BANA HİKAYE ANLAT-MA!

Mehmet, 30 yaşlarında bir satış elemanıydı.

Bir sabah başarısız olduğu büyük satış görüşmesinin ardından yolda bir seyyar satıcıya rastladı. Ahşap saat satan Osman amca ayaküstü ona bir şeyler anlattı, ilgisini çekmeyi başarmıştı. Mehmet o gün, elinde hiç ihtiyacı olmadığı bir ahşap saatle evine dönüyordu.

Peki ne olmuştu da Mehmet, hiç kullanmayacağını bildiği halde bu eşyayı satın almıştı?

Cevabı: İnsanoğlunun tarihi kadar eski olan bir güçte saklı!

Osman amca ona ahşap saatin hikayesini anlatmıştı.

Mehmet o güne kadar hikayelerin safsata olduğunu düşünüyordu. Bir insanı ikna etmenin yolunun direkt ve net olmaktan geçtiğine inanıyordu.

Hepimiz Mehmet gibi çoğu zaman böyle düşünürüz:

“Hikayeler laf kalabalığı. Neden doğrudan doğruya mesajı vermeyeyim ki?”
“Neden insanları dolambaçlı yollardan geçirme zahmetine gireyim?”
“Rakamlar varken neden hikaye anlatayım?”
“Neden lafı yüzüne çatır çatır söylemeyeyim?”

Ne var ki, eğer lafı karşı tarafa çatır çatır iletirseniz, o da size dirençle karşılık verir. Mesajı karşı tarafa iletme biçiminiz, size nasıl karşılık verecekleri konusunda dinleyenlere bir işaret gönderir. Eğer ortaya bir iddia atıyorsanız, dinleyenlerin zihnnine karşı iddia geliştirmeleri için üstü kapalı bir çağrıda bulunuyorsunuz demektir.

Oysa bir hikâye anlattığınızda, dinleyicinizi bağlarsınız; insanları bir fikrin içine çeker, sizinle birlikte hikâyeye katılmaya davet edersiniz.

Çünkü hikayeler; duyguları tetikler, tıpkı koku duyusu gibi bilincin duvarlarına takılmadan zihnimize ulaşır. Savunma mekanizmaları olmadan bilgiyi kalbimize taşır.

Ve kalbimiz hep şöyle fısıldar:

Bana Hikaye Anlat!

Eda Bayraktar

http://storytellingacademy.net/bana-hikaye-anlat-ma/

Yararlanılan Kaynaklar

  • Annette Simmons – The Story Factor
  • Susan Perrow – Healing Stories for Challenging Behaviour
  • http://www.mckeestory.com/
  • http://hbr.org/2004/05/telling-tales/ar/1