışıkta duranlar bana tip tip bakıyor. Müge Anlı’ya katılıp kızım evden kaçtı diyenlerin tarif ettiği kıyafet kombiniyle sokakta kız görürse insanlar zaten çok çok başka bir şey düşünmezler ya hafiften gelgit akıllı derler yada tam anlamıyla yarın bu kızı Müge Anlı’da arayacaklar diye düşünürler heralde. İyiki de çok market ayakkabılarımla gitmişim o camiiye 50 metre demek bildiğin Willy Wonka’nın kakao’yu bulduğunu anlattığı hikaye gibi çıktı. Isırgan otları falan tabii camii inşaat halinde bir yer daha tam bitmemiş yani. Onlarda umpalumpalarım olsun diye düşünelim işte. Safari yaparak ben 50 metre sınıra geldim zaten daha yakınlaşırsam ya gerçekten Müge Anlı’da ararlar ya da düşüp kafa travması yaşardım. Ciddi anlamda çömeldim işim uzun sonuçta. İlk bildiğimi yapıp hackledim sonra acaba o ne? bu ne? diye kurcalıyorum. Deploy tuşuna bastım bana nereye dikelim diye gösteriyor doldurdum her yere. Level 1 im ya anca belli şeyler koyabildim tabii ki. Nasıl bir azimse 70 tane mi ne reseptör edinmişim valla. Baktım bir yeşillendi beyaz alan bir sevindim kalktım oradan fırına gitmem gerekiyor ve tam yarım saati camii önünde oturarak geçirmişim. Bindim arabaya ayy tam migros a yakınlaştım ne göreyim migrosun önündeki heykelde değerliymiş. Ya maşallah dedim migros’un bile tarihi değer taşıdığı ülkede benim yatağım anıtsal olmuyor ya yazıklar olsun.

Dedim aman ne kaybederim hem bir daha çıkarsam boşa benzin yakacağım. Hazır çıkmışım iki dakika da heykelle uğraşırım. Otoparka girdim. Tam heykelin dibine sokuşturdum arabayı ve tam 50 metre diyor. Şaka gibi camı açtığımda heykele dokunabiliyorum ama 50 metre diyor. Hack yaptım zaten sadece hani bu havalara değmedi. Keşke girmeseydim falan dedim. Alan çocuk level 8 miş. Nasıl alayım elinden. Sonunda fırına gelmek üzereyken iki boş yer gördüm oralarda da yarım saat kaybettikten sonra şarjım bitti. Nasıl bir yüzüm düşmüşse artık fırından arsız gibi 40 liralık açma poğaça aldım. Sanırsın kıtlık ve iç savaş başlayacak ve bir tek benim haberim var. Eve gittim herkes sofrada beni bekliyor. Sonra babam dayanamadı niye telefonun kapalı falan dedi. Şarjım bitti dedim ve mecburi açıklamak zorunda kaldım. Sonunda annem eee sonuç olarak ne kazanıyorsun bunları yaptığın için dedi. İçimden ona cevap olarak bir sayının sıfırla çarpımı birdir. Müthiş! diye cevap verdim. Ay insanın hobisi olamaz mı ya. Belki beni oyunun barış elçisi seçtiler ve bu bana göre önemli. İlla bir şey mi kazanmam gerek.

Haftasonum oyun için daha sonra sakin geçti. Pazartesi ofise gidiyorum. Babam sabah 9'da gitti. Ama prensesler asla 9'da hazırlanamaz diye düşünmeyin. Müge Anlı izleyeyim biraz diye geç gittim. İş yerinde dikkati dağıtıyormuşum diye bana ofiste Müge Anlı izlettirmiyorlar. Neyse bizim ofisin karşısı Kervan Mobilya ilerisi bilmem ne cafe falan baya değerli anlayacağınız bizim semt. Yani salıncağın değerli olduğu ülkede bilmem ne cafenin taburesimi anıtsal olmayacak ya.Bende ufak bir semt turu yaptım. Bomboş zaten etraf. Ama bu durum normal iş yerleri bölgesi yani kaç tane işinde gücünde adam telefon şarjını oyun oynarak yiyordur ki. İlk kez o zaman yürüdüm ama çok kısa yürüdüm 500 metre yürüdüm ama herşeyi toplayarak yürüdüm yani elim armut toplamadı. Bir yorgunluk atmak adına 500 metre sonundaki Koton şubesine girip ne var ne yok bakmaya girdim. Sanırım oyun oynamam ekonomik olarak bana pek aydınlatmamış olsa da akademik notlarda yükseliş bekliyorum açıkçası.

