Örtünme’nin Tarihi

Bu yazıda özellikle bazı dinlerin emrettiği “vücudun çeşitli bölgelerinin örtülmesi” konusunu ele alacağız. Bilindiği üzere örtünme İslam ile başlamış bir gelenek değildir, Hristiyanlık ve Musevilik’te de vardır. Ondan önceki dinlerde de vardır. Şimdi yavaş yavaş bunu inceleyelim…

Öncelikle yazıya başlamadan önce şunu bilmelisiniz: “Eski zamanlarda başörtü bir saygınlık belirtisiydi.” Bu hemen hemen her toplumda aynı şekilde bilinen bir uygulamaydı. Fahişe olan kadınlar başı açık dolaşır, maddî durumu iyi ve mevkî sahibi olan kadınlar ise başlarını örter ve türlü takılar takarlardı. Bu örtünmenin türlü yöntemleri olabilir. Eşarp veya süs niyetine takılan başlık gibi, büyük taçlar gibi, bütün başı örten değerli taşlarla bezeli iplik şapkalar gibi bu örnekleri çoğaltabiliriz. Ancak yaşam koşulları çok sert olan ve çok sıcak iklime sahip bölgelerde, genelde kumdan ve güneşten korunmak için beyaz renkli örtüler kullanılırdı. Artık bu ön bilgileri öğrendiğinize göre yazıya başlayabiliriz…

Başörtüsü (Ing-Veil), genelde geleneksel Müslüman kadının giysisi olarak bilinir, fakat İslam dininin ilk yüz yılında Müslüman kadınlarının çoğu başını örtmüyordu. Hatta, çok sıcak çöl ortamlarında yaşamaları sebebiyle, Afrika yerlileri gibi vücutlarının çoğu kısmı (göğüsler dahil) açık dolaşıyorlardı. Dolayısıyla Örtünme ile ilgili ayetler, öncelikle bu mahrem yerlerin kapatılması ve Müslüman kadınlarının daha “münâsıp” bir şekilde dolaşmaları için inmişlerdi. Daha sonra, çeşitli sebepler ve gerekçeler ile, hadisler ile desteklenerek bu kadınlar vücutlarının her yanını örtmek zorunda bırakıldılar… Aslında, örtünmek İslam’dan önceki eski imparatorlukların yaşadığı toprakların geleneğiydi. Tarihi araştırmaların sonucuyla edinen bilgilerle kadının örtünmesinin bundan binlerce yıl önceki Eski Asur İmparatorluğu’nun geleneklerinden biri olduğunu gösteriyor.

Yaklaşık 4 bin yıl önce, Babil İmparatoru Hammurabi’nin Kanunlarında, kadının sosyal statüsü ilk kez yazılı yasa haline getirildi. O zamanlar, Hammurabi Kanunları, dünya tarihinin yasalarını temsil ediyordu. 282 Madde halinde taş sütunlara yazılan bu yazıtlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökme dönemine girmesiyle 1901–1902 yıllarında Fransız araştırmacılar tarafından keşfedilmiş ve Louvre müzesine taşınmıştır. Bu kanunlarda, köleler ve hür insanlar arasındaki farklılıklar -kölelere kısas kanunu (hırsızlık yaparsa elinin kesilmesi vb.)- ve evlilik gibi konularla aileyi düzende tutma yükümlülükleri belirtilmişti. Günümüzde hala bazı toplumlarda -özellikle şeriat mahkemelerinde- uygulanan kanunlar bu dönemde ortaya çıkmıştır. Neden semâvi dinlerin bir türlü köleliği kaldırmadığı sorusunuysa böylece açıklamış oluyoruz. Çünkü gelen bu dinlerin yasaları, tamamen Hammurabi -yani dünya- yasaları ile uyumlu olmak zorundaydı. Yoksa yayılamaz, tutulamazdı. Dolayısıyla bu dinler, dönemlerinden üstün bir ahlâk anlayışına sahip değillerdi.

Hammurabi yasaları, M.Ö. 1760 yılı civarında Mezopotamya’da yaratılan, tarihin en eski ve en iyi korunmuş yazılı kanunlarından biridir. Bu dönemden önce toplanan yasa koleksiyonları arasında Ur kralı Ur-Nammu’nun kanun kitabı (M.Ö. 2050), Eşnunna kanun kitabı (M.Ö. 1930), ve İsin’li Lipit-İştar’ın kanun kitabı (M.Ö. 1870) yer alır. Mısır bölgesinde ise Dini inanışlar ve ilkeler üzerine İmparator 2. Seti zamanındaki Anana Parirüsleri kaynak alınmaktadır.

