
Kalkın tatile gidiyorsunuz
Şanslı bir adamım gezmek konusunda.
20 nin üzerinde ülke gezmişimdir. Herhalde şehir sayısı da 30 ların üstündedir.
Dünyadaki hemen her kıtaya ayak basma şansım oldu. Buenos Aires’ten , Sydney’e kadar dünyanın uçlarına gittim. Dünyanın en dibine Ümit Burnu'na da indim Bangladeş gibi az gelişmiş ülkeleri de gördüm.
Neyse bunları başka bir zaman anlatırım.
Her zaman ilk üç şehrim oldu kafamda. Bir kaç yıldır sıralama aynıydı. Bu hafta yeni bir şehir girdi ilk üçte.
Bugüne kadar hiç bir yeri tavsiye etmedim sorulmadıkça.
Zevkler farklı, risk almak istemem.
İlk defa bir yeri tavsiye ediyorum size.
Polonya’da Krakow. Sizi tanıyorsam burayı seveceksiniz.
Polonya’nın 2. büyük şehri. Büyük derken 800 bin nüfusu var. Buna dışarıdan gelen 200 bin öğrenciyi de eklersen 1 milyon. Küçük bir şehir yani.
Wikipedia dan falan tarihini okuyabilirsiniz. Ben o detaylara girmeyeceğim ama mutlaka okuyun. Çok eski bir yerleşim birimi ve 2. Dünya savaşında çok şey yaşanmış orada.
Peki neden tavsiye ediyorum?
Öncelikle Türkiye’ye çok yakın. Kısa süren bir uçuşla gelebilirsiniz.
Sakın ha sakın Polonya’ya gideceksem önce Varşova demeyin.
Varşova’ ya gelin 1 gün kalın trene binin 2,5 saatte Krakow’a gelin.
Gerisini Krakow’a bırakın, o halleder.
Neden Varşova’yı önermiyorum, bir numara yok. Şehrin %95'i 2. Dünya savaşında yıkılmış sonra yeniden kurulmuş. Old Town ları bile yeniden yapılmış, eski değil yani. Bir tercih yapılacaksa kesin Krakow yani.
Neyse gelelim Krakow’a…
İlk avantajı yakın olması dediğim gibi. Erken rezervasyon yaparsanız 100€ ya gidiş dönüş bilet alırsınız. Direkt olmayabilir en kötü Varşova’ya gelir 1 gün kalır trenle geçersiniz.
2. Avantajı ucuz olması. Geceliği 60–70€ ya 2 kişi hatta çocukla kalabileceğiniz bir otel ayarlayabilirsiniz. Turizm çok geliştiği için her yer otel. Booking.com da 10 dakikanızı almaz ayarlamak.
Adam başı 15€ ya çok güzel yemek yersiniz, şarabınızı içersiniz. İsterseniz çok daha ucuz yerler var. Ünlü fastfood zincirleri her yerde. Çok daha ucuza karın doyurmak da mümkün.
Çok güzel servis alırsınız. Diğer bazı turistik yerlerdeki gibi kafanıza tabağı atmazlar ya da kapıda kuyruk beklemezsiniz. O kadar çok güzel restoran var ki biri olmazsa diğeri.
Avrupa’nın disiplini var ama ukalalığı yok Krakow’da.
Hani bizde turisti görünce bir gevşeme hali var ya : “yes, yes, yeeeeeess” diyen ses.
O var Krakow’da. Turist velinimet yani bunu hissediyorsun.
Ne yalan söyleyim hoşuna gidiyor insanın. Hep eleştirmişimdir o yurdum insanının turist karşısında bir gevşemesini ama galiba işe yarıyor.
Taksiciye sigara içebilir miyim arabada dediğinde yasak ama hadi tamam iç demesi ülkende hissettiriyor kendini. Yani biraz Türkiye var Krakow’da.
Bunun dışında Almanya var, Sovyetler Birliği var, bir de Polonya kendisi var tabii ki.
İnsanı da karışmış , şehrin yapısı da. Bir karışım var.
Güzel bir mozaik olmuş.
