BEŞ

Ezgi TUNCER
Nov 6 · 4 min read

Güneşli bir öğleden sonra evinden çıkan tombul tırtıl Beş, yavaş yavaş kekik dalına doğru gidiyordu. Güneşle muhteşem uyum sağlayan rengi ve tüyleriyle minik Beş , görenleri hayran bırakacak güzellikteydi. Tırtıl kasabasının kuzeyinde yaşayan Beş’i herkes hayranlıkla seyrederdi. Sıradan bir tırtıla göre çok iri ve çok parlak siyah gözleri vardı. Üstelik de göğüs bölümünde üç ayağı olması gerekirken onun beş tane vardı. Bu sebeple adı “beş”’ti. Ve ünlüydü. Açık sarı tüylerinin ışıltısını görenler, harika bir kelebek olduğunda nasıl uçacağını ona hevesle anlatırlardı.

Beş, yavaş hareketlerle ve ahenkle yoluna devam ederken son derecede mutsuzdu. Bir an önce karnını doyurmak ve günü kimseyle konuşmadan geçirmek istiyordu. Her gün aynı kekik dalına yerleşir ve kelebeğe dönüşeceği günün hayalini kurardı. Diğer tırtıllar, birlikte vakit geçirmekten, oyunlar oynamaktan ve gezintilerden çok hoşlanırken Beş, sessizliği ve yalnızlığı tercih ederdi. Bu gün de işte bu sıradan günlerden biriydi. Kekik dalına ulaştı, tırmandı, yerleşti ve düşüncelere daldı. Kelebek olunca harika görüneceğine, nasıl uçacağına ve nerelere gideceğine dair hayalleri vardı. Bu hayaller ve yapmayı planladığı her şey ilk başlarda onu çok mutlu ederken son zamanlarda “tırtıl olmak” gerçeği onu mutsuz etmeye başlamıştı. Kekik dalına geliyor, yerleşiyor ve hala tırtıl oluşuna lanet ediyordu. Sabırsızlanıyordu…Hem de çok sabırsızlanıyordu…

-Bir gün, benim de sıram gelecek ve rüzgarı kanatlarımın altına alıp uzaklara, çok uzaklara uçacağım!

Dedi kendi kendine. Huysuz bir ifadeyle de devam etti:

-Ne işim var benim bu yaratıkların arasında? Şunlara bak! Ne kadar zavallı ve ne kadar aptallar. Hiç biri farkında değil ama tırtıl olmak berbat.

Günlerce içinden söylediği bu cümleleri bugün sesli söylediğinin bile farkında değildi Beş. Öfkeliydi ve vücudu gergindi. Bir süre daha söylendi ve isteksiz hareketlerle kekik dalını tırtıklamaya koyuldu.

Kasabanın en cıvıl cıvıl Tırtıllarından oluşan bir grup kahkaha ve neşe içinde Beş’in dalına ulaştı. Bir oyun bulmuşlardı ve bu oyun ne kadar kalabalık oynanırsa o kadar zevkli hale geliyordu. Beş’i de davet etmek niyetindeki grubun lideri Kızarık:

-Merhaba Beş! Bu gün harika bir gün değil mi?,

Beş:

-Her zamanki gibi.

Kızarık:

-Hayır Beş! Baksana nasıl güzel güneşli bir gün. Ve renklerimiz nasıl da canlı bu ışıklı havanın içinde.

Beş bu pozitif tırtılın susması ve bir an önce çekip gitmesi için sabırsızlanarak:

-Doğru söyledin kırmızının elli tonu! Ama şu ilerideki ağacın altı daha bir renkli sanki sizin için. Oraya doğru gitmeniz gerekiyor bence!! Hemen!!

Beş, bu renk karnavalı topluluğun saçtığı mutluluk ve neşeye tahammül edemeyerek öfkeyle kekiğin diğer dalına yöneldi ve sırtını dönerek homurdanmaya devam etti:

-Sinir bozucu aptallar!

Bu hareketi görmezden gelen Kızarık şansını bir kez daha denemek istedi ve yanındaki diğer güzel tırtılları toplayarak onlara bir şeyler fısırdadı. Bir anda hareketlenen gruba yan gözle bakan Beş, meraklandı. Belli etmeden onları takip etmeye başladı.

Tırtıl grubu çok organize hareketlerle ve Beş’e aldırmıyormuş gibi yaparak yeni oyunlarını oynamaya başladı. Tırtıllar renklerine göre ayrıştılar ve sonra her biri farklı bir yöne gidip beklediler. Hepsi olması gereken yeri aldığında Kızarık yerinde zıpladı ve bu kez her bir tırtıl aynı anda aynı ritimde sürünerek tuhaf hareketler yapmaya başladı. Kesinlikle bir yer değişikliği söz konusu değildi ama yakalanmış bir ritm ve durağan bir hareket söz konusuydu.