Kısacası Hammurabi Kanunlarına göre de saygın, özgür, elit kadınlar örtünür; köleler, fahişeler ve alt tabakalar açık gezerlerdi. Yukarıda bahsetmiştik. Ayrıca Hristiyanlığın yayılmaya başladığı dönemlerde Pavlus’un da kadınların örtünmesi ile ilgili ayetlere gerekçe olarak sunduğu sebep budur. Saygınlığın belirgin olması, Hristiyanların özel olması. Rahibeleri hatırlayınız…

Örtünmek bu yüzden saygınlığın sembolü haline gelmiştir. Bu kanunlar altında erkeğin metresi, karısıyla beraber olduğunda örtünebilirdi. M.Ö. 13.yy’ın sonlarında Mezopotamya’da özgür kadınlar köle olmayan erkeklerle evlendiklerinde, kocaları onları örter, eşleri olduğunu simgelerdi. Erkeklerin genelde bir karısı olurdu ama çocuk yapamayan kadınların kocaları ikinci evliliklerini yapabilirdi. Asur erkekleri kaba, şiddet dolu, düşmanlarına ve kadınlarına karşı acımasızlardı. Komşu toprakları fethettikten sonra, büyük sayıda köleyi de beraberinde getirirlerdi. Erkek köleler ağır işlerde, kadınlar ise metres ve domestik işlerde çalıştırılıyordu.

Arkeolojik kazılarda keşfedilmiş bu sütunlarda, kadınların örtünme kuralları dışına çıktıkları taktirde alacakları cezalar şöyle belirtiyordu:

  • Eğer bir adamın karısı ya da kızı sokağa çıkıyorsa başları örtülmelidir. Fahişeler, hizmetkârlar ve köleler örtünmemelidir. Eğer örtülü olarak bulunurlarsa, üstündeki örtüleri ellerinden alınıp, elli kere kırbaçlanıp, kafalarına bitüm dökülecektir.
  • İster evli kadınlar, ister dul kadınlar veya Asur’lu kadınlar olsun sokağa çıkarlarken başlarını açmayacaklardır. Adamın kızları ya bir şal, veya bir gulinu ile örtüneceklerdir.
  • Sahibi ile sokağa giden Esirtu’lar (cariye, esire) örtülüdürler. Kocaya varan Kadiştu’lar, (bir ‘kutsal fahişe’ kategorisi) sokakta örtünmelidirler. Kocaya varmamış Kadiştu’ların sokakta başları açıktır, örtünmemelidir.
  • Fahişe örtülü değildir, başı açıktır. Örtülü bir fahişeyi gören olursa, onu tutuklayacak, şahitler bulacak; onu saray mahkemesine götürecek, ziynetlerini almayacaklar, onu yakalayan (sadece) elbisesini alacaktır. Örtülü fahişeye, elli sopa vuracaklar, başına zift dökecekler.
  • Eğer bir adam örtülü bir fahişeyi görür, onu serbest bırakır (yakalamaz) ve saray mahkemesine götürmezse o adama elli sopa atılacaktır. (Adamı) ihbar eden elbisesini alacak, kulaklarını delecekler, iplik geçirecekler, arkasına bağlıyacaklar. Bir ay süreyle kıralın hizmetini yapacaktır.
  • Esire’ler örtünmeyecekler, örtülü esireyi gören yakalayacak ve onu saray mahkemesine götürecektir. Kulaklarını kesecekler. Onu yakalayan elbisesini alacaktır.
  • Eğer bir adam esiresini (esirtu) örtmek isterse, beş veya altı arkadaşını oturtup, onların önünde onu örtecek ”0 benim karımdır” diyecek, 0, onun karısı olacaktır. (Başka) adamların önünde örtülmeyen ve kocası ”bu karımdır” denmiyen esire, eş değildir. Esirtu’dur.
  • Eğer adam ölürse, örtülü karısının evlatları yoksa esirelerin evlatları, (öz) evlattırlar ve (mirastan) hisselerini alacaklardır.”

