Sellere teslim olmuş şehir, mevsim normallerinin çok altına düşmüş sıcaklık. Umursamadım duyunca. “Hangi yağmur söndürür içimin kor ateşini, dedim. Haricinde ses etmedim. Alt üst olmuş şehrin düzeni; ben fark etmedim, öyle söylediler. Oysa, o karışıklık da birşey ifade etmedi; zihnimin yorucu kargaşasına. Aklımda kalmış veda kelimen, mıh gibi çakmış olduğum yere beni. “Gökyüzü bakışlı sevdam” diye severdim seni, gidince yağmur olup yüreğime yağacağını bilemezdim. Bilemezdim, bakışların içime binbir kafiyeli şiirler yazdırırken, vedalarının yaşama bıraktığım noktam olacağını. Kıyamazdım dokunmaya ellerine. Bakmaya cesaret edemezdim gozbebeklerinin içine. Öyle güzel, öyle ulaşılmaz birisiydin ki, yanıbaşımda benimle beraber olmuş olman korkunç bir şaşkınlığa düşürürdü beni, mümkün mü diye…

Bütün bunlar şimdi film gibi geçerken aklımdan bir bir, hayatın telaşı gözlerimi yoruyor.

Şehrin yağmuru, bu anlamsız düzensizliği bir ifadede bulunamıyor bana, keza anlamlandırmak da istemiyorum. Derin bir nefesle içime çektiğim bahar kokun, yokluğunun getirdiğini güzlere teslim oldu.

Ah benim sevdasından uzak, talan yüreğim; şehrin telaşına yetiş. Yetiş ki; bulasın tenha bir sokağında yitirdiğin boynu bükük sevdanı…