Çarşamba sabahı en sevdiğim yolculuk günüdür. 9'da dersim var ve kardeşimin de dersi 9'da başlıyor. Uykusunu asla alamıyor diye sabahları ben bırakıyorum okuluna. Ama çarşamba sabahları bazen gerçekten kafam yerinde olmayabiliyor. Çünkü 9'da her sabah quizim oluyor ve dersin total’ine yansımasında çok etkili bir paya sahip. O yüzden çarşamba sabahları evde nazi subayı gibi oluyorum. 7.45'te kapı önünde hazır olmayan kendi gitsin diye kural koydum. Merak etmeyin daha kimseyi bırakmadım evde. Geç kaldık çoğu zaman bile. Neyse Beşiktaş’ta Kazan’ın yanında keşfettiğim yeri aldım. Sağa solu hackledim gittim. Bu arada heyyyoo level 2 oldum.

Kabataş’ta bir trafik aman tanrım ya. Anlatamam ben yine oyuna bakayım oldum. Adamlar müzeyi denize taşımış. Kardeşim vapurdan lokasyon atıp yer açmayın. Yüzerekmi 50 metre yapacağız mesafeyi biraz saygılı olun ya. Neyse ben alamıyorsam vapur kullanan arkadaşlar alabilirler diye onlara haber verdim. Bizim okuldan kendi adıma umudum yok çünkü owner olan kişi yüksek bir levelda. Zaten oyun okul içinde oynanıcak olsaydı heralde bu oyunu seçmezdik. Bu arada ben oyunu çözmeye başladığım gibi sınıftan arkadaşlarımla konuşuyordum kimse bir şey bilmiyor doğal olarak. Çünkü insanlar bazen birşey bilmediğinde ve öğrenmeye çalıştıklarında mantıkları uyuşmadığında heveslerini kaybedebiliyorlar ve bence bu öğrenme ve azimi inanılmaz etkileyen bir durum. Bende profesyonel değildim ama bir ekip olarak oynamak adına başlamamış mıydık? 4 arkadaşım ile konuştum sizlere anlatırım. Tanıdığınız veya soran varsa onları da davet edin. Burada bir anda anlatalım herkes bir şeyler öğrensin ve konuşsun. Biz de nedense full list derslerini insanlar A alıp geçmek için alırlar sadece. Hatta dönem başınca bir telefon zinciridir gider. Bildiğin kolay seçmeli ders var mı? ve izin istiyor mu sorusu ile yaklaşık bir haftasını tüketen insanlar bile var.Bence bu mantıkta yanlış ben bu dersleri artık bölüm dışından insanlar görebilmek, alanım dışında başka şeyler hakkında da konuşabilmek için alıyorum. Bütün dönem merhaba demeden aynı sınıfı paylaştığınız insanlar oluyor ve bu bana çok tuhaf geliyor. Sevmeyebilirsin, hoşlanmayabilirsin veya her ne istersen düşünebilirsin ama orada da bir topluluk halindesin ve herkes aynı seviyede, aynı şeyler onun da ödevi oluyor. Kimseye not verdim veya yardım ettim diye öleceğimi veya benim önüme geçebilirler gibi düşünmedim. Ben bir konuda hakim olabilirim ama başka konuda zayıf kalabilirim. Böyle durumlar da işte herkes çıkar için yaklaşıyormuş mantığının çok saçma olduğunu kabul etmek gerek. Zorlanıyorsan çekinmeden yardım istemen gerek. Bu düşüncemi Erkan Saka’ya söyledim. Sanırım hoşuna gitmiş olucak ki bunu sınıfın sosyal medya sayfalarına yazmamı söyledi. Böylece gitgide 50'ye yakın bir chat grubu kurduk. İlk sadece oyun amaçlı kurduk. Zaman zaman tek tek herkese anlattım ama yine de eğlenceliydi. Herkes öğrenirse eğer o zaman gerçekten oyun zevkli olurdu. Yoksa bir kısım çok ilerde birileri hiçbir şey bilmiyor olunca ne anlamı var ki. Bencillik olur bu sadece. Ben önde olucam bazıları geri de olucak sorunca yaa aslında bende bilmiyorum bir şeylere bastım oldu falan diyip herkesi kandırıcam. Bu mantık bana göre değil. Tatlı rekabet denir ya ben onu seviyorum işte. Herkes aynı ipin üstünde denge sağladıktan sonra yürümeli.

