Sirius (Şira) Yıldızı Hakkında

Yazıya başlar başlamaz şunu belirtmekde fayda var: Bu yazı Astronomik bilgi içeren bir yazı olması amacıyla kaleme alınmamıştır. Yazıyı hazırlayışımda ağırlıkla mitolojilerden ve tarihi bilgilerden yararlandım, çünkü amacım eskiden tanrılaştırılan veya üzerine misyon yüklenen yıldızlardan en önemlisi olan Sirius’u biraz daha etraflıca sizlere aktarmaktı. Elbette astronomik olarak bilinmesi gereken hususları da belirttim lâkin, Astrolojide de olduğu gibi eski mitolojilerde her şeye sembolik anlamlar katıldığından dolayı, yazı yoğunlukla mitoloji, sembolizm ve tarih içermektedir.

İlk zamanlarda insanlar çevrelerindeki her şeye bir anlam verme çabası içine girmişlerdi. Doğa güçlerini, doğal afetleri ve başlarına gelen musibetleri anlayabilmek için her olaya bir kişilik oturtmaya başladılar. Zamanla da bu “kişilik verilmiş” cisim ve felaketlerle “anlaşmak” niyeti içine girdiler. “Yıldırım çarpıp hayvanlarımı katletti… Bu yıldırımı gönderen güçle anlaşmalıyım, ona bir şeyler sunmalıyım veya niyetini öğrenmeliyim. Bunu engellemeliyim!” düşüncesi içinde önce kurban verme ritüelleri başladı, ardından başka başka ritüeller geldi. Ancak zaten Kurban ritüelini diğer bir yazımda değerlendirmiştim. Bu yüzden burada bu konuya değinmeyeceğim.

Kurban ritüelinin tarihçesi hakkında daha fazla bilgi edinmek için bağlantıya tıklayabilirsiniz. Bkz: Dinler ve Toplumlarda Kurban Ritüeli Tarihi

Bu sefer bu kurban verilen Tanrılaştırılmış veya “anlam katılmış” varlıklardan/cisimlerden en önemlileri olan “yıldızlar”a değineceğim. Çünkü birçoğunuzun bildiği üzere ilk tanrılar ya doğal güçleri temsilen yaratılmış (Örn: Fırtına Tanrısı, Ateş Tanrısı vs.) ya da dünyamızın dışındaki ulaşılamayan cisimlere atıf yapılarak oluşturulmuştur. Mesela: Güneş Tanrısı, Ay Tanrısı gibi. Sirius takımyıldızı bu “anlam katılmış” şeyler arasında en önemlilerden biridir. Öyle ki, birçok dinde ve toplumda farklı efsanelerle yer bulmuş, bazense “öte aleme geçiş kapısı” sanılıp, tapılan varlıklar arasında yerini almıştır.

Bir astronomun gözüyle yıldız kümeleri yoğun ışık saçan plazma küresiyken bazıları için koca evrende tanrının farklı boyutlardaki tezahürüdür. Sadece karanlık geceleri aydınlatmak için orada durmadıkları ise aşikârdır. Hiç şüphesiz yıldızlara ayrı coğrafya ve kültürlerde, birbirinden bağımsızmış gibi görünen ancak özünde aynı olan inanç sistemleri farklı anlamlar yüklenmiştir. Bu sembolizmin en yoğun olduğu yıldızlardan biri olan Sirius, “Köpek Yıldızı”,”Demir Kazık” gibi adlarla ifade edilir. Bazı kaynaklar Demir Kazık yıldızını Kutup yıldızı olarak ifade etse de mitolojik imgeler açısından bakılırsa işaret edilen yıldız Sirius yıldızıdır.

Bahsi geçen Takımyıldızımız; Ezoterik öğretilerde genellikle köpek, kurt, çakal biçiminde simgelenmiştir.

Yunan mitolojisinde avcı Orion’un köpeğidir.

Mısır’da ölüleri öteki aleme götüren Anubis’tir.

Türk mitolojisinde göksel sarayın bekçisi Kutsal Kurt Asena’dır.

Roma mitolojisinde Roma şehrinin kurucuları Romelus ve Remus’u emziren ilâhi kurttur.

