Ülkedeki GERÇEK Birkaç Sorun…

Piyasadaki siyasi parti enflasyonunun içinde nasıl olup da ülkenin gerçek sorunlarına değinen bir partinin olmadığına hayret etmişsinizdir. Bu her partinin görmezden geldiği sorunlardan birisi de mülteci krizi. Bu kriz Avrupa’nın sonunu bile getirebilecek düzeyde. Türkiye’nin zaten geldiği durum ortada. Amma velakin siyasilerin derdi tasası “özerklik mi olsun” “türban nerelerde serbest kalsın” gibi hayali sorunlar. Tabi ki bu sorun sadece Suriye’den gelen insanlar yüzünden kaynaklanmıyor. Bugün sokağa çıktığınızda sizden para isteyen, sizi taciz eden, çantanıza elini uzatan, ve medeni her ülkede suç kabul edildiği halde çocuklarını dilendiren anneleri görmeden geçemiyorsunuz. Şimdiye kadar daima en iyi yönetim biçminin “bilinçli seçmenlerin bulunduğu bir demokrasi” olduğunu savunmuştum. Ancak bugün şunu görüyorum. Demokrasi her ülkede, her koldan kaybediyor. Bizim ülkede çoktan kaybetti. Demokrasi tramvayıyla başa gelen ve başta kalmayı başaran akpden, adında en çok demokrasi geçen, ikinci demokrasi tramvayında seyahat eden pkklı parti ve gruplardan, demokratik olmaya en yakın parti olan chp’nin içininin bölücülerle dolmasından bunları adım adım görebiliyoruz. Bugün net bir şekilde söyleyebilirim ki, Atatürk “diktatörlüğü” bugün uygulanmaya çalışılan bütün demokrasilerden daha iyidir. 
Eğer bugün başımızda sağlam birisi olsaydı, ve deseydi ki “beni ilgilendirmez kardeşim, benim kendi derdim bana yetiyor, ülkeme göçmen doldurup ekonomimi çökertemem” birkaç sene içinde tavşan hızıyla çoğalan mülteciler arasında boğulacak ve acınacak hale gelecek olan Avrupa ülkelerini geçebilirdik. Mülteci krizinin oluşmasına kimler zemin hazırladı, bu kriz kasıtlı mı yapıldı, ciddi ciddi “ülkelere sızıp kolonileşme” gibi bir plan mı var bilmiyorum. Çok ilginç bir şekilde hiçbir Arap ülkesinin almadığı, gayrimüslim ve bizim gibi laik ülkelere yerleşen, sadece yolda giderken bile 5 milyon kişi çoğaldığı söylenen (bu sayıya inanırım, yolda gördüğüm beşer bebekle gezen kadınlar buna kanıt) bu insanlar Avrupa’yı ciddi şekilde tehdit ediyor.
Bu kadar sorun konuşmak yeter. Gelelim çözümlere. Şu sözleri diyebilecek bir parti arıyorum. 
• Başa geldiğimizde mülteciler, en azından kalifiye olmayanlar derhal ya geri yollanacak, ya da anlaşmalı bir ülkeye gönderilecek.
• Taciz, gasp, kapkaç, hırsızlık, zevk için hayvan öldürme, dolandırıcılık (bunlar ilk aklıma gelenler) gibi suçları işleyenler derhal anlaşmalı bir ülkeye sürülecek. 