İştar-İnanna (Ana Tanrıça) Gelenekçiliği Hakkında

Ataerkil dönem ve bunun yansıttığı katı kurallardan önce, Sümer ve Mezopotamya halkı ‘Anaerkil’di. Kadınlar toplumda saygıdeğer, iş ve mülk sahibiydi. Anaerkillik ve cinsel özgürlük Güney Babil, Mezopotamya, Asur bölgesine doğru uzanıyor ve kuzey Mezopotamya’nın uygarlık dönemlerinde uygulanıyordu. İştar, eski Mezopotamya’da bereket, aşk, cinselliğin gücü ve doğuşunun, ayni zamanda savaşın, silahların ve paranın, öncül tanrıçasıydı.

Zamanla ataerkilleşen Mezopotamya’da, İştar tanrıçası kutsal mevkisini yitirmeye başladığında, bir kaç erkek tanrıça doğmuş, ataerkillik ‘dominantlık’ kazanmıştı.

Asur başkenti Ninova şehrindeki kazı işlerinde, bu topluluğun hazineleri bulunmuştur; bulunan hazineler arasında, ünlü ‘Ninova Tabletleri’ de vardır. Bu tabletlerin yardımıyla arkeologlar, Mezopotamya uygarlığının sırlarını çözmeye başladı. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan bu tür tabletlerin bazıları 5.000 yıl öncesine aittir. Bulunan tabletlerin üzerindeki yazılar din, matematik, yasalar, bilim ve başka konulara ilişkindir. (Ninova, Dicle Nehri’nin batı kıyısında bulunan ve bir dönem Asur Devleti’ne başkentliğini yapan bir eskiçağ kentidir. Modern Musul şehrinin hemen yanında bulunmaktadır).

Sümer, Asur, Hitit, Urartu ve Akad gibi site devletlerinde de benzer uygulamalar vardı. Kadını örtüye sokmanın temel nedeni, hür kadın ile köle kadınların birbirinden ayrılmasını sağlamaktı. Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, örtünmenin ilk kez Sümerlerde ortaya çıktığını söylüyor. (Konu ile alakalı; Muazzez İlmiye Çığ - Kuran, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni adlı kitabı okuyabilirsiniz. Ayrıca Harvard Üniversitesinde eğitim görevlisi olarak çalışan Gönül Tekin de eski mezopotamya medeniyetleri konusunda dünyanın en önde gelen uzmanıdır. Kendisinin hemen hemen bütün kitaplarını tavsiye edebilirim.)

Çoktanrılı olan Sümer dininde, özellikle büyük tanrıların mabetlerindeki kadınların kutsal görevlerinden biri de tanrının gelini olarak ‘genel kadın’lık yapmaktı. Diğer rahibelerden ayrılması için de başlarını örtmeleri gerekirdi.

“Çok sonra İ.Ö. 1600 yıllarında bir Asur kralının yaptığı kanunla evli ve dul kadınların da başlarını örtmesi şart koşulmuş. Böylece bu kadınlar da yasal seks yapan mabet fahişeleri gibi kabul edilmiş oluyor. Bu gelenek, önce Yahudi kadınlarına geçmiş daha sonra da İslam kadınlarına uygulanmış.” (Muazzez İlmiye Çığ - Vatandaşlık Tepkilerim, s.163).

Asur İmparatorluğunun dışında, Bizans, Fars, Hindistan ve Klasik Yunan İmparatorluklarının kadınlarının, Hammurabi kanunlarına benzer yükümlülüklerle, sosyal statü bakımından üst düzeydeki kadınların diğer kadınlardan ayrı tutulması için örtünmesi gerekiyordu. Eski Çağ Filozofu, Heraklit, Antik Yunan ve Mısır’da yaşayan kadınların baş giyimini şöyle tarif etmişti:

“Giysilerin başa gelen kısmı öyle sarılır ki, yüzün tümü peçeyle örtülmüş gibi görünür. Zira sadece gözler ortada kalır, yüzün diğer bölümleri ise giysinin bir parçası ile tamamen örtülür. Bütün kadınlar bu şekilde beyaz renkli giysiler giyerler.”

Antik Yunan’da başörtü, bereket tanrıçası Demeter ve Zeus’un karısı Hera’nın da özel simgesiydi. Zamanla kadınlar bu durumu bile arayacak hale gelecekti. Antik Yunan’da kadın, “erkeğin başının belası” olarak görülmeye başlanacaktı. Pis kadınların domuzdan, zeki kadınların tilkiden, meraklı kadınların köpekten meydana geldiğine inananlar bile vardı. Kadınların tek başına sokağa çıkmaları ise artık hayaldi.

