Yukarı Kese Yaylası ve Karataş Tepesi

Kendimi son doğaya vuralı 1.5 aya yaklaştı. Arada Eymir Gölü’ne gidip, gerek bisiklete binip gerek yürüyerek kendime pansuman yapsam da hiçbiri tüm güne yayılan bir doğa yürüyüşünün (trekking) yerini tutmuyor.

O rehberliği bıraksa da sonsuza dek fahri rehberimiz olacak Gökhan Koçak’ı gazlayıp, bu kez de kendimi Kızılcahamam tarafında, Çerkeş yakınlarında Karataş Tepesi’nin oralarda buldum.

Bahar aylarında Ankara ve çevresi inanılmaz güzel: Çiçekler açmış, ağaçlar yeşillenmiş, kar suları ile toprak ve akarsular oluyor. İşte öyle bir Mayıs günüydü yine.

Kızılcahamam taraflarındaki yürüyüşlerin yıllardır en güzel yanlarından biri, birbirinden güzel çorbaları ve yemekleri ile iki lokantaydı: Mevlana ve Hilal (Akpet). Sabah giderken Mevlana’da, dönüşte Akpet’te dururduk hep. Mevlana’nın el değiştirdiği ve artık yürüyüş gruplarının orada durmadığını öğrendiğimde pek üzüldüm. Gidişte de gelişte de Akpet’te durup çorbalarından içerek yola devam ettik.

Senelerce araba kullanmayı öğrenmemekte inat ettikten sonra, birkaç yıl önce ehliyet alıp araç kullanmaya başlamıştım. Yürüyüşe başlayacağımız noktaya gelmek için araçla ilk defa asfalttan çıkıp dar bir orman yoluna girmem gerekti. Valla ne yalan söyliim, iyi tırstım :). Değişik bir deneyim oldu benim için.

Alışık olduğum yürüyüşler genelde öğlen yemek molası verene kadar sürekli tırmanış, sonrasında da sürekli iniş tarzında oluyor. Nadiren de olsa bol inişli-çıkışlı, karışık bir rota izlediğimizde hep Gökhan’ın şu sözleri aklıma geliyor: “Yaşamın kendisi de inişli-çıkışlı”. İşte Karataş Tepesi’ne gittiğimiz ve Yukarı Köse Yaylası’ndan geçtiğimiz yürüyüş yolumuz da aynen öyleydi.

Ben yürüyüşlerde nadiren su sorunu yaşarım. Genelde Gökhan’a yürüyüşe başlamadna “normal bir insana kaç litre su al dersin” diye sorup, onun iki katı su taşırım. Pek içiciyim de :). Bu sefer gideceğimiz tepenin yamacında çeşme var diye, yanıma az su aldım (malum su da hafif bişi diil). Hesaplarken öğlene kadar çok daha fazla su içtiğimi unutmasaydım iyidi. Elimdeki sular bitti. Hatta Gökhan’ın yarım litre suyunu da içtim. Yetmedi artık elma yiyerek, onun içindeki su ile susuzluğumu gidererek idare ettim.

Karataş Tepesi’nin yamaçlarına varana kadar, birçok orman içi yol ve patika izledik. Dağ havasını doya doya içimize çektik. Kimsecikler yoktu etrafta. Günlük yaşantımızdan kopup gittiğimiz saatlerdi.

Güneş almayan yerlerde hala kar vardı. Her taraf çeşit çeşit çiçek doluydu. Bitkilerin üzerinde su damlaları vardı. Mantarlar çıkmaya başlamıştı. Hafif bataklık yerler, minik bir şelale, çayırlar ve daha niceleri… Fotoğraf çekmeyi sevenler (ben değil, ben yancıyım) bol bol çalıştı.

Karlı bölgelerden geçerken yine bir ayak izine rastlamadan edemedik:

Tepeye vardığımızda ise çeşmeye varmış olmanın mutluluğuyla suları doldurdum. Daha o noktadaki esinti, tepede pek duramayacağımızın sinyalini veriyordu. Ben de tekrar terleyeceğimi bilmeme karşın bir üstümü değiştirdim soğuk yemiim diye.

Tepenin güney yamacında bizi sağlam bir tırmanış bekliyordu. Tırmanış dediğime bakmayın, burada aletli (halat, kazma, vs) bir tırmanıştan bahsetmiyoruz. Ek bir alete ihtiyaç duymadan, dikkatli adımlar atıp, yer yer elle tutunarak, kendini yukarı çekerek, yan yan yürüyerek, oturarak yaptığımız bir tırmanıştı. Dikti, yorucuydu, kayalıklıydı ama çok keyifliydi.

Sonunda tepeye ulaştığımızda, GPS 1995 m yüksekliği gösteriyordu.

Yüksekliğin verdiği rahatlıkla birçok yeri uzaktan görebiliyorduk. Ankara’nın en yükseği Işık Dağı yakın gözükse de tahminen yürüyerek bir günde anca varılırdı. Bolu’nun Köroğlu Dağları’nın üzerinde hala karlar vardı. Yakındaki büyücek yerleşim yerinin de Çankırı’nın Çerkeş’i olduğunu tahmin ediyorum.

Tepeden indikten sonra bir yemek molası verdik, ilk işim ayakkabıları çıkarıp ayaklarımı havalandırmak oldu :). Yürüyüşler sırasında ayaklar zamanla pişiyor ve şişiyor. Bahar yürüyüşlerinin bu ayaklarıma nefes aldırabilme kısmını çok seviyorum. Çıkınımdan balık ve otlarımı çıkarıp yidim.

Yemek sonrası her zamanki gibi kendimizi fazla zorlamadan bir yürüyüş yaptık. Çoğunlukla orman yolunda yokuş aşağı yuvarlanarak yürüyüşü tamamladık.

GPS’e göre toplam 16 km yürüyüp, 750 m de dikey tırmanmışız toplamda. Güzel ve tekrar tekrar yürümeyi isteyebileceğim, favori rotalarımdan biri oldu:

Beraber yürüdüğümüz Kemal Abi’nin 74 yaşında olduğunu öğrendiğimde, yine bir “büyüyünce ben de böyle olmaya devam edebilsem” diye düşündüm. Doğada yürüyüşe gittiğimde böyle birçok güzel insanla karşılaşıyorum.

Not: Fotoğraflar için Murat İldan’a teşekkürler. Yürüyüşte çektiği fotoğrafların tamamı için tıklayın.