Çin’de de futbolun kazananı Almanlar…

6 milyon Yuan, 50 bin okul ve futbol oynayan 50 milyon çocuk. Çin’in 2025 hayali… TFF’nin yeni plan diye açıkladığı altyapı sistemi için de bir örnek oluşturabilecek, markaları futbolun başlangıç seviyesine dâhil edebilen, başarıya ulaşmış deneyimlerin kendi sistemine entegrasyonunu sağlayan, kazan-kazan yöntemini öne sürerek yeni olanaklar peşine düşen kulüpleri cezbeden bir futbol gerçeği…

“Değer yaratın: Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın” Albert Einstein’a ait bu söz fikir dünyası için ne kadar geçerli ise, futbol dünyası için de bir o kadar geçerli değil. Futbolda değerli olmak için başarılı olmanız şart. Değişen şartlarla birlikte sadece sahada başarılı olmak da yetmiyor. Pazarlamadan, finansın yönetimine kadar sayısız alanda şirketleşmiş fenomeni çok iyi yönetmek zorundasınız. Futbol markalarının küreselleşmesi, franchise sistemin devreye girmesi gibi konular da kulüplerin etki alanı ile birlikte yönetilen alanını da genişletiyor. Müsabakanın zorlusu artık sahanın dışında… Geriye kalan ise “entertainment” faaliyeti.

Dili, kavramları bile değişen, kendine özgü bir dil üreten “futbol işi” artık tamamen stratejiler, uzun ve kısa vadeli planlar ve bu planların uygulanma başarısı etrafında dönüyor. Sadece kulüpler değil, ülkeler bazında da devletin sosyal politikalarının yanında, ekonomi politikalarının da parçası haline geliyor.

Son olarak sporun agresif yatırımcısı Çin’in futbol planıyla tanıştık. Amacını “Oyuncuların yeteneklerini geliştirmek ve milli takım performansı oluşturmak,” olarak açıklayan Çin şu aralar bütün dünyaya oyun planını izletirken, aynı zamanda karşılıklı çıkarlar doğrultusunda futbol devlerini kendi planına dâhil ediyor.

Para muslukları açıldığından beri sporun her dalının profesyonellerinin gözü, kulağı, aklı, bedeni Çin’de. Su sporlarında, kış sporlarına, atletizmden, beysbola kadar çılgınca bir yatırım var milyarca insanın yaşadığı uzak ülkede.

Olimpiyat gibi büyük organizasyonlara ev sahipliği hakkını kazanmaları, Çinli firmaların uluslararası sponsorlukları ve yatırımları çok konuşulsa da, pastanın en büyük dilimi pek tabii futbol dünyasının önünde.
Özellikle beş büyük ligin ilgisine fazlasıyla mazhar olan ülkenin futbolla ilgili hedefleri de diğer spor dallarında olduğu gibi zirveye oynamak, zirvede kalıcı olmak ve pazardan pay kapmak.

Planın sayısal hedefleri de hayli iddialı. İlk aşamada 5 bin ilk ve orta dereceli okulda, haftada 3 saat olmak üzere futbol dersi ile başladılar ve bu şekilde 2,2 milyon çocuğa ulaşmayı hedefliyorlar.

Bu sadece başlangıç aşaması ve bu doğrultuda paranın gücünü de kullanarak çok yönlü birçok projeyi hayata geçiriyorlar.

Bununla ilgili yaptıkları planın detayları başka bir yazının konusu olacak. Ancak, asıl konumuza gelmek için bu planın bazı parçalarından bahsetmek de gerekiyor. Çin Futbol Federasyonu, yatırımcılar, kulüpler, sporla ilgili diğer kurumlar muhtemeldir ki, bir devlet politikasının da uzantısı olarak öncelikle bu sporu tabana yayma, sevdirme, bir tutku haline getirmeyi amaçlıyorlar.

Burada da aslında bir şekilde kazan kazan yöntemi devreye giriyor ve bu yöntemin tüm avantajları kullanılıyor. Dünya futbolunun önemli isimleri, takımları birer birer Çin’de boy gösterirken yaratılan ekonomi ve milyonların ilgisi, markalar, futbolun paydaşları ve ev sahibi ülke arasında bir şekilde “hakkaniyetle” paylaşılıyor.

Çin’i ziyaret eden kulüplerin birçoğu iyi bir başlangıç, iyi anlaşmalar ve iyi kazanç elde ederken, aynı zamanda dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesinde geniş hayran kitlesi yaratarak da evlerine dönüyorlar. Yaz sezonu (böyle diyorum çünkü artık yazın yapılan turlar, kamplar ve diğer şeyler ligler, şampiyonalar gibi futbol olaylarının bir uzantısı ve ayrılmaz parçası) oldukça verimli geçerken, bu işin bir “en çok kazananı” olacaktı tabii…
Ve Çin’de de futbol oyunun kazananı Almanlar, daha doğrusu Bayern Münih oldu.

6 günde, 3 şehirde 3 maç yapan Bayern Münih ve yıldız oyuncuları, maç aralarında da boş durmayarak birçok aktiviteye katıldı.