Eski Anadolu kültüründe olan bu örtünme anlayışı, dünyanın çeşitli topluluklarında da vardı. Onlar genellikle meseleyi mitolojik öykülere dayandırıyorlardı. Örneğin, Japon mitolojisinin kutsal kahraman Okikurumi, Aynular’a kültür ve uygarlığı öğretmek üzere tanrıların cennetinden yeryüzüne inmişti. Cennete dönmeden önce Aynular’dan bir kadınla evlendi. Karısına, yiyecekleri kabile halkına dağıtma görevi verdi. Ancak bunun için de bir koşulu vardı; hiç kimse karısının yüzüne bakmayacaktı. Yani örtünecekti! Bu hikayenin bir benzeri Hz İdris, yani Enok’un dünyaya inmesi ve kendisine bir eş bularak önce Metuşelah sonra da Nuh gibi kişileri meydana getirmesiyle eşleştirilir.

Kadının en büyük onuru bakire ve doğurgan olmaktı. Hiçbir sosyal hakkı yoktu. Hatta kadın, başı açık dışarıya çıkarsa kocası onu boşayabilirdi. Tek tanrılı dinler de kadının sosyal hayatını pek değiştirmedi.

Talmud’a göre, Yahudi kadınların başı açık halde toplum içinde gezmeleri günahtı. Eski Ahit’de üç farklı yerde kadının başını örtmesiyle ilgili pasaj bulunmaktadır.

İşaya 3/20’de başa giyilen kıyafet anlamında “fara”, 
İşaya 3/23’te başörtüsü anlamında “tsnyafaah” ya da, 
Tekvin 24/65–38/14.19’da yüzü örten örtü anlamında da “tsaayafa” kullanılmıştır. Ayrıca vücudun üst kısmını örten örtü anlamında “radod” kelimesi de kullanılmıştır.

Hıristiyanlığın temel ilkelerini belirleyen Tarsuslu Aziz Pavlos, (Saul)

“Kadının örtüsüz Tanrı’ya dua etmesi doğru değildir. Kadın örtünmüyorsa saçı kesilmelidir”

Demiştir. Bunu Protestanlar da kabul ederler, ancak bunu “O dönem öyle gerekliydi, şimdi değil” diyerek uygulamayı reddederler. Erkek eli değmemişliğin, erdemliliğin sembolü olan Meryem Ana, hep başı bağlı tasvir edilmiştir. Bilindiği gibi, Hristiyan rahibelerinin de başları örtülüdür. İtalya’da hangi kiliseye giderseniz gidin, hani tabloya bakarsanız bakın; bu böyledir. Hatta çoğu tabloda ve heykelde, Meryem’i, Öküz boynuzları vb. (Eski Tanrıçaların Sembolleri) sembollerle tasvir etmişlerdir. Bu yüzden Katoliklerde Meryem Ana (Anaerkil Toplumlardaki gibi) çok kutsal sayılır.

İran’da Başörtü

M.Ö. 539 İran, Mezopotamya’yı ele geçirdi ve böylece birçok gelenek İran toplumunun bir parçası oldu. Kadının örtünmesi ve eve kapatılması, Asurlardan kalma sosyal alışkanlıktı. Bunu yıllarca devam ettirdiler. Eski İran’da mevkiisi yüksek aile kadınları baskılanıyor ve dışarıya çıktıklarında yüzlerinin kapanması gerekiyordu. İran zaferinde başörtü komşu kraliyet ve ülkelere yayıldı ve Levant bölgesine sunuldu. (Modern çağımızda, Suriye, Lübnan ve Kuzey Arabistan olarak bilinir.) Araplar o zamanlar kum fırtınaları ve yaşanmaz çöllerin getirdiği coğrafik konumdan dolayı bu uygarlıklara uzak kaldı, fakat M.S. 7.yy’da İran topraklarını fethedip başörtüyü uyguladılar.

‘Chador’

Bijan Gheiby’e göre, M.Ö. 5.yy’dan itibaren Yunan, İran ve Ahameniş (Pers) İmparatorluğunda kraliyet kadınlarının yüzleri örtülür, hatta perdeli faytonların içinde bile yüzleri örtülü taşınırlardı. Kanuni ‘Pahlavi’ yazılarında, “Başörtü Zerdüşt kadınların geleneğidir,” diye yazar. Tarih öncesi zamanlardan başlayıp Sasani İmparatorluğu sonuna dek tüm eski İranlı kralları inceleyen Firdevsi’nin Şehname‘sinde kadınların genellikle örtündüklerini ve Farsçada ‘Chador’ denilen başörtünün krallar tarafından da giyildiğini belirtir.