Yeşiller, sarılar, morlar, kırmızılar ve ah o güzelim beyaz!! Her birinin onlarca tonu garip bir dansa soyunmuş ve belli ki bir şeyi resmediyordu!

Beş, artık alenen bu kaçık tırtıl topluluğuna bakıyor ve hiçbir şey anlamıyordu. Yüzlerindeki o garip ifadeyi çözemiyor ve gittikçe artan bir merakla daha yakından bakmaya çalışıyordu.

Kızarık:

-Bak bize Beş! Ne görüyorsun?

Diye seslendi.

Beş:

-Bir sürü kaçık tırtıl!

Diye pönkürdü. Artık öfkelenmeye başlamıştı. Fazlasıyla dikkati dağıtılmıştı. Birazdan bağırıp çağıracak ve hatta kırıcı olacaktı.

Kızarık:

-Bak bize Beş! Görmek için bak! Gör!

Topluluk gittikçe artan bir ritme kavuşmuştu. Bazı tırtılların gözleri kapalıydı. Ve inanılmazdı!! Her biri gülümsüyordu.

Bu kadarı yeterdi. Beş kekik dalından süzülmeye ve bu sinir bozan mutlu yüzlerden uzaklaşmaya karar verdi. Tam harekete geçecekken bir rüzgar esti. Önce gölgelendi gökyüzü ve sonra kadife bir el sırtını öptü. Beş kafasını çevirdiğinde annesi çoktan onu kekik dalından biraz yukarı uçurmaya başlamıştı.

-Anne!

Diye haykırdı Beş.

-Anne! Beni çok korkuttun.

Anne Kelebek:

-Korkma Beş. Korkman için hiçbir sebep yok. Yanındayım.

Beş:

-Anne, ne yapıyorsun? Beni yere bırak lütfen!

Diye tısladı. Korkusu anında öfkeye dönüşmüştü. Önce şu yavruların zırvalıkları, şimdi de annesi. Hiç rahat yoktu ki kendi dünyasında kalsaydı.

-Sana göstermek istediğim bir şey var Beş. Bu yüzden seni bırakamam. Biraz daha yükselince göreceksin sabret.

Dedi anne kelebek. Kanadının biri tıpkı Beş’in renginde sarılarla dolu diğeri ise gün batımı tonlarında kızıllarla kaplıydı. Ne çok görkemli ne de sıradan bir kelebekti. Sadece farklıydı o da;herkes kadar.

-Bak BEŞ! Aşağıda kalan rengarenk kelebeği gördün mü?

Beş gözlerine inanamıyordu! Baktığı ve gördüğü şey, yerde uçan rengarenk bir kelebekti!!!

-Ama…

Dedi.

-Ama nasıl?

Annesi onu yakındaki bir dala bıraktı yavaşça. Hemen yanına kondu. Kanadının birini Beş’i içine alacak kadar açtı. Beş de otomatik bir hareketle annesinin çağrısına yanıt verdi ve usulca sokuldu.

-Gördün mü Beş? Az önce sadece bir grup tırtıl olan arkadaşların dolu dizgin uçan rengarenk muhteşem bir kelebeğe dönüştü.

Beş:

-Biliyorlar…

Anne:

-Evet Beş…Biliyorlar ve bu yüzden de çok mutlular. Onlar, kelebek olmak için beklerken ; sabırsızlanıp sızlanmak yerine “kelebek” olmanın bir yolunu buldular.

-Anne, ben çok üzgünüm…

-Üzülecek bir şey yok Beş. Sen çok özel bir tırtılsın. Zamanı gelince de harika bir kelebeğe dönüşeceksin. Acele etme ve bir tırtıl olarak deneyimlerinin tadını çıkart.

Beş utanmıştı. Annesi çok haklıydı. Aşağıda gördüğü şey inanılmazdı. Öfkesi rüzgara karışmış yerini pişmanlık almıştı. Onca zaman lanetler ederek geçen zaman onun için kayıptı. Şimdi anlamıştı.

Beş:

-Anne! Beni oraya götürür müsün?

Anne:

-Senin için harika bir yer buldum. Bak sarıların arasında ışıltı isteyen bir geçiş var sanki.

Dedi ve göz kırptı. Beş’i nazikçe kavradı. Usul usul alçaldı.Yere ulaştığında Kızarık’a da bir kez göz kırptı ve Beş’i aralarına bıraktı. Hiç zorluk çekmeden ritmi yakalayan Beş kendini çok iyi hissetmesine hiç şaşırmadı. Siyah gözleri pırıl pırıldı ve gülümsedi. O artık bir kelebekti!