Thiago Alcantara, David Alaba ve Joshua Kimmich, 8 -18 yaş arası 22 Çinli oyuncaya koçluk yaparken bu çalışmanın her saniyesi başarılı bir PR çalışmasının da parçası oldu. Guangzhou kampında gerçekleşen bu aktivitenin sponsoru ise aynı zamanda kulübün ortaklarından olan Volkswagen’di. Üç futbolcu aynı akşam Guangzhou Evergrande maçı için uçakla yolculuk yaptı ve ardından maça çıkarak Çinli hayranlarıyla buluştu. (Söz konusu 22 oyuncu, bir başka markanın, CCTV’nin düzenlediği ve 10 binden fazla takımın katıldığı okullar arası turnuvanın ikincisi olan takımın oyuncularıymış.)

Nedense hep kazanan, hep kazanacakmış gibi görünen dünya üzerindeki tek yapı gibi karşımızda dikilen Bayern Münih’in Çin hasılatının parasal karşılığı 10 milyon Euro. 9 günlük bir tur için hiç fena bir gelir olmasa da, Alman ekibinin diğer kazançları yanında solda sıfır kalıyor denebilir.

Çin’de 90 milyon sosyal medya takipçisine ulaştığından beri Bayern Münih bu Uzakdoğu ülkesini öncelikli pazarlarından biri haline geldi. Sanal olarak oluşan bu ilgiyi elle tutulur ve daha kazançlı hale getirmek için hemen harekete geçtiler. Zaten hem sponsorları hem de sahiplerinden biri olan Audi firmasının düzenlediği tur kapsamında, yukarıda da bahsettiğim etkinlikleri de içeren bir “saha çalışması “ için Çin’e gittiler. Orada 90 milyonun takibinde, on binlerce gerçek taraftarın önüne çıktılar, çeşitli taraftar etkinliklerine katıldılar ve büyük bir kitleyi memnun edip, kendilerine daha sıkı taraftarlık bağları ile bağlamayı başardılar.

Kişisel olarak Thomas Müller ve Philippe Lahm’ın dünya şampiyonu Wang Hao ve onun antrenörü Liu Guoliang yaptığı masa tenisi maçının videosunu kaç kez izlediğimi bilmiyorum. Bu sadece ufak bir örnek ve gezi, dijitalden, sahaya her anı kusursuz bir planlanmış görüntüsüyle yansıdı biz takip edenlere ki, muhtemelen de gerçekten öyleydi.

Volkswagen yetkilisi konuyla ilgili olarak “Sezonun özeti, 22 genç oyuncunun yeteneğini geliştirmek değil, onların yıldız oyuncularla omuz omuza olmasını sağlayarak futbol hayallerinin peşinden gitmeleri için desteklemek, cesaretlendirmek,” dedi ve şirketin Çin’de futbolun gençlerde artarak ilerlemesini umduklarını ekledi.

Aynı zamanda Çin’de federasyonla birlikte, bir futbol fonu kuracaklarını da açıklayan Volkswagen, bu fona 2017 yılına kadar 6 milyon Yuan aktarmayı planlıyor. “Kar amacı gütmeyen” fon, öncelikle markanın fabrikalarının bulunduğu dört şehirde futbol kampları kuracak ve kamplar okullar arası turnuvalarda başarılı olan 10–12 yaş arası oyuncuları bünyesine katacak. Program geliştikçe önemli yabancı hocalar kamplara davet edilirken, bazı Çinli genç oyuncu ve hocalar yurt dışına eğitime gönderilecek. Bu da Çin’de kurulacak yetenek havuzunda öncelikli olarak nasıl faydalanılacağını az çok gösteriyor.

Çin’in yaptığı on yıllık futbol gelişim planına göre ilk ve ortaokullarda 5 bin okulla başlanan futbol eğitimi 2025 yılına geldiğinde 50 bin okul sayısına ulaşacak ve bu da 50 milyonluk bir oyuncu havuzu demek. Dünyanın en geniş futbol nüfusundan bahsediyoruz ve parasal kaynakların yanı sıra oyuncu kaynağı da elbette futbol dünyasının Çin’e ilgisini artıyor. Ancak, burada markaların ve yabancı ülke takımlarının ilgisini artıran başka bir durum var ki, futbol tutkusuna kapılan bu 50 milyon çocuktan sadece en yetenekli olanlar bu havuza girerken, diğerleri futbol sever, taraftar olarak yetişecek. Bu da yeni ve büyük bir pazar demek…

Burada devreye çoklarımızın da dilinden düşmeyen, her ülke federasyonunun ve futbol ortamının hayali Alman Sistemi devreye giriyor. Alman Futbol Federasyonu 1998’den sonra ne yaptıysa aynını uygulamak üzere bir plan hazırlanmış. 1.4 milyar insanın yaşadığı Çin’de bunu yapabilmenin yolunu da şirketlerin desteğinden görüyorlar. Hali hazırda bir Alman markasının Çin’deki varlığı da iki taraf için işleri kolaylaştırmış görünüyor.