İslam’da (Kuran’da değil) Zulkarneyn’in bu yıldıza giderek Yecüc ve Mecüc’ü hapsettiği düşünülür.

Sirius, farklı dillerde “Sothis”,”Şira”,”Sirona”,Serios”,”Kak-si-di”,”Huşi” gibi adlarla telaffuz edilmiştir. Hatta yazıyı sanki doktora tezi hazırlıyormuşum gibi sıkıcılaştırmamak adına ekstra bir bilgi daha vereyim: Harry Potter adlı roman/film serisinde, baş karakterimizin yakınlarından birinin adı Sirius Black’dir ve bu kişinin özelliği ise köpeğe dönüşebilmektir. Yani anlayacağınız; günümüzde en popüler olan romanlardan birinde bile Sirius yıldızımıza atıfta bulunulmaktadır.

Büyük Köpek Takımyıldızı’nda yer alan bu yıldız, gökyüzünün en parlak yıldızıdır. Güneşten 8.6 ışık yılı uzaklıkta olmasına rağmen parlaklığı güneşin 23 katıdır. Astronomlar Sirius-B için ‘’küçük yıldızlardan biri olmasına karşın yoğunluğu oldukça ağır bir yıldızdır ‘’ derler. İnsan aklının algılamakta zorlanacağı bir nokta ki, bu yıldızdan alınacak minik bir maddenin 1 ton geleceği söylenmektedir. Yerçekimi ve madde yoğunluğuyla birlikte değişim gösteren bu ağırlık oranı, dünyamızla kıyaslayınca çok şaşılasıdır. Yoğunluğu demirden daha sert olan bu maddenin dünyadaki en sert mineral olan elmastan 300 kat daha sert olduğu düşünülmektedir.

İlginç bir biçimde bu yıldıza Türk astral kültüründe de demir gibi sert anlamında Demirkazık yıldızı denir. Demirkazık, astral mitolojik Türk tasavvurunda evrenin direği ve göğün kapısı olarak adlandırılır. Sıcak ve soğuğun bu kapıdan geçtiği düşünülür. Bu yıldızın güneşle birlikte doğduğu temmuz ve ağustos ayları orta ve kuzey enlemlerde kavurucu sıcakların olduğu köpek günleri olarak adlandırılır. Hatta İngilizce’de “Dog Days” ifadesi buradan gelir. Bu günlerde sıcaklığa bağlı olarak salgın hastalıklarda da artış gözlemlenmiştir. Büyük Plinius ya da Yaşlı Pliny olarak bilinen ünlü Romalı filozof, Naturalis Historia adlı eserde temmuz ve ağustos aylarının kuduz köpekler tarafından saldırı riski taşıyan aylar olduğunu ifade etmiştir. Demirkazık’tan sıcaklığın yeryüzüne inmesi gibi düşünebiliriz bunu. Nitekim Mart aylarında kedilerin azgınlaşması gibi, Bu yıldızın etkilediği bazı dönemlerde köpeklerde de bazı değişimlerin meydana gelmesi çok da şaşılacak bir durum olmamalıdır.

Eski Türk kavimlerine göre bu yıldız tanrının ışıklı ülkeleri olan gök ile yeryüzünü birleştiren kutsal bir kapıydı. Bu yıldız ruhlar âlemi ile ölümlülerin yaşadığı maddi âlemin sınırıydı. “Tanrıyla insanı ayıran çizgiydi” de denilebilir. Tanrı insanlara bu kapıdan iyilikler gönderirdi. Şamanlar uçarak bu kapıdan Tanrı ile iletişime geçerler fakat bu yıldıza ulaşıp yukarısına çıkamazlardı. Tanrı şamanlara bu kapı vasıtasıyla bir elçisini gönderir, şamanların isteklerini bu elçi vasıtasıyla dinlerdi. Tahmin edebileceğiniz gibi yaşadığımız galaksinin içindeki birçok yıldıza ve gezegene sıfatlar verilmiştir ve bunlar 3–5 taneden ibaret değildir. Yunan Tanrılarının hepsi isimlerini ve karakteristik özelliklerini o dönemde bilinen gezegenlerden almaktadır. Buna ithafen ek bir bilgi geçmek gerekirse, Samanyolu’nun Büyük Yarığı da, bizim bu gün “Sırat Köprüsü” olarak bildiğimiz efsanenin doğmasına sebebiyet vermiştir. Yazıyı zengin tutmak ve meraklılarına daha fazla bilgi ulaştırabilmek adına bu konuyu ele aldığım bir yazımı daha aşağıya ekliyorum:

Bkz: Ruhların Köprüsü İnancı (Sırat vb.)