James R. Russell, ilk Ahameniş İmparatorluğunun dönemlerindeki Zerdüşt topluluğunda, sıradan insanların, padişahların(Kral, yönetici, sultan, başkan vb.) yanında örtünmediklerini, fakat parmaklarıyla ağız kokularıyla onları rahatsız etmemek için kapandıklarını belirtir. Zerdüşt dini kadın ve erkeğin eşitliğini öğretir, fakat elit erkeklerin birden fazla kadınla evleneceğini de belirtir. James R. Russell, Partlar (Arşaklılar) ve Sasani İmparatorluğu dönemine ait resimlerde, hizmetçilerin ağızlarının üstünü örttüklerinin göründüğünü de ayrıca ekler. Bugün hala bu gelenek, Zerdüşt Rahiplerinin nefeslerini kutsal yangını kirletmemeleri için devam ederler.

İslam’ın Doğuşu

İslam dininde örtünmenin yarattığı yankı, Batıda sürekli tartışmalar yaratmaktadır. Örtüye verilen anlamlar ve örtünün bazı kadınlarda oluşturduğu psikolojik etkiler nedeniyle bu tartışmalar devam etmektedir.

Dini inanç gereği örtünen bir insanın kişiliği ağırlıklı olarak din eksenli oluşur. Dinin öğretileri yaşamında belirleyici temel unsurlardır. Din, sizin yaşantınızın tamamını, hayatınızın 24 saatini ve hatta öldükten sonra ne olacağınızı bile belirler. (Böyle ye, böyle yaşa, böyle dua et, böyle yap vb.) Dolayısıyla, “İnancım gereği örtünüyorum.” diyen bir insanın inancını sorgulayamazsınız. Çünkü o inanç ve inancın pratik yaşama yansıyan davranışları, o insana bir kimlik/kişilik kazandırmıştır. Örtüsü sorgulanan, reddedilen bir kadın, kişiliğini koruma güdüsüyle hemen savunmaya ve kendisini korumaya çalışacaktır. Örtü, kişiliğin ayrılmaz parçasıdır. Örtüye de, kişiliğe de yapılan eleştiriler, inancına yapılmış olarak algılanabilir. Ancak, inancın gereği olarak örtündüklerini söyleyenler ve buna arka çıkan İslam dini öğreticileri, örtünmenin İslam diniyle bağdaşık ve Allah’ın sözü olduğu konusunda yanılıyorlar. Araştırmacılar örtünmenin tarihini araştırıp derinleri kazdıklarında, İslam dininin örtünmeyi başlatmadığını doğruluyor ama İslamın getirdiği radikal simgeler yüzünden örtünme ona mâl ediliyor.

Afganistan’daki kadınların mevkiî bile, İslam’ın sınıf farklılığı ve izolasyona mahkûm ettiğini gösteriyor. Modern İran kadını, özellikle İran İslam Devrimi’ne ve örtünmenin baskısına karşı çıkanlar, parmaklarıyla Arapları gösterip, örtünmeyi onların topluma yaydığını ve Fars topraklarındaki ayrımcılığı başlattıklarına inanıp, Arapları suçluyorlar… Tarih bunun tam tersi olduğunu gösterse de! Nereden bilecekler ki, siz bile (çoğunuz) bunu şimdi öğrendiniz.

Ortaçağ’da İslam doğmaya başladığında, örtünme ve sınıf farklılığı, Orta Doğu Hristiyan ve Akdeniz bölgelerinde de geleneksel olarak kullanılıyordu. İslam dini, Muhammed’in öğretileriyle 570–632 yıllarında Mekke’de başladı. İslam yayıldıkça başka kültür ve gelenekleri kendine adapte etti, fakat Muhammed’in yaşamında İslam örtünmeden çok fazla etkilenmedi. Muhammed’in eşleri bile ne ayrımcılık yaşadı, ne de örtünmek zorunda kaldılar, alışılmış geleneklere zıt yaşıyorlardı. Sonraki yıllarda eşleri örtünmeye başladı ama sokaktaki kadın hala özgür ve başı açık, toplumla içiçe yaşayabiliyordu.

