KONDA: ‘Geçersiz oyların dağılımında açıklayamadığımız bir durum var’

KONDA araştırma şirketi, 16 Nisan referandumuyla ilgili bir rapor hazırladı. Şirket, ‘Mühürsüz oy’ skandalıyla tüm dünyada yankı uyandıran referandumda geçersiz oyların dağılımına dair ‘açıklayamadığımız bir durum var’ dedi. KONDA, “Geçersiz oyların en düşük olduğu iller genellikle batı illeriyken, en yüksek geçersiz oyun olduğu illerin tümü ‘hayır’ oylarının ağırlıklı olduğu Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerde görülmektedir” tespiti yaptı.

Hürriyet’in haberine göre, Türkiye’nin en köklü kamuoyu araştırması kurumlarından KONDA’nın 16 Nisan referandumuna dair yayınladığı raporda ilginç tespitlere yer verildi. Sandık sonuçları üzerinden hazırlanan raporda özellikle geçersiz oylar konusunda KONDA analistleri “açıklayamadığımız bir durum var” demesi dikkat çekti.

Raporda bu konuda şu tespite yer verildi:

“16 Nisan halkoylamasında yurtiçinde yüzde 1,8 oranında geçersiz oy kullanılmıştır. Öncelikle seçimler ve halkoylamaları tarihimizde geçersiz oyların oranlarının bir örüntü içermediğini ve bu örüntü eksikliğini sanıldığı gibi seçmenin eğitimsizliği, oyu, partiyi veya adayı karıştırması gibi nedenlerin açıklayamayacağını not etmek gerekiyor. Eğer seçmenin eğitimsizliği ile geçersiz oylar arasında iddia edildiği gibi doğrudan bir ilişki olsaydı, ülkede eğitim seviyesi yıllar içinde kademeli olarak ve ciddi biçimde arttıkça geçersiz oy oranlarının sistematik biçimde azalıyor olması gerekirdi. Fakat geçersiz oyların oranlarında böylesi bir sistematik değişim değildir ve bir bakıma tutarsız dalgalanmalar görülmektedir.
Aksine geçersiz oyların en azından büyükçe bir kısmının ‘protesto oyu’ olduğu veya bilinçli olarak geçersiz olarak işaretlendiği söylenebilir ya da bu örüntüsüzlükten bu yorum üretilebilir.
Ama 16 Nisan halkoylamasının geçersiz oylarının dağılımına bakıldığında ilginç bir durum da dikkati çekmektedir. Geçersiz oyların en düşük olduğu iller genellikle batı illeriyken, en yüksek geçersiz oyun olduğu illerin tümü ‘hayır’ oylarının ağırlıklı olduğu Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerde görülmektedir. Bu illerin gerek güvenlik politikalarının ve OHAL uygulamalarının olduğu, gerekse de son yıldaki terör eylemlerinin görüldüğü iller olduğu dikkati çekmektedir. Bu illerdeki geçersiz oy yüksekliğinin ne kadarının bilinçli bir protesto sonucu olduğu ne kadarının sandık kurullarının insiyatifleriyle oluştuğunu kestirmek güç olsa da özel olarak odaklanılması gereken sandıkların olduğu iller olduğu da açıktır.
Hele geçersiz oyların ilçe bazında dağılımına ve örüntüsüne bakıldığında daha da ilginç bir nokta ortaya çıkmaktadır. Orta Anadolu/Karadeniz’de bir coğrafyanın tüm ilçelerinde geçersiz oy oranlarının ülke ortalamasının en altında olduğu görülmektedir. Bu ilçelerde ‘evet’ oyları çok büyük çoğunlukla baskındır ve açıklayamadığımız bir durum ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan Doğu ve Güneydoğu’daki ilçelerin büyük çoğunluğunda ise geçersiz oy oranları ülke ortalamasından yüksek seviyededir ve bu ilçelerde de ‘hayır’ oyları ağırlıktadır.”

KONDA’nın analizince ayrıca şu tespitlere de yer verildi:

* 1 Kasım seçimlerinde Ak Parti’nin güçlü olduğu yerlerde ‘evet’ oyu ağırlıklı olarak güçlü çıkmıştır. MHP’nin katkısını tam anlamıyla ölçmek güç olsa da, beklenenin altında bir desteği olmuş gözüküyor.
* ‘Evet’ oyu 1 Kasım’da Ak Parti ve MHP’ye gitmiş toplam oy oranının 10 puan altındadır. Farklı analizlerle sandık sonucuna baktığımızda, MHP’nin ‘evet’in başarısında büyük bir katkısı olmadığını görüyoruz.
* Daha önce HDP ağırlığının gözüktüğü ilçelerde ‘hayır’ oyu HDP oyundan az gözüküyor. Bu tabloyu, şu an HDP seçmeni olanların ‘evet’e oy verdiği şeklinde yorumlamak güçtür. 7 Haziran döneminde Ak Parti’den HDP’ye giden seçmen, geri Ak Parti’ye dönmüş olabilir ve halkoylaması tercihi de bu süreçte ‘evet’ olmuş olabilir. Ancak, diğer yandan, özellikle kayyum atanan HDP belediyelerinin olduğu ilçelerde, katılımın düşük, geçersiz oylarında ortalamaya göre hayli yüksek olmasından dolayı, bu durumun tercih değişiminden öte nüfus dinamikleriyle ilgili bir değişime de işaret ediyor olabilir.
* Diğer seçimlerde Ak Parti’nin güçlü olduğu büyük metropollerde ‘evet’ ‘hayır’ın gerisine düşmüş. İllerin nüfusu küçüldükçe ‘evet’in hakimiyeti artıyor. Önemli olan fark, kalabalık nüfuslu metropollerde ‘hayır’ ufak farklarla kazanırken, ‘evet’ in önde olduğu küçük nüfuslu illerde fark çok büyük olmasıdır. Büyükşehirlerde yüzde 51–54 arası alan ‘hayır’a karşı ‘evet’in yüzde 60–70ler bandında önde olduğu küçük iller arasındaki denge mevcut sonucu ortaya çıkarmıştır.
* Halkoylaması sonucunda oluşan fotoğrafa bakıldığında ana örüntü olarak üçlü bir yapı görülmektedir: 1) Trakya’dan başlayıp Hatay’a kadar gelen Batı ve Akdeniz kıyıları, 2) bir diğer köşede Kürtlerin ağırlıkta olduğu Doğu ve Güneydoğu bölgeleri ve 3) İç Anadolu, Orta Anadolu ve Karadeniz bölgelerini kapsayan bölge.
* Katılım ‘hayır’ların önde olduğu, özellikle batı bölgelerinden artmış, Kürtlerin yoğunlukta olduğu, özellikle kayyum atanmış ilçelerde azalmış gözüküyor.

MHP’nin ‘Evet’e katkısı

* ‘Evet’ oyu verenlerin tamamına yakını Ak Parti seçmeni. MHP’liler’in ‘evet’ oyundaki oranı yüzde 5 mertebesinde.
* ‘Hayır’ oyu verenler ağırlıklı olarak CHP seçmeni gibi gözüküyor olsa da, MHP’liler’in en az yüzde 60’ı HDP’lilerin ise yüzde 93’ü ‘hayır’ oyu kullanmış gözüküyor.
* ‘Hayır’ oyu kullanacağını söyleyenlerin dörtte biri kararsız ve oy kullanmam diyen seçmenlerden oluşuyor gözüküyor. Dolayısıyla, ‘evet’ bloğu olarak tarif edeceğimiz küme daha tanımlı, ‘hayır’ bloğu ise farklı siyasi tercihleri bir arada barındırdığından daha esnek bir yapıya sahip gözüküyor.

‘Evet’ son üç ayda arttı

* Zaman serilerine baktığımızda ‘hayır’ oylarının zaman içinde dalgalanma yaşamış olsa bile 2 sene önceki seviyesinde yarışı tamamlamıştır. ‘Evet’ oyunun ilk artış gösterdiği nokta 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasıdır. ‘Evet’ oylarının artışı son üç ayda ivme kazanmıştır. Özellikle kararsız olduğunu bildiren Ak Partili’lerin büyük çoğunluğu ‘evet’e dönmüştür.
* Metropolde yaşayanların veya büyükşehirde büyüdüğünü söyleyenlerin ‘hayır’ oyu veriyor olma olasılığı daha yüksek.
* ‘Evet’ kırsal alanlarda, ‘hayır’ metropollerde güçlü. Şehirlerde yaşayan muhafazakârlarda hayır oyunun ağırlığı görülmemektedir.
* En düşük eğitim seviyesi kümesinde olanlar, ev kadınları, işçiler, esnaflar ve düşük gelirlilerin ‘evet’ tercihi son 5 aylık süreçte gözle görülür bir artış sergilemiştir. Devlet memurlarının hayır tercihi geçtiğimiz 2 yılda düşüş göstermiştir ancak, son 6 aylık süreçte ‘evet’ hayır oranları birbirine yakın seyretmiştir.
* Genel olarak araştırma sonuçlarına baktığımızda, ‘hayır’ oyunun Başkanlık sistemi yoğun olarak konuşulmaya başlandığı 2015 yılının ilk başlarındaki potansiyelini geçemediğini, ‘evet’in ise birçok farklı kümede kademeli olarak son 3 ayda arttığını görüyoruz.