Grup fikrini düşündüğüm arkadaşım dersin ismi yapalım bence dedi grubu. Hiç düşünmeden peki dedim. Bundan sonra bizim olayımız aslında değişti biliyor musunuz? Bu gruptan artık sadece oyun hakkında konuşma dönmüyor. Derste anlamadığımız yer oluyor ve çekinmeden gruba yazıyoruz. Belki kim olduğunu görsek bilemeyeceğimiz kişi ,soran arkadaşa açıklıyor. Deadline ları, ödevleri, dersin olup olmadığını her şeyi buradan konuşuyoruz. Bence bu çok güzel birşey. Birbirimize ödev zamanlarını söylüyoruz, ödevlerde hocanın ne beklediğini veya ne yazmamız gerektiğini konuşuyoruz. Yazılarımızı yorumlarını merak ettiğimiz arkadaşlarımıza gönderiyor fikirlerini alıyoruz.

Çok fazla grup konuşmamın olmasına rağmen -ki diğer gruplar 10 kişiden fazla değil- bu gruptan yazılan hiçbir şey de başım ağrıdı gibi bir durum görmedim. İnanın görmedim. Belki herkesi birebir yüzyüze hala ayırt edemem ama birine söylediğim de gerçekten güzel bir ders dediğim de kastettiğim rahat şekilde geçildiği değil, gerçekten burada insanlığın başka bir kısmını daha gördüğümdendir. Teknoloji geliştikçe bir çok şeyi kaybettik biz. Bu oyun sanırım bahane oldu. Yani oyun ile bir araya gelmeyi umuyorduk ama whatsapp grubumuz ile bir araya geldik veya bu benim gibi düşünen bir kaç arkadaşın katılmasıyla içlerinde bu beklentisi olan arkadaşları da ortaya çıkardı.☺

Benim anlatabileceğim çok komik ve son iki anım var. Oda oyunda ofis muhitini ele geçirdim ya ben. Bir kişi — yeşil oyuncu — sürekli alert kısmından mesaj atıyor. Tövbe tövbe dedim ayy damla paratoner gibisin belayı çekiyorsun dedim kendi kendime. Uzun zamandır kendime paratoner lakabını taktım. Herkes yapar bir şey olmaz. Ben el atarım ya elimde kalır — buna tuttuğunu koparan demek daha cazip ve kibar- ya da bela olur üstüme kalır diye paratoner gibiyimdir diyorum. Cevap vermedim hiç ama tabi bende yürüme muhitimi genişlettim. Sonra bir gün diğer saatteki derse bir oyuncu arkadaş — kimse bu kişiyi tanımıyor — oyunu anlatıyor sonra oyuncu ismim ile beni soruyor ve bir kız arkadaşım hemen o diğer saatte diyor. Ders arasında bu kişi o kız arkadaşıma numarasını bırakıyor. Bu kız arkadaşımda bana normal sınıftan biri gibi söylüyor ve araman gerekiyormuş diyor. Ben tabi şok kaldım yaa yine ne yaptım oldum. Hemen sınıftan bir erkek arkadaşımıza verdim numarayı ara ben ağabeyiyim de sahipsiz sanmasınlar dedim. Sağolsun aradı öğrendi. Vayy ne önemliymişim dedim adamlar ekip kurmuş özelden de sürekli ekiplerine çağırıyorlar, okulumu soruyorlar falan. Benim sazlık diye tabir ettiğim, iş adamları ne işi olur dediğim bölgede önemli bir role sahipmişim. Ayy ne yaptım iki gün gittim oynadım ne kıymetliymiş aman dedim. Zaten beni böyle durumlarda hiç normal insanlar bulmaz ya. İyi kötü atlattım bunu. O soran adamlar da babam yaşında tipler yazık dedim küçücük minnie mouse sırt çantalı kızın oyun oynamasının peşinde düşmüşler.