Fas sosyolog ve araştırmacı Fatima Mernissi’nin araştırmalarına göre, Hijab, (başörtü) Muhammed’in başta gelen prensiplerine tersti. Muhammed’in ideal topluluğu, 7.yy’lın standartlarına göre, kadının ve erkeğin özgür eşitliğinin devrim yarattığı topluluktu. Fatima Mernissi, Muhammed’in çarpıcı ve toplum dışı düşüncelerinden dolayı baskıya uğradığını, bu yüzden toplumun erkekleri tarafından eşlerinin başörtüsü takmaya ikna edildiğini ve her ne kadar kendi ideallerine karşı çıksa da, ona karşı çıkanlara boyun eğdiği için, bir nevi erkeklere yeniden erkeklik üstünlüğünü kazandırmıştı. Hâlbuki İslam’ın doğuşunun yüzüncü yılına kadar, çoğu kadınlar başörtüsü takmıyor ve özgürce kendi kararlarını verebiliyorlardı.

Muhammed öldükten sonra, yüksek mevkii ve güçlü Müslüman kadınlar, Hz. Muhammed’in eşlerini örnek alarak, kendi mevkilerini belirlemek için İslam’ın ikinci yüzyıllarına doğru daha sık başlarını örtmeye başladılar. Sıradan ve göçebe kadınlar ise İslam’ın ilk dönemlerinde çok sık kapanmıyor ve özgürce dolaşabiliyordu. Örtünme geleneğinin nasıl İslam âlemine yayıldığı bilinmiyor, (Bu konuda yazının başında bahsettiğim gibi sebepler var ancak, 1,5 milenyum boyunca bunun geçerli kalması için fazladan bir çok sebep daha gerekiyor) fakat İslam dini başka toprakları fethetmeye ve yayılmaya başladığında git gide güçlenip, zenginleştikçe, örtünmenin de yayıldığı düşünülüyor.

Kuran’da ‘örtünme’ ile ilgili bilgiler, sadece Nur Suresi ve Ahzab suresinde belirtilir fakat çoğu yazılanlar kısmîdir.

Nur Suresi 24: 31, Elmalılı Hamdi, 
“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar: görünmesi zaruri olanların dışında ziynetlerini açmasınlar ve başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar; ziynetlerini, kocalarından veya babalarından yahut kayın babalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut kardeşlerinden yahut kardeş oğullarından yahut kız kardeş oğullarından yahut kendi kadınlarından yahut sahibi bulundukları cariyelerden veya uyuntu (şehvetten yoksun) erkek hizmetçilerden veya henüz kadınların şehvet uyarıcı taraflarından habersiz çocuklardan başkasına göstermesinler; gizledikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey mü’minler, hepiniz Allah’a tevbe edin ki, mutluluğu bulabilesiniz”.

Nur suresinde, kadınların ılımlı giyinmelerinden ve özellikle göğüslerini kapamalarından bahseder. Kuran detaylı bir incelikle tam olarak kadınlara nasıl kapanması yada kapanmadığında nasıl bir ceza vereceğini belirtmez! Ancak yapılan bir çok tercüme ve özellikle parantez içerisinde belirtilen yorumlar (hadislerden desteklenerek), gelenekçi bir Kuran anlayışı ortaya sermişlerdir. Mâlesef ömrü boyunca inandığı kutsal kitabını açıp Türkçe bir şekilde, doğru dürüst okuyan bir Müslüman bulmak öyle zordur ki; bunu gelip de anlatmak neredeyse imkansız hale gelmiştir.

Tarihi incelediğimizde, Muhammed, Arapları çağırıp, ilahi mesajına inanmalarını söylediğinde, o zamanlar Müslümanlar, elit Arapların alaya aldığı ve cezalandırıldığı küçücük bir topluluktu. Köleliğin yayıldığı o dönemlerde, Araplar, Müslümanları sadece köle olarak görüyordu. Muhammed, takipçileri ve diğerleri arasındaki farklılık nedeniyle sürekli yeni yöntemler düşünüyordu. O zamanlar ‘Kimar ve Şal’ dedikleri örtüyü kadınlar kafalarını örtmek için kullanır ve boyunlarına bağlarlardı ve dolayısıyla üst göğüs kısımları görünürdü. Bu yüzden Kimar ayeti birinci sureden çıkarıldı ve yerine Müslüman kadınlara, örtünün boyunlarını ve göğüslerini kapamalarını söyledi. Bunu da genel olarak Müslüman kadınlarını, diğerlerinden ayırt edip İslamin çatısı altında güvende olmalarını sağladı, çünkü İslam’a karşı çıkan topluluklar, Müslümanlarla sürekli çatışma içindeydiler.