Konuya dönersek; Türklerin yaradılış efsanelerinde gökten mavi ışık huzmesi içinde inen Gök (mavi) kurt sembolü yaygındır. Orta Asya’da Göktürklerin Türeyiş efsanelerine göre tüm ailesi yok edilen bir çocuk(ki sembolik anlamda bu, bizim güneş sistemimiz)dişi bir kurdun(köpek yıldızı) yol göstermesiyle kurtulur. Kurt çocuğu emzirir ve çocukla evlenir. (Aklınıza Türk Kahramanı Tarkan efsanesini getiriniz) Gök Tanrı, dünyaya kurt biçiminde iner. Ezoterik öğretilere göre de dünya planetinin oluşması da aslında Sirius (köpek yıldızı) ile güneş sisteminin evlenmesinin sonucudur. Mavi ışıklı kurdun, soyu yok olmuş bir çocukla evlenmesi benzerliği ne kadar enteresandır.

Türklerin eski inançlarında kurt kutsal sayılır. Yaradılış efsanelerinin çoğunda ve dünyanın sembol havuzunda dişi kurt önemli bir anlam içerir. Gökyüzü tarafından gönderilen Aşina(Asena) adındaki bir dişi kurdun efsanesi günümüze kadar gelmiştir (yukarıda bahsettik). Kurt resimleri pek çok Türk kavminin bayraklarında yer almış, ordu komutanlarına Kök-Böri denmiştir. Kök eski Türkçede Gök, Böri ise Kurt demektir. Tarihe bakarsak eğer; Türkler’e ait en eski belge niteliği taşıyan ve MS V1. yy’da oluşturulan Mahan Tigin adlı bir Türk şehzadesine ait olan Bugut yazıtlarında da taşlara kazınmış kurt kabartmaları görürüz.

İlginç bir bilgi daha: Atatürk’ün 1927 yılında İngiltere’ye bastırttığı ilk paranın üstünde kurt ambleminin olması bu geleneğin hala devam ettiğinin bir göstergesidir. Ayrıca 1960'lara kadar Cumhuriyetin ders ve tarih kitaplarının kapağında bir kurt kafası sembolünün bulunduğunu belirtmekte fayda var.

Bkz 1927'de basılan Türk parası ve üstündeki kurt sembolü. (İngiltere’de 88 altına bastırılmıştır.)

Ders kitaplarının kapağındaki Kurt sembolüyle alakalı görüntülerimi de bulunca ekleyeceğim. Bilgisayarımda 10.000'den fazla görüntü olduğu için arayıp bulmaya üşendim açıkcası. Şimdilik söyleyebileceğim, Sağ tarafa bakan bir kurt kafası figürü olduğudur.

Yıldızımıza dönersek eğer; bu yıldızın rengi hakkında da farklı görüşler vardır. Genelde kırmızı, turuncu renklerle anılmasına rağmen 1. yüzyılda yaşayan şair Manilius ve 4. yy da yaşayan Avienus bu yıldızı deniz mavisi olarak ifade ederler. Japon dilinde de mavi yıldız olarak geçmektedir.

1862 yılında Amerikalı Astronom Alvin G. Clark, Sirius’un bir çift yıldız sistem olduğunu keşfetti. Diğer eş (Sirius B) 8.44 kadar parlaklığa sahip ve Güneş’in parlaklığının % 0.005’i kadar olan bir beyaz cüce’dir. Sirius B, bir zamanlar Sirius’tan çok daha büyüktü ve hızla gelişerek yakıtını tükettikten sonra dış katmanlarını dışarı fırlatarak bir beyaz cüce haline geldi. (Yıldızlar ömürlerinin sonlarına geldikleri zaman ya beyaz cücelere dönüşürler, ya da çok büyük yoğunluktalarsa içlerine çökerek bir karadeliğe dönüşürler) Bu beyaz cüce, Sirius’un etrafında 49.9 yılda bir tur atarken Sirius’a gaz aktarımında da bulunduğu düşünülüyor. Bu nedenle de Sirius’tan alınan tayfta sıra dışı çizgilere rastlanıyor.

