Bir şehrin tüm kaybedişlerine ağlıyordu kadın.

Yapayalnız, soğuk yağmurlar altında ve

kaybolmuş, unutulmuş tenha sokaklarda…

Kendi ağrılarına, kendi sızılarına ve

İçinin onulmaz yaralarına … ağlıyordu.

Başına düşmüş kendini bilmez, arsız bir sevdası ile dövünüyordu.

Yaşadığı iklimin çok ötesindeydi.

Bir ayrılığın kuru ayazında, kendi içinde yanıyordu.

Farklıydı. Ve tarifsizdi.

Bütün kırgınlıklarına ağlıyordu koca şehrin.

Kendi tahammülsüzlüğüne çoğu kez de.

Kendinden öte, kendi içi bildiği adamın yollarına ağlıyordu.

Kendisine olan kayıplarına yanıyordu.

Kaybettiği zamana,

Uğrunda yitirdiği mutluluklarına,

Ve içinin can kaybına…

Dedim ya; şehrin soğuk yağmurları altında,

Unutulmuş tenha sokaklarında…

Ağlıyordu bir kadın.

Gelmeyecek yarınlarına,

Yitirdiği uçsuz, bucaksız sevdasına.. Ağlıyordu bir kadın.

Ve küllerini savuruyordu. Yanıyordu da !

Avuç içlerinde kalan son limon ağacı kokusuna,

Başının üzerindeki geniş yaprakları çınar ağacına,

Yetişkinine,

Erişkinine,

Ve erişemediğine…

Yanıyordu bir kadın.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Dilâraa’s story.