Çok rahat bir şehir Krakow. Her yere yürüyebilirsiniz. Taksi ucuz. Ama taksilere biraz dikkat fiyatı sorun her zaman önceden.
Stres yok şehirde. Yakın tarihte o kadar acı çekmiş ve yorulmuşlar ki artık dinginlik istiyorlar belli. Turizmi öğrenmişler. Asla rahatsız etmiyorlar insanı.
İnsanlar sıcak, Türkleri seviyorlar.
Ama şehir biraz soğuk olabilir kışın.
Olsun o ayrı bir güzellik veriyor şehire. Sabah erken ya da akşam üstü hafif bir pus kaplıyor ve gizemli yapıyor Krakow’u. Sevdim bunu. Etkileyici.
Doğu bloku etkileriyle Avrupa’nın estetiği birbirine karışmış.
Biraz Prag, biraz Münih, biraz Paris ve elbette bayağı bir Polonya.
Yeni tek bir bütçeyle çok yer göreyim diyorsanız mutlaka gidin Krakow’a.
Avrupa’nın en büyük meydanına sahip. Gerçekten büyük. Kilisesi, kalesi hepsi bir arada. Meydandaki kilisede her saat başı farklı pencereler açılarak trompet çalınıyor. Tam 600 yıldır bu aynı.
Etrafında da gezecek çok yer var. Bunların başında bir önceki yazıma konu olan Nazi toplama kampları geliyor. Adam başı 30€ ya 7 saatlik bir tura katılıyorsunuz. Buna anlaşmalı oldukları bir yerde öğlen yemeği de dahil.
Diğer görülmesi gereken bir yer ise 700 yıldır aktif olan tuz madenleri. Yerin 400 metre altına iniyorsun, her yer tuz, heykeller tuz, kiliseler var tuzdan yapılmış.
İstersen yerin 400 metre altında yemeğini yiyorsun.
Tuz madenini anlatmak ayrı bir yazı ama gidin görün mutlaka. Sadece şunu söyleyeyim yerin altında açılmış galerilerin toplamına Paris’teki Notre Dame Katedrali sığıyormuş.
Diğer görmeniz gereken bir yer hepinizin “Schindler’in listesi” filminden bildiğiniz Schindler’in fabrikası. Enteresan bir hikayesi var. Daha sonra anlatacağım size başka bir yazıyla.
Tamam taş toprak bir yere kadar. Yemek de iyi. Peki içmek ?
Eğer alkol seviyorsanız doğru yerdesiniz. En doğru seçim elbette Votka !
Çok çeşit var seçmesi size kalmış.
Belvedere en ünlü markaları ama “Alkohol Shop” larına giderseniz çok farklı markalar da bulabilirsiniz.
Mesela “Chopin”, patates votkası. 6 kere distile edilmiş. Yağ gibi anlayacağınız.
Alkol tüketimi o kadar yaygın ki otel odalarındaki mini barlarda, içtikten sonra yatmadan önce ve sabah kalktığınızda içebileceğiniz alkol sonrası ayıltıcı içecekler var.
Alışveriş ? Çok keyifli , şirin dükkanlar, el yapımı bir çok ürün. Amber çok yaygın ve amberden nefis takılar yapıyorlar.
Amber, ağaç reçinesinin fosilleşmesi sonucu oluşan bir taş. Milyonlarca yıllık geçmişe sahip taşlardan bahsediyorum. Bazı türleri sadece Polonya’da var. Her bütçeye uygun bir alternatif bulunuyor.
Toparlayayım; güzel insanlar, güzel yemekler, çeşit çeşit alkol, güzel tertemiz bir şehir, mistik ve masalsı bir hava, ucuz, yakın , etrafta gezecek bir çok önemli yer, alışveriş imkanı…
Ne duruyorsunuz hemen gidin!
3–4 gününüzü ayırsanız yeter.
Biraz geç oldu ama gideriliyorsanız hemen şimdi gidin çünkü Christhmas zamanı ayrı bir güzel.
Gidin sonra bana içinizden bir teşekkür edin yeter…
Devrim Ziya Tavil