Beyaz cüceler fazla ışık vermeyen, fakat yoğun atomik yapılarından dolayı devasa bir çekim gücü yaratan yıldızlardır. Bir beyaz cüce, hafif hidrojen ve helyum atomlarını tüketmiş ve çökmüş bir yıldızdır. Kalan maddeler öyle yoğun olarak iç içe geçmiştir ki artık maddesel yapısını bildiğimiz bütün maddelerden farklıdır. Atomlar bu derece sıkıştırıldıklarında sonuç olarak ortaya çıkan kütle aşırı derecede ağır olur. Çok yüksek güce sahip teleskoplar aracılığıyla görülebilen ve ancak 1970’ler gibi yakın bir tarihte fotoğraflanabilmiş bu yıldıza Sirius-B denilmiştir. Sirius, birbirlerinden 20 astronomik birim uzaklığında (yaklaşık Güneş’le Uranüs arasındaki uzaklık) ve birbirleri çevresinde 49.9 yılda dönen iki beyaz yıldızdan oluşan bir çift yıldızdır. Bu çift yıldızdan çıplak gözle görülebileni günümüzde Sirius-A olarak adlandırılır.

Geleneklerde Sirius Sistemi ile ilişkilendirilen biçimsel semboller üç uçlu yaba, yay ve ok olmak üzere 3 tanedir. (En yaygın olanları)

Hayvansal semboller ise kurt ya da köpekdir.

Sayısal semboller ise 3, 22, 23, 44, 49 rakamlarıdır.

Şimdi size Sirius’un bazı kavimlerde ne şekilde adlandırıldığını aktaracak, ardından toplumlardaki yerini incelemeye alacağım. Sirius’un çeşitli adlarından bazıları şunlardır:

“Sothis” (Eski Mısırca adının Grekçe’ye uyarlanmış hali)
“Sigi” (Dogonlar’da)
“Sigo” (Bambara’larda)
“Şi’ra” (Araplar’da)
“Seirios” (Yunanlar’da)
“Sirius” (Romalılar’da)
“Kak-si-sa” veya “Kak-si-di” (Asur-Babil’de)
“Kak-si-si” (Hititler’de)
Tistirya“, “Tishtrya” veya “Tiştria” (Zerdüştçülüğü benimsemiş kavimlerde)
“Sima Kayne” (Bozolar’da)
“Sirona” (Galyalılar’da)
“Hu-Şi” (Çinliler’de )

Mısır’da Sirius

Antik Mısır uygarlığı bu yıldıza çok önem vermiştir. Sirius’u Ra’nın güneşi olarak görmüşlerdir. Bir anlamda güneş sisteminin güneşidir. Bu yıldızın dünyanın gelişiminde evrimsel bir role sahip olduğunu düşünmüşlerdir. Bu nedenle Sirius dünyanın geçmişinde de geleceğinde de oldukça önemli bir yıldızdır. Sirius ezoterik bakış açısıyla bir nevi tekamülün kuantum sıçraması olarak görülür.

Mısırlı rahipler takvimlerini güneşe göre değil bu yıldıza göre düzenleyerek tanrıça İsis’in yıldızı demişlerdir. Sirius yıldızının şafak yükselişinde olduğu zaman yani gün ağarmadan yeni yılın ilk günü olarak kabul edilirdi. Sirius bayramı kutlanırken Memfis’te Nil’in taşma alametleri belirirdi ve yeni suyun ilk dalgası, kuru toprakları susuzluktan kurtarırdı. Mısırlılar bitkilerin hayat bulmasını ve yılda üç kez ürün alınmasını Sirius’a bağlamışlardır. İskenderiye’de basılan Grek madeni paralarında Tanrıça İsis, köpeğin üzerinde tasvir edilmiştir. Mısır tapınaklarının geçitleri ve iç odaları ise Sirius yıldızını görecek şekilde yapılmıştır. Denderah’taki Hathor Tapınağı’nda, “İsis yeni yılın ilk gününde tüm ihtişamıyla mabette parlar, tapınağı aydınlatır ve ışıkları ufuktaki babası Ra’nın ışıklarına karışır.’’ ifadesi bulunur…

