Earpicker
Earpicker
Mar 29, 2016 · 3 min read

While thinking about the absurdity(ies) in and of life, a write-up which I did some time ago came into my mind. It is a little portrayal of Leonard Cohen’s life instances and his life philosophy. Unfortunately in Turkish-nevertheless I might take the trouble to translate it- he sums it up with an exemplary quotation by Tenesee Williams: “Life is a very well written play except for the third act!”

Üç Perdelik Oyun: Hayat

40 yıldır süregelen yolculuğunda Leonard Cohen günümüzün en önemli ve etkili şarkı sözü yazarları arasında yer alıyor. Cohen’in eserlerine, zaman geçtikçe daha derin bir anlam ve sır yükleniyor. Şiirlerinde, şarkılarında seks, ruhaniyet, din, güç temaları ile insan hayatını acımasızca sorgularken, bu sorulara verdiği kaçamak cevaplarla sinir bozucu olmayı da ihmal etmiyor. İşte bu soruların cevaplarını arayış yolcuğu aslında Cohen’in tüm çalışmalarının özünü oluştururken, anlamlarının gücünü tüm zamanlarda koruyabilmesinin de nedeni.

İflah olmaz sanılan depresif-melankolik Leonard Cohen’in önündeki depresyon perdesi 65 yaşında birden bire kalkıyor. Cohen hayatında ilk defa dünyaya baktı ve huzur buldu. 2001 yılında The Observer’a verdiği röportajda şöyle diyor:”…Bir sabah mutfağımın bir köşesinde otururken pencereden arabaların krom çamurluklarında parıldayan güneşi gördüm ve ‘ hııı ne güzel’ dedim ve ardından da ‘Eveeet herkes gibi hissetmek böyle bir şey işte’ diye düşündüm. Hayat yalnızca daha kolay olmakla kalmayıp daha da basitti bu şekilde…”

Kendinden sürekli şüphelenen bu adam kurtuluşu kendini yok saymakta bulmuştu. Bunu da 30 yıldan uzun bir süre takipçisi olduğu Kaliforniya’da Baldy dağındaki Budist tapınağına 5 yıl kapanarak başardı. Shunbhala Sun dergisi ile 2007 yılında gerçekleştirdiği röportajda bakın süreci nasıl anlatıyor: “…Manastırda çok uzun süreli meditasyonlara davet edilirsiniz. Süre o kadar uzundur ki kafanızda hayatınızın nasıl olabileceğine dair tüm senaryoları enine boyuna sınırsız olasılıkları düşünerek yazarsınız. Ancak bir an gelir ki artık yazacak senaryo kalmaz ve herşey ölesiye sıkıcı olmaya başlar Düşünme etkinliği durur, iç sesiniz susar ve kendinizi daha farklı ve çok önemli mahrem bir konunun karşısında bulursunuz: Sokrat’ın sözleriyle ‘Kendini Bilmek’ ”

Columbia’dan ayrılmasının ardından Cohen ilk inzivasını yaşamak üzere kendini Ege’deki Hidra adasında buldu. Burada Norveçli roman yazarı Axel Jensen’ın kız arkadaşı Marianne’i baştan çıkardıktan sonra, 1966 Ekim’inde onu da koluna takıp kendini tekrar New York’a attı. 1967 yılında bir kadın, Judy Collins, düzenlediği Vietnam savaş karşıtı konserinde Cohen’i sahneye fırlattı ve dinleyicisiyle olan ve bitmeyen aşk hikayesi de bu şekilde başlamış oldu. 1968 yılında çıkardığı ilk albümüyle Marianne’a veda ederken, içinde yeni bir aşkın ateşi yanmaya başlamıştı: Suzanne. Suzanne’den oğlu Adam Cohen gene bu yıllarda dünyaya geldi. 1979 yılında Suzanne Elrod’dan ayrıldıktan sonra Leonard Cohen oyuncu Rebecca De Mornay ile birlikte oldu. Cohen halen Anjani Tomas ile hem bir ilişki yaşıyor hem de birlikte çalışıyor.

Kadınlarla olan ilişkisini şöyle anlatıyor Cohen: “Şiirlerimden birinde söylediğim gibi, Baldy Dağı tapınağında ’Yalnız geçirdiğim tüm geceler, gülmeme sebep oldu’. Tapınakta öğrendiğiniz en önemli şeylerden biri şikayet etmekten vazgeçmektir. Biraz acemi ocağı gibi, kabuğunu kalınlaştırmayı öğretiyor. Sanki ben dünyada kadınlar hakkında bu şekilde hisseden ilk ve tek adam, karşı cinsle bu kadar derin bir bağı olan tek insanmışım gibi…Oysa her şeyi kadınlardan öğreniriz. Çok özel bir bölgeye girersiniz. Gerisi öğrenebildiğiniz kadar bilgelik ya da size miras kalan bir deliliktir. Fakat hiç kimse ve hiçbir şey sizi karşı cinsle karşılaşmaya/buluşmaya hazırlayamaz. Bu konuda çok yazıldı, çizildi, dolayısıyla okuyabilirsiniz. Ancak genç bir insan olarak bu arzuyla karşı karşıya kalmak, bu tamamlanma, bütünleşme açlığını giderme arzusu, işte asıl eğitim bu.”

Cohen’e eninde sonunda herkesin yalnız kalacağı hatırlatıldığında ise şöyle tamamlıyor sözlerini: “ Tabii ki kadınlar erkeklere, erkekler kadınlara mutluluk veriyor ve birçok insan ruhani, romantik, erotik olabilecek artık hasretin hangi çeşidiyse, bununla ‘baş etmeyi’ beceriyor….İnanın bana istediğiniz zaman birlikte akşam yemeği yiyip, iki çift laf edebileceğiniz, zaman zaman birlikte uyuyacağınız, her gün telefonlaşıp ve/veya yazışacağınız birinin varlığı önemli. Tüm güzellikleri baltalayan şey ise kafanızdaki çeşitli kurgular. Basit olması gerek bu kurguların. Kendine hata yapma hakkı tanı. Birazcık umursamaz ol. Birkaç içki içip, biriyle kendini yatağa at. Hiçbirşeyin nihai olması gerekmiyor”

Leonard Cohen 67 yaşında Tenesse Wiilams’tan “Hayat üçüncü perdesi hariç oldukça iyi yazılmış bir oyundur.” alıntısını yaparak hayatının üçüncü perdesini oynadığını belirtmişti. 75 yaşında kendisine bu sözü hatırlatılınca Cohen şöyşe der:“ Evet benim için hayat güzel yazılmış bir oyun, üçüncü perdenin başlangıcı da güzel yazılmış hatta. Perdenin sonunda tabii ki kahraman ölür, ama arkadaşım Irving Layton’un dediği gibi, korkutan, endişelendiren ölüm değil, önhazırlıkları!”

Earpicker

Written by

Earpicker

musicologist, vocal coach, lecturer, researcher, writer-editor, trainer