Muhammad Asad, Nur Suresi 31. Ayeti hakkında şöyle der:

“Kimar sözü (çoğul), Arap kadınlarının İslam’dan önce ve sonra geleneksel olarak kafalarına süs olarak taktığı örtünün ismidir. ( Hijab değildir) Çoğu, eski yorumculara göre, İslam’dan önce az çok süs olarak giyilir ve bolca kadının boynuna dolanır, belinden aşağı bırakılırdı. O zamanlar giyinen tuniklerin önleri açık olduğu için, kadınların göğüsleri açıkta kalırdı. Bundan dolayı, kadınların kimarlarını, göğüslerini kapamaları için aşağı çekmeleri emredilir. Bu yüzden Kimarlarını, göğüslerini kapamak için kullandıklarında, kafalarını kapamak zorunda değillerdir. Başörtü konusuna değinecek olursak; sadece dürüst Müslümanlar bunu sorgulayıp kendi karar verir. Hazreti Muhammed’in bu sözleri üstünde düşünmenizi isterim.”

Araştırmacıların ve dini öğreticilerin çoğu, Nur suresinin çeliştiğini söylüyor. Bütün bedenin örtünmesi, sadece el, ayak ve yüzün açık kalabileceğinden bahsediliyorsa, neden ziynet ya da kadının gerdanını özelikle ele alıyor. ‘Ziynetleri’ dediklerinde çoğu öğreticiler tarafından saç, kafa, göz, yüz, el, ayak, diye yanlış çevrilmiştir. 24:34 suresindeki “ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da ‘vurmasınlar”daki ziynet sözcüğünün süs değil de, göğüs anlamına geldiğini, ayakları yere vurmakla ortaya çıkmıştır. Çünkü kadın ayağını yere vurduğunda göğüsleri sallanır.

Ahzab Suresi 59. Ayet, Elmalılı Hamdi:
“Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: dış elbiselerinden üzerlerini sıkıca örtsünler! Bu, onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah, çok bağışlayıcıdır, merhamet edicidir”.

Kuran’a göre, o zamanlar Arap topluluğunda, çoğu Müslüman köle gibi görülürdü. Bu yüzden, Müslüman kadın ve erkekler sürekli saldırıya uğrar ve aşağılanırdı. Muhammed de, eşlerinin ve Müslüman kadınların çoğunun fark edilmemesi için, diğer Arap kadınları gibi cilbab giyinmelerinin daha güvenli olacağını düşündü. Burka, vücut hatlarını ve yüzlerini saklamalarında çok yardımcı olurdu. O zamanlar siyah ve koyu süslü çarşaf, geceleri karanlıkta görünmez bir renkti ve kadınları, saldırganlardan korurdu. Şimdiki dönemlerde, bütün burkalar olmasa bile, İslam dininde, siyah renk evrensel bir renktir. Çoğu yoksul dünya Müslümanları, eskisi gibi pahalı ve süslü burkaları giymez, fakat basit ve ucuzundan giyinir ve daha çok siyasi bir simge olarak kullanır.

“Burka Nedir?” diye soracak olursanız… Bu’dur.

Feminist bir Müslüman olan Nazira Zin al-Din;

“İnsanın kendi ahlaki ve vicdan temizliği, başörtünün ahlakından daha iyidir. Hiç bir yalandan iyilik beklenemez; bütün iyilik kendi içimizdedir” diye belirtir.

Ayrıca Nazira Zin al-Din; Al-Sufur Wa’l Hijab kitabini şöyle bitiriyor:

“Başörtü kadının dini görevi değildir! Eğer Müslüman milletvekilleri bunun doğru olduğuna karar vermişse, düşünceleri yanlıştır. Başörtü, bir kaç ülkede siyasi bir sembol ve batının güçleri ve egemenliğinden özgür kalmak isteyişin isyankâr sembolüdür. Nasıl düşünülür, ya da inanılırsa, örtünmek için hiç bir öğretim Kuran da yoktur”.