Mısırlılar, Sirius’un görünmez olduğu dönemden (3–4 Temmuz civarı) 35 gün önce ve 35 gün sonra 70 küsur gün boyunca ölülerini gömmemiş, çünkü bu dönemde diğer âleme açılan kapının kapalı olduğunu düşünmüşlerdir. Sirius’un görülmediği 70 gün boyunca İsis ve Osiris’in dünyayı Duat adı verilen öte âlemden seyrettikleri düşünülürdü. Başka bir görüşe göre de Sirius yıldızı görülmediği dönemde Tanrıça İsis hamiledir, yükseldiğinde; yani parlamaya başladığında oğlu Horus doğar.

Kadim Mısır uygarlığında da köpek/çakal figürü ile İsis-Sirius arasında birtakım ilginç bağlantılar vardır. Köpek başlı Anubis ile İsis’in ilişkisini orta dönem Plâtoncularından Plutarchus şöyle açıklar: “Nephtys (İsis’in kızkardeşi) Mısırlılar’a göre dünyanın görünmez yüzüdür. Görünebilen yüzü ise İsis’tir. Bunlara dokunan çember ki ona ufuk denir, her ikisinin de ortak noktasıdır. Bu Anubis adını alır köpek ve çakal biçiminde ifade edilir.”

Anubis’in görevi ölüleri korumak ve yüceltmektir. Ölen kişi yargılanırken Anubis onlara yardım eder ve ölülerin kutsal mumyalayıcısı olarak görülür. Anubis aynı zamanda adil bir yargıçtır. Terazinin bir kefesine ölenin kalbi(yani ruhunun kalitesi) diğer kefesine ise (gerçekliğin simgesi olarak) tüy koyar. Anubis’in tanrıların insanları eğitmesinde yardımcı olmak gibi bir görevi de vardır.

Ölümle birlikte bedeni terk eden ruhların gittiği yer onlara göre Sirius’tur. Onlar da tıpkı Türk mitolojisinde olduğu gibi Sirius’ u diğer âleme açılan göğün kapısı, göbeği olarak görmüşlerdir. Burada da ortak figür Anubis ve Aşina(Asena)’dır.

Dogonlar’da Sirius

Dogonlar denen bir kabileden de bahsetmek gerek. Zira, Atlantis ve Mu ile çok ilişkilendirilen, dinleri ve efsaneleri resmen bu kıtaları anlatan bu topluluğun Sirius Yıldızı ile alakalı da çok merak uyandıran hikayeleri vardır. Öncelikle bunu açalım: Dogonlar, Afrika’nın Mali Cumhuriyeti’nde yaşayan ve sayıları 300.000 civarında olan bu insanlar, hayvancıkla ve avcılıkla uğraşan, kendi haline yaşayan bir kabiledir. Teknolojik hiçbir imkâna sahip olmayan ve çadırlarda yaşayan bu kabile hakkında yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan bilgiler ise şok edicidir. Güneşin hareketlerini, Jüpiter’in uyduları olduğunu, Satürn’ün halkalı bir gezegen olduğunu ve Ay’da kraterler olduğunu bilmektedirler. Bu kadar bilgiyi nereden öğrendikleri sorulduğunda ise cevap daha şaşırtıcıdır “atalarımızdan öğrendik!” Bununla da kalmayıp Sirius’un çift yıldız sistemine sahip olduğunu, spiral galaksimiz dışında başka spiral galaksilerin de var olduğunu söylemişlerdir.

Dogonlar’ın ilkel şartlarda bu kadar bilgiyi bilmelerini bazı araştırmacılar dünya dışı varlıklarla iletişime geçmelerine, bazıları ise Atlantis ve Mu uygarlığından gelen bilgilere bağlamıştır. Dogonlar’ın Nommo adını verdikleri bir tanrıları vardır. Onlara göre tanrı Nommo’nun gemisi aracılığıyla gelen tohumlar sadece içinde yaşadığımız planette değil üst üste konmuş boyutlarda da yeşermiş ve büyümüşlerdir. (Türk mitolojisindeki tanrının ışıklı gökleri gibi.) Sirius yıldızına Po-Tolo(küçük yıldız) adını vermişlerdir. Onlara göre: “Âlemdeki her şey Sirius’ta vardır. Sirius yıldızından aktarılan tohumlar dünyayı yaratmıştır. Güneş sistemi Sirius ile evlenmiş güneş doğduktan sonra Sirius yol göstermiştir.” Tıpkı Türk mitinde geçen göksel kurdun çocuğa yol göstermesi gibi.

