Yerli Maldivler ve Ölüdeniz Macerası (Günce) — Part1

Bu yazı, bir günce niteliği taşıdığından bilgilendirme içeriğinin yanı sıra oldukça fazla öznel detay içermektedir. İlk başlarda tek parça halinde yazdığım bu yazımı okuma kolaylığı açısından 6 farklı parçaya ayırdım.

Ayrıca benzer tarzda bir gezi yapacak arkadaşların masrafları öngörmesine yardımcı olmak amacıyla harcamalarımızdan olabildiğince bahsedeceğim. Bu harcamaların Ağustos 2018 için geçerli olduğunu ve gelecekte değişiklik gösterebileceğini belirtmek isterim.

Keyifli okumalar..


Öncesi

Yoğun geçen bir okul döneminin ardından biraz kafa dağıtmak ve doğayla baş başa olmak amacıyla bir arkadaşımla Rize’de bulunan Gito Yaylası’nda 2–3 gecelik, bolca ekipman ve yürüyüş içeren bir kamp yapmak üzerine birkaç haftadır konuşuyorduk. Arkadaşımın başka sebeplerden dolayı gelmekten vazgeçmesi ve yanıma Gito Yaylası’na gelecek başka birini bulamamam sebepleriyle başka bir arkadaşım(Mete) ile Burdur’daki “Yerli Maldivler” olarak adlandırılan Salda Gölü’nde 2–3 gecelik bir kamp yapmaya karar verdik. Kamp yapacağımız alan konusundaki beklentilerimiz ise ıssız, kuş uçmaz, kervan geçmez, varsa belki başka kampçıların olacağı bir yer şeklindeydi. Çok fazla araştırma yapmadık, biraz da akışına bırakmak istiyorduk. Beklentilerimiz ve planlarımız ise ilerleyen günlerde oldukça değişiklik gösterdi :)


Gün 0 (13 Ağustos Pazartesi)

13 Ağustos Pazartesi günü gece 23.59 otobüsü(Kişi başı 75 TL) ile Ankara otogardan Burdur otogara doğru yola koyulduk. Sırt çantalarımız sonuna kadar doluydu. Çadır, uyku tulumları, matlar, kamp ocağı, yemek gereçleri ve aydınlatma ürünlerinden tutun telsiz ve baltaya kadar neredeyse her türlü ekipmanımız vardı. İlk defa böyle bir maceraya çıkacağım için kullanma ihtimalimin olduğu her şeyi yanıma alma ihtiyacı hissettim. Bundan dolayı, çantalar güç bela kapanıyordu. Yemek olarak ton balığı, barbunya pilaki ve fasulye pilaki konserveleri ile bolca pilavlık bulgur aldık.

Mete ile uzun süredir yüz yüze görüşmediğimiz için bolca muhabbet ettik. Sonra, herhangi bir araç koltuğunun beni uykuya çekmesi sebebiyle Burdur'a kadar uyudum :). Tabii ki beni uykudan uyandıracak tek şeyin yemek olmasından ötürü Afyonkarahisar’daki molada uyandım. Burada Mete’nin de tavsiyesi ile ilk defa sucuk döneri deneme imkanı buldum. Yağ oranı oldukça az olan sucuğun tadı oldukça lezizdi ve alışageldiğimiz sucuklar gibi ağızda ağır bir koku yapmıyordu. Yolu düşen herkese sucuk döneri kesinlikle tavsiye ederim. Moladan sonra tekrardan uyumaya devam ettim.


Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Part2 için aşağıdaki yazımı okuyabilirsiniz.


Yazımı beğendiyseniz, en altta bulunan clap(alkış) ile katkıda bulunabilirsiniz.

Yorum atmayı unutmayın :)

Negatif veya pozitif herhangi bir yorum yazabilirseniz çok mutlu olurum (ÖRNEK: “Bu tür yazıların devamını görmeyi gerçekten isterim.”, “Şu, şu ve şuna değinmen çok yersiz ve sıkıcı olmuş.”, “Keşke şunlara da değinseydin.”, “Kardeş bu ne, roman yazsaydın.”, “Gören de sınır dışı operasyona gitmiş sanar.” :) ).


Hakkımda

Ben, her türlü sporu ve fiziksel aktiviteyi, doğayı, gezmeyi, yeni kültürleri ve bilhassa da yeni insanları tanımayı seven, diğer insanların da bunların bilincinde olmasını gerçekten isteyen, bu kültürü ve ekosistemi yaymak isteyen oldukça enerjik biriyim. Bu sebeple bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim. Bu yazımda 2018 yılı Ağustos ayının 3. haftasında yaşadığım kısa bir maceradan, kısa bir gezi demek daha doğru olabilir, günce yazar gibi bahsedeceğim. Daha önce herhangi bir platformda, herhangi bir türde yazı yazmadığım için gerek imla gerekse de semantik hatalarım olabilir. Gördüğünüz hataları/yanlışlıkları/bozuk linkleri düzeltmem için veya yazıma katkıda bulunmak için benimle iletişime geçebilirseniz teşekkür ederim.

Like what you read? Give Veli Durmuşcan a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.