AKP-MHP bloğu potansiyeline ulaşamadı

Özellikle metropollerde ve kıyılarda Ak Parti ve MHP bloku potansiyel oyundan ciddi eksilmeler yaşamıştır. Nisan’17 Barometresi’nin bulgularına göre oy oranını koruyor gibi görünse de gerek kutuplaşmalar, gerekse de siyasetin Ak Parti ve diğerleri biçimindeki yeni konsolidasyonu nedeniyle, Ak Parti uzun süredir sahip olduğu yerel iktidar alanında özellikle yerel seçimlerde daralma yaşama riskiyle karşı karşıyadır. Yine Ağustos’16 ve Eylül’16 Barometrelerinde siyasi bulgularına referansla Ak Parti’nin seçmenden alabileceği oyunun üst sınırında dolaşıyor olduğunu da not etmek gerekir. Nitekim halkoylamasında Ak Parti ve MHP bloklaşması da toplam potansiyelinde değil, yine yüzde 51–52 bandında gerçekleşmiştir.

MHP yarılma ile karşı karşıya

MHP için bu halkoylaması sürecinin daha da özel bir durum ve sonuç olduğu söylenebilir. Bir taraftan gerek sandık analizlerinden, gerek KONDA bulgularından MHP tabanının yaklaşık üçte birlik kısmının ‘evet’ blokunda, üçte ikilik kısmının da ‘hayır’ blokunda yer aldığı görülmektedir. Verilerle teyid edilemese de, özellikle Anadolu’daki ve çevre ilçelerdeki MHP seçmenleri evetçi blokta yer alırken, metropollerdeki gündelik hayat ritmi içinde muhafazakârlığı geleneklerden beslenen MHP seçmenin, seküler hayat tarzına sahip olan ve ‘hayır’ pozisyonunda olan kesimlerle beraber hareket ettiği tahmin edilebilir. Diğer yandan MHP’nin parti yapılanmasında parti içindeki farklı pozisyonlar aleni biçimde gerçekleşmekte ve gözlenebilmektedir. Parti içi muhalefetin son iki yıldır sert ve çetin geçen süreçlere, kurultayların yapılamamasına ve disiplin cezalarına karşın hem tabanda hem de medyada bu denli görüntü olması parti içi tartışmanın ve arayışın artık ertelenemez hale gelmiş olmasını da göstermektedir.
MHP bir yandan bir kısım seçmenini Ak Parti’ye kaptırmış, diğer yandan hâlâ MHP’li olan seçmeninin üçte ikisi, parti kararına karşı çıkarak, hayırcı blokta yer almış görünmektedir. Dolayısıyla MHP bir yandan ideolojik, bir yandan da aktörler, muhalifler ve taban içinden ciddi bir yarılma ile karşı karşıyadır.

CHP hiç iktidar olamama riskiyle karşı karşıya

CHP açısından ise durum biraz daha farklıdır. CHP yönetimi halkoylamasındaki yakalanan ‘hayır’ oy oranını kendisi için bir başarı olarak değerlendirebilir. CHP’nin güçlü olduğu bölgelerde ‘hayır’ oyu güçlü ve katılım yüksektir. Dolayısıyla MHP’nin aksine CHP açısından halkoylamasının sonucu bir ‘fireye’ veya seçmen tabanıyla uyumsuzluğa işaret etmemektedir. Bununla birlikte, hem KONDA araştırmalarına göre CHP seçmeninde partinin ülkenin sorunlarını çözebileceği yönündeki güveni düşüktür hem de bu seçmen CHP yönetiminin hem kampanya sürecinde, hem de halkoylaması sırasında ve sonrasındaki karar ve tutumlarını eleştirmiştir.
Halbuki halkoylamasındaki yüzde 48,6 oranındaki bir seçmen kendi hayat tarzları, kimlikleri ve gelecekleri üzerinde bir tehdit algısıyla ve siyasi kutuplaşma içinden hareket etmektedir. Dolayısıyla CHP hem ‘hayır’ oyu vermiş olan ve daha kolayca hitap edebileceği yüzde 48,6 için, hem de ‘evet’ oyu vermiş olan ve hitap etmek için yenilikçi politikalara ihtiyaç duyacağı yüzde 51,4 için yeni bir siyaset, iddia ve kadrolar oluşturamaz ise 2019 seçimlerinden itibaren muhalefet etmek dışında, iktidar iddiası artık hiç kalmayacak bir aktöre dönüşme riskiyle karşı karşıyadır.
HDP’nin kendi marifetiyle, kapasitesiyle yapabilecekleri kısıtlı olsa da sonuçta 2013’te başlayan ve 7 Haziran’da bu dönemdeki kendi potansiyeli içinde zirve yapan Türkiyelileşme projesi dağılmış görünmektedir. Elbette bu süreçte devletin güvenlikçi politikaları, OHAL uygulamaları, HDP’nin kazandığı belediyelere kayyum atamaları, HDP yöneticilerinin tutuklanmaları, PKK’nın teröre geri dönüşü, Suriye’de olanlar ve bölgenin gerilimleri ve Türkiye dışındaki diğer aktörlerin tutum ve tercihleri HDP’yi doğrudan etkilemektedir. Bu nedenlerle HDP de bu karmaşadan etkililiğini artırarak değil zayıflayarak, kapasite kaybederek çıkmıştır.
Show your support

Clapping shows how much you appreciated dokuz8HABER’s story.