ben buyum
Bazen bir kitabım sanki, eski bir kütüphanenin en kuytu köşesinde. Birileri gelsin, sırtımdan tozu savursun, kurtarsın bu karanlıktan, bu bitmez geceden. Sayfalarım okunsun, herkes bilsin sonsuz derdi.
Bazen bir aslan gibi, her an hazırım. Korkuya, hırsa, yorgunluğa. Zayıf, çaresiz istiyorum her şeyi ama her şeyi ezeyim, kırayım. Hiç acımadan, tereddütsüz, hakim olayım.
Bazen de bir serçeyim, sonu olmayan göklerde, kendine ufak bir yer arayan. Korkak, çelimsiz. Topladığı çırpılarla, mesuliyetle yuva yapan. Korkan kıştan, kartallardan. Yavrularımı sarmak istiyorum.
Bazen bir zavallı dilenci, bir lokma için yere serdiğim gururum. Uzatılan elin verdiği sıkıntı, yüzde beliren daimi kızartı, ellere bakamayan gözlerdeki ışıltı, damlayan bir kaç damla yaşın sahibiyim. Sormazsın ki ne bu hale düşüren, zaten ben de nedir bilmem, bilmek istemem.
Bazen bir serseriyim. Amaçsız, sebepsiz, öylece yaşayan. Ağlamayan, dert yanmayan. Sigaradan başka dostu olmayan. Soğuk gecelerde bir kaç yudumluk kanyakla ısınan. Çatlamış elleriyle yüzünü ovuşturan, bir kuytu bulmak için dolanıp duran, yatacak döşeği olmayan, görünüşte serseriyim, güçlüyüm diyen, dünyasında dost kucak, sıcak aş isteyen bir zavallı.
Bazen ben, benim. Dört duvar arasında sayıklayan, gülmekle ağlamak arasında kararsız. Sadece düşünen sonum ne. Kimler üzecek, yakacak bağrımı diye. Kimi zaman gülerken yüzünde güller açan, kimi zaman baktığı an iç karartan, yalnız ve yalnız unutulmaktan korkan, ben buyum.
Ben, benim işte…
02.01.1997 Salı, 22:00