Bir kere daha yürüdüm misafirliğe Ataköy’e gitmiştik. Tabii öyle bir yemek yemişim ki Pizzalar, Mantılar, Kurabiyeler, Sandviçler, Patlamış Mısırlar… Sanırsınız beni evde beslemiyorlar. Tam bi kuzucuklar masalındaki bütün kuzuları yiyen kurt gibi oturduğum yerden kalkamıcak haldeydim. Ayy kesin kilo alıcam bari vicdanımı rahatlatayım şöyle bir yürüyeyim dedim. Aldım telefonumu çıktım dışarı. Oyunu açtım ama açarken şunu düşündüm kaybolmayayım. Oradan gittiğim yönü izler geri dönerim aynı Hansel ve Gratel’deki gibi sadece onlar ekmek koyuyorlardı. Tabii Ataköy dolu bir yer ben kaptırdım. Değerli objeler olan yerlere yürümeye başladım. Ben baya bir kaptırdım ve bir anda şarjım bitti, telefonum kapandı. Aman tanrım kafamı bir kaldırdım. Böyle pilot üç adam yanımdan geçiyor. Böyle üst geçit gibi bir yerdeyim napıcam ben dedim. Nasıl yürüdüm ve nereye geldim dedim. Neyse artık söylene söylene annemleri artık gün içinde arattırmamayı öğrendirttim. Evde olduğumuz da bile ben dışardayken whatsapptan yazdıkları, aradıkları kadar konuşmuyoruz. Ya dışarıda yapmayın diyorum. Dışarı çıktığım da sanki Hitler dönemiymiş veya Piyanist filmindeki gibi bir ortama gidiyormuşum gibi yaşıyorlar. Anne Frank gibi hissediyorum zaman zaman. İşte benim telefon kapandığı an nedense içlerinemi doğuyor kesin başına bir şey geldi bizim kızı otuz sekiz yerinden bıçaklayıp otoban kenarına attılar diye aramış oluyorlar. Sora sora markete, cafeye evi buldum neyse ki gittiğimde bir baktım aman tanrım cips var. Hemen telefonumu şarja takıp cips yemeye başladım. O yürüyüşünde pek bir faydası olmadı heralde. Bir de beni misafirliğe davet edicekseniz lütfen kitaplığınız olsun. Hayatta ödünç kitap almam ama hafif bir kitap tırtıklama huyum vardır. Mesela Kavgam kitabı artık üretilmiyor. İkidir gözüme kestirdim. Söyledim zaten oğulları evleniyor. Düğün yaklaşırken ortam kalabalıklaşıcak ben siz taşınırken o kitabı çalacağım dedim.

Neyse benim hikayem böyle buraya kadar okuduysanız bile gerçekten çok mutlu olduğumu bilin. Çünkü günlük gibi yazdığım bu yazımı öncelikle okunacak bir şey olduğu için okumayan çok insan olacaktır. Size buraya oyunu anlatmak istemedim. Oyunu ekşi sözlük’ten okuyarak ta öğrenebilirsiniz zaten. Ben buraya bunu oynarken neler yaşadığımı yazmak için tasarladım. Zaman kaybettiğinize inanıyor iseniz de ben değerli vaktiniz çaldığım için özür dilerim. Kendinize iyi bakın çünkü ben öyle yapmaya çalışıyorum.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.