2014-2015 Başlarken | Teknik Direktör


Bu sezonu değerlendirirken özellikle son haftayı beklemeden ve puan tabelasındaki sıralamamız kesinleşmeden bir şeyler karalamak istedim. Çünkü takımın inkişaf edip etmediğini gösteren parametrenin sıralamadan ziyade toplanan puan olduğuna inananlardanım. Sebebi de şu. Yeni sezonun planlaması yapılırken hangi konularda istikrarda ısrar edileceğini ve hangi konularda değişikliğe gidileceğini belirlemek ana önceliktir. Akıbetine karar verilmesi gereken ilk pozisyon teknik direktördür. Teknik direktörün performansı hakkında en sağlıklı veriyi de topladığı puan sağlar.

Bilic bitime bir hafta kala 61 puan toplamış bir Beşiktaş ortaya çıkardı. Bu da maksimum 64 puanı işaret ediyor. Geçtiğimiz sezona göre 2-5 puan arası bir gelişimden söz edebiliriz. Kimileri Bilic’in 59 puan toplayan Aybaba’dan daha yüksek bir bütçeye sahip olduğunu ve bu sonucun başarısızlık olduğunu düşünebilir. Bilic destekçileri de stad yokluğu ve envayi çeşit tuhaf terslikleri bahane ederek onu başarılı bulabilir. İki düşünceye de itirazım yok. Fakat bir karar verilmeli. Ve verilen kararlar da mantıklı ve kağıt üzerinde ikna edici somut argümanlara dayanmalı.

Son 20 yılda 2 tam sezon çıkarabilen tek teknik direktörümüzün Mircea Lucescu olması ve bu sürede yalnızca 3 şampiyonluk kazanabilmiş olmamız sebebiyle ben teknik direktör değişikliğinin iyi sonuç verdiğine inananlardan değilim. Bunun yanında 64 puan toplayan teknik direktörü kovarken 65 puanı garanti edecek hocanın kolay bulunabileceğine de inandığım söylenemez. Yeni hocanın futbol felsefesinin takım dokusuyla uyuşması, kurulacak yeni kadronun getireceği maddi külfet ve gelişim gösteren bir takımın yeniden belirsizlik ortamına sokulması gibi konulara hiç girmiyorum bile.

Karar verme sürecinde göz önüne alınması gereken başka şeyler de var. Bilic’in kontrolü dışında gelişen faktörler. Galatasaray maçında binlerce adamın sahaya girip 4 maç saha kapattırması, Kasımpaşa maçında bir eşkıyanın sahaya inip Fernandes’e saldırması ve bu sebepten ötürü en önemli oyuncusunu kaybetmesi, gece kulüplerinde oyuncularının bıçaklanması, kurşunlanması, stadının yenileniyor olması… Evet belki Samet Aybaba’dan biraz daha fazla harcadı ancak tüm bunlarla uğraşmak zorunda kaldı Bilic. Benim gözümde -5 puan demek tüm bu talihsizlikler.

Normal koşullarda bana göre tüm bunlardan Bilic’te ısrar edilmesi gerektiği ve teknik direktör değişikliğinin alınmaya değmeyecek bir risk olduğu sonucu çıkıyor. Fakat “game changer” bir istisna söz konusu. Ukrayna’daki siyasi durumdan kaynaklanan bir fırsat. Ülkeyi terk etmeye ve dolayısıyla 10 sezonda 8 kez şampiyon yaptığı takımından ayrılmaya hazırlanan Mircea Lucescu. Kendini her gittiği takımda defalarca ispat etmiş, minimum 65 puanı garanti eden ve tüm camiada kaybolan umutları yeşerterek toplumdaki Beşiktaş algısını sadece ismiyle olması gereken seviyeye çekebilecek bir piyango. Akla gelebilecek tüm kuşları tek seferde vurabilecek bir taş. Üstelik bunlarla da bitmiyor. Bu fırsata rakibin talip ve bu konuda ilerlemiş durumda. Eğer yönetim yeni sezonda rahat etmek istiyorsa bu konuda doğru pozisyonu almak zorunda. Yapılması gereken hamle Lucescu’nun Türkiye’de tercih ettiği takımın Beşiktaş olmasını sağlamaktır. Ne pahasına olursa olsun. Çünkü Lucescu’nun Galatasaray’a imza atması demek maalesef ki maalesef şampiyonluğun hayal dahi edilemeyeceği manasına gelir(Bu bir tahmin ya da yorum değil bilimsel bir gerçektir).

Toparlayacak olursak teknik direktör mevzusunda öncelik sıralaması şudur:

  1. Lucescu’yu takımın başına getir çünkü tek fırsatın bu.
  2. Lucescu’yu getiremiyorsan en azından rakibine kaptırmayacağından emin ol.
  3. Eğer birinci şart sağlanmamış ve ikincisi sağlanmışsa Bilic’le devam et.

Konunun matematiği budur.