Amerika’ya Taşınanlara Neden Kızamıyorum

Şu anda net söyleyebilirim ki, dünyadaki en güçlü tehditlerden biri, ABD’nin emperyalist politikasıdır. Gözlerine kestirdikleri yerleri normal imparatorluklar gibi direkt işgal etmezler. Çünkü eski imparatorluklardan ders almışlardır. Ellerindeki güçlü medyayı kullanarak kendilerini “iyi adamlar”, “kurtarıcılar” olarak gösterirler. “Ermeni soykırımı”yla bu kadar ilgilenmeleri, “doğudaki Kürt halka zulüm yapılıyor” diyip orayı ayırmaya çalışmaları, “Yahudilere zulüm yapıldı” diyerek İsrail’in kurulması hep bu yüzdendir. ABD bir yer işgal etmek istediği zaman orada bir anda teröristler belirir. Sonra “iyi adamlar” da teröristi ya da diktatörü temizlemek için oraya girip “demokrasi” getirirler. Bunun en güzel örneği “sizde kitle imha silahı var” denerek Irak’ın işgal edilmesidir.

Peki bütün bunları bildiğim halde, Amerika ekonomisi güçlenmesin diye Coca Cola almamaya, Starbucks, Burger king gibi yerlere bile gitmemeye başladığım halde neden ABD’ye taşınanlara bişey diyemiyorum? Çünkü bizim gibi insanların işe girip çalışmasını iki ülkede karşılaştırdım.

İzmir’de gönüllü olarak bile bilim merkezinde çocuklara ders vermek istediğimde “sen muhalif olarak tanınıyorsun, kusura bakma seni işe alırsak kimse gelmez” dendi. ABD’de ise okul sonrası öğretmeni saati 12 dolara işe alındım (çocukların seviyelerine göre sorular hazırlıyordum. Her gün de gününe göre bir ders veriyordum, satranç, aikido, bilim deneyleri, futbol gibi) Eşimle part time çalışarak ayda toplam 2300 dolar kazanıyorduk, ki bu giriş maaşıydı ve ilerde full-time’a geçip o parayı ikiye katlama şansımız vardı. Veliler ve patronlar bize hediye yağdırıyordu. Buna ek olarak 600 dolar patreon geliri vardı. Ve bazı haftasonları evimize bırakılan çocuğa öğlene kadar bakıp 2 gün için 100 dolar alıyorduk. Kısacası bütün masraflarımızdan sonra (ki istediğimizi yiyip içip, haftasonları geziyorduk) kenara 1000 dolar atabiliyorduk.

Türkiye’de Patreondan aldığım parayı vergilendirmek için şahıs şirketi açtım. Şimdi şunun metamatiğini yapın. Gelirim 1800 liraydı, son ayda Türkiye paypali kapattığı için 1500'e düştü. Vermeniz gereken paralar; 3 ayda bir 100 lira stopaj, her ay 30 lira eğitime katkı, 3–4 ayda bir 375 lira geçici vergi (kazanmadığın paranın vergisini önden ödeme), bunlara ek olarak yüzde 18 vergi. Yine 3 ayda bir muhasebeciye 60 lira (tanıdık olduğu için o da). ZORUNLU BAĞKUR’u ödemek için de ayda 580 lira vermen lazım. “Ben sigorta olmak istemiyorum, hastanede parası neyse veririm” diyemiyorsun.

Şimdi eminim ki bir iki mal çıkıp şunu diyecek “Eeeee madem kazanmayacaktın o zaman girmeyecektin bu işe.” Sen git köşede makarnanı ye kardeşim. Çünkü aynı işi ABD’de yaptım. Verdiğimiz vergi yüzde 10du. Şahıs olduğun için başka bir şey vermiyorsun. Sigorta yaptırmadığımız için ceza gelmedi çünkü gelirimiz düşüktü. Ve sene sonunda o maaşımız olan 12 dolardan aldıkları vergiyi de gelirimiz düşük olduğu için iade ettiler, yani 680 dolar verdiler. Evet, sene sonunda vergi formunu doldurduğumuzda 680 dolar verdiler.

Çalışmak isteyenlerin bu kadar kanını emmenin ekonomik olarak daha karlı olduğunu düşünüyorlar. Çünkü şunu düşünemiyorlar, küçük kurumlara destek olup büyümesine izin versen, onlar da büyüyerek ekonomiyi geliştirmez mi? Ama işte bizde “ülke nasıl para kazanır” kafası değil “baştakiler nasıl kazanır” kafası var. Hani o Arap şeyhleri olur ya, halk sürünürken şeyh sarayında, etrafında kızlar palmiye yaprağıyla yeller, biri de ağzına üzüm sarkıtır. Bizim ekonomi o.

Yine de ABD bana çok ters bir ülke olduğu için geldiğime pişman değilim. Orada da mutsuz olacaktım. Ben izole yaşamayı sevmiyorum. Burada ünlü olduktan sonra çok arkadaşım oldu. İzmir şehrini de seviyorum. Ama bunlar olmasaydı geri gelmezdim. Bir noktada ABD vatandaşlığı alıp Kanada’ya göç etme hayali bile kurmuştum. Ama öyle bir hayat istemiyorum. İnsanlara bir şey kattığım, içimdeki potansiyeli açığa çıkardığım bir hayat istiyorum. Bütün bu dünyanın sıkıntısını çektiğime değmesini istiyorum. İnsanlığa hiçbir şey katmamış olan birinin dünyaya boşuna geldiğini düşünüyorum. Amerikan banliyö hayat tarzı olan “maddi olarak rahat olalım, televizyon seyredelim, yalnız takılalım, parka arabayla gidelim, 2 ayda bir önemli bir gün olsun (easter, Noel, Halloween, sevgililer günü, şükran günü vs) onu kutlayalım ki hayatımızın bir amacı olduğunu düşünelim” bunlar bana göre değil. Ama bir çoğunuza uygun olabilir. Özellikle de bizim gibi kalifiye insanlar için arada bu kadar ekonomik imkan farkı varken kimseye “milliyetçi ol, gitme” diyemem. Bu gidenin değil, ülkenin ayıbıdır.

Çalışan kalifiye insanın kanını emmeye çalışırsanız, bir gün bir bakmışsınız geriye sadece makarna alıp oy verenler kalmış. O zaman kimin parasıyla makarna alacaksınız?

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Efe Aydal’s story.