Aztekler’de Sirius

Aztek mitolojisinde köpek biçiminde temsil edilen tanrı, Xolotl’dur. Sirius–A ve B’yi ifade edercesine ikiz olduğu belirtilen Xolotl, Güneş’i taşıyan, yani hareketini sağlayan, yıldırımı şekillendiren ve ölülerin ruhlarına öteki âlemde refakat eden tanrı olup, ok ve yılanla ilişkilendirilir.

Hintlilerde Sirius

Bir Hint efsanesinde Sirius’tan şöyle bahseder: “Cennet’in kapısına ulaşmak için yola çıkan dört kardeşten birisi iyi bir savaşçı, diğeri iyi bir aşık, üçüncüsü de iyi bir şairdir. Sonuncu kardeşin ise tek özelliği kendisine sadık bir köpeğinin olmasıdır. Kardeşler yola devam ederken; 4. kardeş, savaşçıyı bir savaşta, şairi bir düğünde, aşığı ise bir prensesin kollarında bırakır. Köpeği ile beraber cennetin kapısına ulaştığında da köpeğini cennete almazlar. Buna karşılık olarak o da Cennet’e girmeyi reddeder. Yolculuğu Cennet’ten izleyenler, tüm kardeşlerini terk ettiği halde neden köpeği terk etmediğini sorduğundaysa, kardeşlerinin kendi yollarına gittiğini, oysa köpeğinin ona sadık kaldığını, bu yüzden onun da aynı şekilde köpeğine sadık kalacağını, terk etmeyeceğini söyler. Bu cevap üzerine köpek, gökyüzünde “Canis Major” takım yıldızı olur. Kalbi ise Sirius’tur ve en parlak yıldız olarak atmaya devam eder.

Çinliler’de Sirius

Sirius, Çin metinlerinde ve Feng Shui geleneğinde Ursa Major Büyükayı takım yıldızı ile birlikte hareket eden tek bir yıldız olarak nitelendirilir. Olumlu ve olumsuz Chi/Chakra enerjisinin Güneş ile birlikte Sirius kaynaklı olduğundan bahsedilir. Enteresandır ki, 1909’da astronom Ejnar Hertzsprung Sirius yıldızının büyük ayı yıldız kümesi ile birlikte hareket ettiğini öne sürmüştür.

Antik Yunan’da Sirius

Antik Yunan mitolojisine göre Orion, Poseidon’un oğludur. Her zaman köpeği ile gezen büyük bir avcıdır. Yakışıklılığı ve kadınlara düşkünlüğü ile ün salmıştır. Hera’yı kıskandıracak kadar güzel karısını kaybettikten sonra, misafir olduğu Oinopion’un kızı Merope’yi baştan çıkarmaya kalkışmıştır, Oinopion da bunun üzerine onu kör etmiştir. Daha sonra Eos tarafından kaçırılan Orion’u bakire tanrıça Artemis bir akrebe sokturarak öldürtmüştür. Akrep, ödül olarak burçlar arasında yerini almış, Orion’a gelince, o da gökyüzünün karşı yanında bir takım yıldız haline gelmiş ve köpeği ise “Sirius yıldızı” olmuştur.

Araplar’da Sirius

Kuran’da “Şi’râ” olarak adı geçen bu yıldız, Necm(yıldız) suresinin 49. ayetinde şu şekilde geçer: “Doğrusu Şi’râ yıldızının Rabbi de o’dur.”

Sirius (Arapça شعر Şi’râ ), bilindiği gibi gökyüzünün en parlak yıldızıdır. Araplar da diğer kavimler gibi eskiden Sirius’a tapar ve ona dua ederlerdi. Onu da diğer kavimlerin edindiği gibi Tanrılarından biri edinmişlerdi. Harran Sabiileri, Ay tanrısı Sin’e, güneşe ve yıldızlara taparlardı. Hepsinin ortak yıldızları da Şi’râ, yani, “Şi’râ-yı Yemâni” (Sirius, Süreyya) ile “Şirayı Gumeyşa” (Procyon) takımyıldızlarıdır.