Tabi bir partiden beklediğim çok daha fazla madde var ama sadece bu konuyla ilgili olanları söylemek istedim. Şimdi bu maddeleri açalım. Mültecilerin geri yollanması için “ama yazık, sana olsa iyi mi olurdu” türü ezberletilmiş aptalca bir açıklama görüyorum. Neden mi aptalca, bunu söyleyen “hümanist” kardeşim, sen bugün sokakta yaşayan bir ya da birkaç insan gördün. Belki içinden ay yazık dedin. Peki onları evine aldın mı? Aldın mı? Aldın mı? Almadın. Maddi imkanın olduğu halde, onu sokak yerine evinde yatıracak yerin olduğu halde, onu besleyecek paran olduğu halde, iPhone’una ve alkole harcadığın parayla bu kişiye/kişilere bakabilecek durumda olduğun halde almadın. Neden almadın? Ama şundan, ama şöyle, ama, ama… Hep ama değil biraz da beyine yatırım yapacaksın. İnsanlar iyilik yapınca iyi hisseder, ama ortada kendi rahatından ödün vermek varsa kılını kıpırdatmaz. Çünkü aslında insan iyiliği bile birgün kendi aynı duruma düşebilir diye yapar. Yani her halükarda insan bencildir. Evrimciler için “bunlar insan bencil diyor, kesin tecavüz de ederler” diyen dincilerin önünden cenneti ve cehennemi kaldırın, bakın kaç kişi ibadete devam ediyor. Sonuç olarak mültecilere herkese üzgün olduğumuz gibi üzgünüz. Ama onların durumunun sorumlusu biz değiliz, dolayısıyla kurbanı da biz olmak zorunda değiliz. Ben ülkemde 35 senedir yaşıyorum, tek çocuk yapmaya maddi olarak cesaret edemedim. Adamlar 4–5 senedir buradalar, 5’er çocukları var. Matematiğini hesaplayın. 
İkinci madde için de (başka ülkeye sürülmek) faşist bir uygulama denebilir. Ne dendiği çok umrumda değil. Ortada gerçekler var. Bu suçları işleyen kişiler hayatı boyunca bu toplumun virüsü olacaklar. “Onları da topluma kazandıralım” Bu insanlar toplumda hiçbir şey olmaycak. Ve hatta sürülmeyen her insandan kat kat daha fazla bu insanlara kurban gidecek vatandaşlarımız olacak. Ve yine “ama yazık değil mi onların 10 kardeşi var fakirler” bahanesi, bunu söyleyenler ülkeyi kasıtlı olarak zayıflatmak isteyenler ve ona inanan saf insanlardır. Bugün bu suçları işleyenlerin ezici çoğunluğunun aynı zamanda kendi deyimleriyle “apocu” olması tesadüf değil. Bu grupları da sürekli “apocu” yazarların koruması da tesadüf değil. “Ama onlar da insan” Ben de insanım amk karısı. Ben insan değil miyim? 10 kardeş olmalarına ben mi sebep oldum? Ya da şunu söyleyeyim. Ama yazık onlar fakir, peki hayatlarını kurtaracak kadar para versek, mesela 100 bin lira versek gidip okuyup adam olacaklar mı, yoksa 100 bin liralık daha çocuk mu yapacaklar? Kimse bunu söylemek istemiyor, ben söyleyeyim. Bazı insan topluluklarından bir bok olmaz. Burada bazı ırk ya da etnik gruplardan bahsettiğimi söyleyerek bana ırkçı diyecekler ama bu olay ırk değil, o coğrafyadaki insanların kültürüdür. Para versen de olmaz, ücretsiz eğitim, doğum kontrol, çalışacak iş versen de olmaz. Bizim “50 kuruş ver tırrek” diye dalga geçtiğimiz olay doğunun adını vermek istemediğim bazı illerinde gayet doğal bi işmiş. İnsanlar açık açık mesleğinin hırsızlık olduğunu söylüyormuş. Buna da şaşırmadım. Bu yüzden de bana faşist diyecekler, umrumda değil, çünkü bu gerçekleri bu grupları tahrik eden ve destekleyen yabancı güçler de adları gibi biliyor. O yüzden bunlara özel muamele uygulayıp şımartmaya çalışıyor. Yine insanların bu grupları görüp bütün Kürtlere, bütün Araplara düşman olması yine bu yabancı güçlerin işine geliyor.
Neyse lafı çok uzattım. Umarım bir parti bunu görür de seçim vaatlerine bunları koyar. Siz de bunları düşünüyorsanız lütfen bu yazıyı paylaşın ya da kopyalayıp yapıştırın. Belki bir gün yetkili biri görür de ülkenin gerçek sorunlarını fark eder.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.