Film İncelemesi: “Kor” (2016)

Film Özeti:
Geçimini evde giysi dikerek sağlayan Emine, son çalışmasını göstermek üzere bir giyim atölyesine girer ve eski patronu olan Ziya’yla karşılaşır. Ertesi gün Ziya, Emine’nin kocası Cemal’in bir dönem işsizlik ve depresyon çekmesi sonucu Romanya’ya kaçak işçi olarak gittiğini ve tutuklandığını öğrenir. Emine’nin üç yaşındaki oğlunun ise ameliyat olması gerekmektedir fakat bunun için Emine’nin ne yeterli parası ne de sağlık sigortası vardır. Ziya, Emine’ye yeni bir iş bulur ve çocuğunun tedavi masraflarını öder. Ancak Ziya’nın bu iyi niyeti ve ilgisinin ardında yalnızca cömertlik olmadığı kısa sürede ortaya çıkar. Ziya, Emine yanında çalışmaya başladığından beri ona aşıktır. Birkaç kadeh içkiden sonra Ziya, Emine’yi arar ve onu görmek istediğini söyler. Emine kabul eder ve Ziya’yı çağırır, böylelikle aralarında anlaşılması güç bir ilişki başlar.


Önce aile “bozuldu”, sonra ailede yaşayan/yeşeren birey, ve en nihayetinde de bu bireylerin oluşturduğu toplum…Filmde de benzer şekilde, bozulan, çöken, parçalanan bir aile tablosunu görüyoruz. Bu parçalanmanın/bozulmanın neden’ini anlayabilmemiz için öncelikle kılcal damarlardan yola çıkıp konuyu bir kaç farklı açıdan ele almamız gerekecek. Çünkü konu, “sadece”lerle anlatılamayacak kadar geniş boyutta…

“Tükettikçe tükenen toplumlar” kapitalizmin ve nefislerinin kölesi oldular.. Farklı algı operasyonlarının kölesi oldular sonra..(tv, radyo, internet, sosyal/reel medya gibi..) Okumadılar, düşünmediler, göremediler, sor(gula)madılar çünkü…

Sadece nefsi için yaşar oldular.. Ben/ci/(l)/leştiler yani.. Biz’ci(l)leştiler de çoğu zaman.. Ben’i için yaşayan bu bireylerin tek ve en büyük hedefi ise ben’in isteklerini maximize etmek oldu! Cenneti(!) dünyada arar oldular bu yüzden! Kafalarında kurdukları o üç kuruşluk cenneti!… Kerim olan kuran da aynı konuyu farklı açılardan gündem etmiştir; örneğin: “…nefsini ilah edineni gördün mü?” ayeti tam da bu konuya parmak basar niteliktedir.

İşte vaziyet tam da böyle olduğu içindir ki dünyayı, büyük balığın küçük balığı yuttuğu/yutabildiği/yutması gereken bir yer olarak algıladılar… Ve yine dünyayı, ahlaki değerlerin hiçe sayıldığı, insani değerlerin ayaklar altına alındığı bir tür belgesele çevirdiler! Filmde de bu konuya günderme yapılıyor sanki… Mesela filmi izlerken evde, açık olan televizyondan gelen seslere dikkat ederseniz, iki farklı sahnede iki ayrı belgesel/hayvan (hayvan = ayı!) imgesi kullanıldığını görebileceksiniz… Benzer şekilde, yine televizyondan gelen seslere kulak kabartirsaniz, toplumdaki diğer carpikliklara da gönderme yapıldığını görebileceksiniz.

Bu “belgesel dünyası”nda kimsenin kimseye güveni kalmamıştır artık. Her anlamda bu böyledir: Eşler birbirine güvenmez, baba çocuğuna, işveren işçisine… Bu liste böyle uzar gider. Neden böyledir? Çünkü sözkonusu, BEN’i tatmin etmekse eğer, gerisi sadece ve sadece teferruattır/önemsizdir/mübahtır!.. Yani bu ben’in arzuları uğruna yalan da söylenebilir, hırsızlık da yapılabilir, namussuzluk da! Ben varsa işin içinde veya hiç farketmez, dışında, gerisi koca bir (P)hiç oluveriyor anlayacağınız!..

İşte filmde de tam olarak bunu görebiliyoruz: Koca karısına güvenmiyor, karısı da aynı şekilde içten içe kocasından şüpheleniyor… Kadının, kocasından şüphelendiğini ve bu durumdan dolayı da kocasından soğuduğunu şu sahneden anlayabiliyoruz: Kadın, yatak odasında duvarda asılı, kocasıyla birlikte çekilmiş fotoğrafa her baktığında, kendini tam olarak görebiliyor fakat fotoğrafta kocasının olduğu tarafta hep bir gölge hep bir karanlık oluyor… Ve filmin sonlarına doğru koca, karısının işlediği “günah”ı öğrenmesine rağmen bir şey yapmıyor karısına ya da adama.. Neden? Çünkü kendisi de aynı günahı fazlasıyla işlemiştir de ondan! Çocuk ve diğer ekonomik etkenler de vardır muhtemelen kafada!

İşte böyle: Toplum da bu durumda! Zaten toplumun yansıması değil miydi aile? Ya da ailenin yansıması toplum… Farketmiyor…

Evet toplum da bu durumda: Mesela: Yalan mı? Söyleyen değil, söylemeyen günah işlemiş oluyor bu gibi toplumlarda… Söylendi mi de profesyonel söylenmesi bekleniyor…

Neredeyse bütün anormalliklerin “normal”lleştiği bu gibi anormal toplumlarda, insanın her haliyle anormal olası geliyor!

Rab kerim olan kitabında der ki: “Zinaya yaklaşmayın.” Burada yaklaşılmaması gerekenin sadece zina olmadığını, zina gibi diğer bütün günahlar/anormallikler olduğunu anlayabilmemiz gerekiyor. Evet “yaklaşmak” ifadesi kullanılmıştır ve bu çok önemli bir ayrıntıdır. Yaklaşılmamaıs gerekir çünkü insana bahşedilen iki ana kısımdan, yani fucür’ndan ve takvasından, fücur kısmının sesini daima kısmak gerekir. Bu da ancak ve ancak bu tarz “günah”lara yaklaşmamakla olur.

Rabbe yaklaşıp, tüm pisliklerden/anormalliklerden/günahlardan da uzaklaşmaktır çabamız.

Muvaffak olabilmek duası ile…


Yönetmen:
Zeki Demirkubuz