Sirius, Araplarının şans ve uğur kaynağı sayıp bahtlarını kendisine bağlı gördükleri yıldızdır. Arapların Şi’râ’yı “Gumeyşa” (Sulu Gözlü Şi’râ, Yağmur) adıyla andıkları “iki” yıldız’dan oluşan bu takımyıldız ile “10 yıldızlık” Büyük Köpek takımyıldızını hesapladığımızda her ikisinin yıldız sayıları “12″ ye ulaşır. Bu da bize bütün dinlerde ve mitolojilerdeki “12″ (12 burç, 12 dönem, 12 ay) sayısının sırrını verir. Ayrıca “Hilal-Yıldız”sembolü de muhtemelen bu takımyıldızını temsil etmektedir. Büyük köpek takımyıldızındaki on yıldızın da “1 güneş 1 ay” şeklinde “çift” dizilişli olmaları, büyük ihtimalle “Hilal- yıldız” kavramının da kaynağıdır.

Himyer Arapları’nın Yahudiliği kabul etmeden önce güneşe taptıkları, Kurân-ı Kerîm’in Belkıs ve kavmiyle ilgili atfından anlaşılmaktadır. Güney Arapları’nın ayrıca Ay’a taptıkları ve onu temsîlen bir put edindikleri, Benî Uzre’den bir kabilenin “Şems-güneş” adlı bir putunun bulunduğu ve Abdüşems(güneşin kulu) adının Araplar’da yaygın olduğu bilinmekteydi.

Çevredeki kültürlerden etkilenen Kuzey Arapları’nın da yıldızları ilâh kabul ettikleri, Kureyş kabilesinin (Muhammed’in kabilesi) Sirius’u ve diğer bazı kabilelerin de birtakım yıldızları tanrı kabul ettikleri açıktır. Örneğin: 
Lahm ile Cüzâm’ın ‘Müşteri’ (Jüpiter), 
Kays Aylân’ın ‘Şi’râ’ (Sirius), 
Temîm’in ‘Deberân’ (Eldeberân), 
Tay kabilesinin Süreyyâ ve Esedboylarında ise ‘Utârid’ (Merkür).

Dolayısıyla, İslamiyet yayılmaya başladıktan sonra gelen bu surenin amacı büyük ihtimalle, “O taptığınız yıldızı da yaratan Allah’tır, o halde Allah’ın yarattıklarına tapmak yerine direkt Allah’a tapın.” gibi bir mesaj iletmektir.

Artık yazıyı sonlandırmanın vakti geldi…

Son olarak bu yıldızın Astrolojik olarak da önemi büyüktür ama oraya ekstradan değinmeye gerek görmedim, zaten verilen bilgiler ile burçlar arasında bağlantı kurmak pek de zor olmasa gerek. Şimdilik eldeki verilerden kayda değer bir kısmını sizinle paylaşmaya çalıştım. Umarım sizin için bilgilendirici ve keyifli bir yazı olmuştur. Daha fazlası için profilimi ziyaret etmeyi unutmayın… Keyifli okumalar!

“Yıldızlar göz kırparken bana şairin evreni içinde gizleyen öznesi, âlemin özü, insan olurum ve Şeyh Galib’in dediği gibi hoşça bakarım zâtıma. Ne fısıldadı Nil’in incisi Sirius size? Uçsuz bucaksız evrende tek olmadığınızı mı yoksa?”— Eren Sarı, Astronomi s.38,

Sembolizm ve eski mitlerle alakalı diğer yazılarım:

Tevrat İçerisindeki Çelişkiler

Mu Kıtası (Dinlerin Kökeni)

Peygamber Enok’un Kitabı (Hz. İdris/Bilgelik Tanrısı)

Mahşerin Dört Atlısı (Dört Yön/Element)

Örtünme’nin Tarihi (Başörtüsü/Veil)

Nuh Tufanı Efsanesi

NOT: Bu yazı ve diğer yazılarım benden özel izin alınmadan ve kaynak belirtilmeden hiçbir ortamda kullanılamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz. Benden özel izin almadan ve kaynak belirtmeden kullandığınız taktirde hakkınızda yasal işlem başlatılacaktır.

