Her insan yorulur
Kendiyle konuşur, ardıyla
“Sevgili” sanır kendini, sevgilisi sanır “yaşamı”
Susar;
kanunüstü usüller konuşturur, uçarken uykusunda

çizdiği her karakalem portrede bir ülke olur gözünde hiç gitmeyeceği
ya da zaten hep orada olduğu bir yanıyla, sakat ayağıyla…

kamçılandıkça kahkalar boğar göğsünü bir televizyon kanalında;
canının burnunda bıkmadan intihara meylettiğini söylemez mikrofonlara

boğuluyorum der, gençliği gırtlağında evrimin anlamsız bir tasması:

boğuluyorum doktor boğuluyorum inan buna
işe yaramıyor senin yüksek tıbbiyeli lafların, testlerin, tusların
ben en az seksen sene yaşadım s.ksen yaşayamazsın sen, aç kulaklarını!

şükret derler, ölmüyorsun
yaralar içindesin, görmüyoruz seni
görsek ölürsün ondan görmüyoruz yanlış olmasın, ölme diye!

heykeller, resimler, şiirler gömmek bizim işimiz, işimiz sevi’yle
insanlar yiyorlar zaten sabah öğle ve akşam kendi etlerini, survivordaki gibi
nefretin en ferah soluğunda bizim ismimiz, bilirsin en ilkel beyninle bile parayı
kalıba sığmaz cismimiz, cinsimiz
sadece yeşile çalarız gece de gündüz de
ama her yola girer, geliriz, endişe etme.

yorulduysan emekli ederiz, sen kredi çek ö-de!