Bu Yazı Babasını Özleyenlerin Yazısı Olsun.

Anladım ki beni ailemden başka kimse içten bir biçimde sevmeyecek. Bunu anlamak için 23 yıl geçmesi gerekiyormuş belki de. Hayır aslında bunun yaşla hiçbir ilgisi yok.

Insan kıymet verdiği, çok kıymet verdiği bir parçasını yitirince. Çok özlemek duygusu hayatından hiç eksik olmuyormuş. Daima içinde bir özlemle yaşama katlanmak zorunda kalıyormuşsun.

Bir de şu var ki acı arsızı olmak, artık hiçbir şeyi önemsemedigine inandırmaya çalışmak, hem kendini, hem çevrendekileri.

Halbuki acının hiçbir yere gittiği yok, biz yalnızca içimizde başını okşayıp, sakinleştiriyoruz, dizginliyoruz, dizginlemeyi ise zamanla öğrenıyoruz. Yoksa yaşamanın başkaca bir çaresi yok.

Gece uykularından uyanıyorsun, içinde derin bir hasret, kırgınlık, yokluğuna duyulan öfke, sonra kıyamayıp özür diliyorsun. Defalarca affet beni son kez sarılamadık diye.

Sen benim hazine haritamdın, huzur limanımdın, küstüğümde kendisiyle barıştırmak için kırk takla atan tek adamdın. Benim gönlüm kırılsa senin için parçalanırdı, beni kalbiyle seven tek adamdın biliyorum, yıllar geçiyor, geçecek. Kabuk bağlamayan tek bir yara var o da ölümün açtığı yara.

‘Yaşıyorken kıymetini bilin.‘ cümlesi size şu an hiçbir şey ifade etmiyor ama ettiğin de çok geç olacak, kendimden biliyorum. Tek bir bayramı ayrı geçirmeyin belki bu geçireceğiniz son bayramdır.

Hoşçakal sevgili okur, bu gece mutsuzum.

Like what you read? Give Eda Türkan a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.