KAYNAKÇA:

[1] Kurân-ı Kerîm, Necm Sûresi, 49, meal: Mustafa İslamoğlu.
http://www.eskisehirbilimdeneymerkezi.com/docs/acc134d37dcf7045331a3982f81d1eb9.pdf
[2] http://rasathane.ankara.edu.tr/files/2013/02/ciplak_gozle_gokyuzu.pdf
[3] http://www.istanbul.edu.tr/fen/astronomy/aak/wp-content/uploads/ASTRONOMI_I_02.pdf
[4] http://akulduz.blogspot.com.tr/2012/11/sirius.html
[5] http://walkingtothelight.com/page.php?id=885&ad=SİRİUS YILDIZ SİSTEMİ
[6] http://www.uzayveastronomi.com/2009/01/17/17-18-ocak-2009/
[7] Alparslan Salt, “Dogonlarda Sirius Gizemi”, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul 1984.
[8] http://tr.wikipedia.org/wiki/Sirius, gizliilimler
[9] http://srv2.galactic2.net/Planet/sirius-relationship.html
[10] Yaprak Pelin Ertürk, “Sirius Kültürü ve Türk Mitolojisi İlişkisi” (lisans tezi), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2011.
[11] Alparslan Salt — Cem Çobanlı, “Dharma Ansiklopedi”, Dharma Yayınları, İstanbul 2001.
[12] http://www.astroset.com/bireysel_gelisim/newage/newage91.htm
[13] http://ahmedtevfik.blogcu.com/7-bolum/9113035
[14] Colin Ronan, “Dünya Kültürlerinde Bilimin Tarihi ve Gelişmesi” (Bilim Tarihi), çev. E. İhsanoğlu, F. Günergun, TÜBİTAK Yayınları, Ankara 2003, s. 18–19.
[15] Yrd. Doç. Dr. Mükerrem Bedizel Zülfikar Aydın, “Kitâbü’l-Filâha’da Gök Cisimleri — Tarım İlişkisi”, Acta Turcica, Yıl V, Sayı 1, Ocak 2013.
[16] Jay B. Holberg, “Sirius: Brightest Diamond in the Night Sky, Chichester”, UK 2007: Praxis Publishing, s. 4–5.
[17] http://www.filozof.net/English/space-science/135-orion-takim-yildizi.pdf
[18] Beyt-Nahreyn Arap Tarihi, “İslam Öncesi Arap Tanrıları”, Derleyen: Yavuz Binbay, http://beyt-nahreyn.com/?p=318
[19] Diyanet İslam Ansiklopedisi, “yıldız” maddesi, cilt:43, s.534.
[20] http://turktarihivegercekler.blogcu.com/sirius-un-gizemi/13837822
[21] http://kendimlekonusuyorum.blogspot.com.tr/2010/10/sirius.html
[22] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, “Taberi Tefsiri”, Hisar Yayınevi: 8/54.
[23] Elmalılı Hamdi Yazır, “Hak Dini Kuran Dili” c.7., s.324.
[24] Yrd. Doç. Dr. Özer Çetin, “Kültürel Din Psikolojisi Açısından Geçiş Dönemi Rüyaları: Kutadgu Bilig Örneği”, Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2013, 6/3.
[25] http://apocalisselaica.net/tr/varie/miti-misteri-e-poteri-occulti/la-misteriosa-connessione-tra-sirio-e-la-storia-umana
[26] Yrd. Doç. Dr. Faruk Sancar, “Beyin Yıkama Olgusu Üzerine Kavramsal ve Tarihsel Bir Analiz”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 7 Sayı: 32.
[27] Richard Hinckley Allen, “Star-names and Their Meanings”, New York 1899: G. E. Stechert, s.117.Bahaddin ÖGEL; Türk Mitolojisi1,2
[28] Nil ELDEM; Yıldızların Altında 10.000 Yıl
[29]Alparslan SALT; Dogonlar’da Sirius Gizemi
[30]Robert K. TEMPLE;Sirius Gizemi