Müslümanların çoğu, İslam dininin gerçek mesajını kucaklamayıp, gelenek ve tribal alışkanlıkları sürdürdüler ve başörtüsünü, tarihini ve geçmişini soruşturmadan, okumak yerine duymayı tercih ettiler… Ah bir de anlayabilselerdi. Bu gelenekçi ve “dedem de böyle yapardı” tarzı müslümanlıkla alakalı, en iyi cevabı sanırım Kuran kendisi veriyor:

5/MÂİDE-104: Onlara, “Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin” dendiğinde, “Atalarımızdan gördüğümüz şey bize yeter” derler. Ya onların ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler ise?

NOT: Bu yazı ve diğer yazılarım benden özel izin alınmadan ve kaynak belirtilmeden hiçbir ortamda kullanılamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz. Benden özel izin almadan ve kaynak belirtmeden kullandığınız taktirde hakkınızda yasal işlem başlatılacaktır.

Kaynaklar:

Muazzez İlmiye Çığ, Kuran, İncil ve Tevrat’ın Sürmer’deki Kökenleri (Çığ’ın Eserleri 1.) Kaynak Yayınları, 1. Baskı 1995,

Ali Narçın, Asur-Kent Krallığı, Dünya Uygarlıkları, Siyah Beyaz Yayınları, 1. Baskı, 2016

Joseph Campbell, Tanrı’nın Maskeleri (İlkel Mitoloji) İmge Kitabevi Yayınları, 1. Baskı, 1992

Ali Narçın, Hitit, Anadolu Rüzgarı- Dünya Uygarlıkları, Siyah Beyaz Yayınları, 1. Baskı, 2016

THE HISTORY OF COSTUME-By Braun & Schneider — c.1861–1880

Ali Narçın, Sümer, Yazının Mucitleri ,Dünya Uygarlıkları, Siyah Beyaz Yayınları, 1. Baskı 2016

Beginning of Oriental seclusion of women][Burns, World Civilizations, 4th ed., pp. 76–77

Ali Narçın, Babil, Babil’in Çocukları, Dünya Uygarlıkları, Siyah Beyaz Yayınları, 1. Baskı 2016

Review: The Code of Hammurabi, J. Dyneley Prince, The American Journal of Theology Vol. 8, №3 (Jul., 1904), pp. 601–609 Published by: The University of Chicago Press Stable

Lerner, Gerda. “The Origin of Prostitution in Ancient Mesopotamia,” Signs: Journal of Women in Culture and Society 11 (1986)

Barbara Lesko, Women’s Earliest Records: From Ancient Egypt and Western Asia

Wilkinson, Philip. Illustrated Dictionary of Mythology. NY: DK, 1998

Kraemer, Sebastian (1991). “The Origins of Fatherhood: An Ancient Family Process”

Ehrenberg, 1989; Harris, M. (1993) The Evolution of Human Gender Hierarchies; Leibowitz, 1983; Lerner, 1986; Sanday, 1981

The Babylonian Story of the Deluge as Told by Assyrian Tablets from Nineveh, by E. A. Wallis Budge

The Sumerians — Their History, Culture and Character, by Samuel Noah Kramer, 1971

Babylonians, by H.W.F. Saggs, 1999 (Includes Ubaid period and the Sumerians to 500 BCE) “Women in World History.” Ancient Tablets, Ancient Graves: Accessing Women’s Lives in Mesopotamia. 10 Jul. 2003

Walter Burkert (1985) Greek Religion, Harvard University Press, 1985

Ancient Greek Female Costume: http://www.uky.edu/AS/Classics/agfc-moyrsmith.html, http://www.uky.edu/AS/Classics/pics/p7.gif

Olmstead, A.T. History of the Persian Empire (University of Chicago Press, Chicago, 1948).

Algar, Hamid “Cador. iii. In Islamic Persia,” Encyclopaedia Iranica Online (2005).

A History of the Veil in Mesopotamia and Persia: Women in the Ancient Near East | Suite101.com

Armstrong, Karen (2000). Islam: A Short History. Modern Library

Nasr, Seyyed Hossein (2003). Islam:Religion, History and Civilization. New York: HarperCollins Publishers

Leila Ahmed, Women and Gender in Islam: Roots of a Modern Debate, Yale University press, 1992

Margot Badran, Feminism, Islam, and Nation: Gender and the Making of Modern Egypt, Princeton University Press

Slavery in Islam: http://www.answering-islam.org/Silas/slavery.htm

Kadriye YALVAÇ-Mebrure TOSUN: Sümer, Babil, Assur Kanunları, TDK, Ankara.