Balık kuyruğunda…

Bir balığın kuyruğuna tutunup kaçsam, bir geminin çıpasına yakalanırım. Dudakları kupkuru olmuş kente geri dönüp sabitlenirim. İmkân denen şeyin ipi kısa olunca yol gittiği yere kadar, uzaklar hep aynı uzak.

Nerede bir kuş çığlığı duyulsa, oraya dikilen kulaklara sahiplikten olsa gerek, ateşin düştüğü değil ulaştığı yeri yaktığını öğretti hayat. Her yanında irili ufaklı rol hapishaneleriyle meşhur bu kentte, kanadı her daim kırık kuşların göç yollarına bakıp durduk.
Hasret çekmeye razı olarak, gitsem, gidebilsem, diyenler olduk. Kaçtı, kaçıp kurtuldu, korktu kaçtı, mücadeleyi bıraktı… Hangisini dese haklı çıkacak birileri.
Kestirme yollardan vazgeçip etrafından dolaşılabilecek dertler değil bizimki. Her köşe başında karşımıza çıkan, bizi öldüren bir kötülükle sarmalanmışız. Öyle böyle bir yalnızlık da değil yaşadığımız, ömrümüzde insan namına biriktirdiklerimiz delik ceplerimizden düşüp kayboluyor.

Yirmi yıllık arkadaşı bir futbol tartışmasında, on yıllık dostu bir insan kıyımının ayrıntısında, selam verdiğin komşuyu kan kusan bir marşın bilmem kaçıncı notasında, alış veriş yaptığın bakkalı bir ölümün ardından gülerek bakmasında kaybedebiliyorsun.

Anlatsam anlamazlar, anlatsam dinlemezler, anlatamam, anlatamam…