Yalandan da olsa… #1

Anlamı ve bir kaç film…

Etrafınızda dönen hayatın yalandan gerçekleriyle yüzleşmeye ve biraz rahatsız olmaya hazırlanın. Yazının devamını okumazsanız, rahatsız olmanıza gerek yok. Başka bir yazı başlığına geçin ve hayatınıza kaldığınız yerden devam edin.

“A person standing on top of a ladder in the clouds.” by Samuel Zeller on Unsplash

Hepimiz yalanları severiz — kendimize itiraf etmesek bile. O kadar çok severiz ki, yalanı aklamak için renklendiririz: pembe, beyaz, mavi, yeşil,.. elimize geçen her renge boyarız yalanlarımızı. ‘Ne kadar da çok renk varmış aslında hayatımızda’ — yalandan da olsa.

Bizi mutlu ettiği sürece sözlerin/olayların yalan olması bizim için bir anlam ifade etmez. Önemli olan bizim mutluluğumuzdur. Çünkü, biz mutlu olmak, gülmek ve yaşamak için programlanmış yaratıklarız. Yaradılışımız böyle. En basit haliyle: hayatta kalma içgüdüsü de diyebiliriz. Yaşamak için yalan söyleyenleriz. Söylediği yalana kendi inananlarız. Tamam tamam, çok uzattım biliyorum: Yalancıyız işte.

Nedir yalan?

Önce yalanın tanımıyla başlayalım ve tabii ki TDK’ya soralım:

— Yalan ne demektir kuzum? Yani anlamı nedir?
— Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz.
 İşin içine ‘gerçek’i karıştırmayıp, sadece ‘doğru olmayan’ desen olmaz mı?
 Olmaz tabii ki, ne dediysem o.
 Hadi ama kuzum, bu kadar sert olma, bir kereden bir şey olmaz.
 Ne biçin konuşuyorsun sen? Yalan mı söyleyeyim yani?
 Yok yalan demeyelim de, tanımı kısaltmak diyelim.
 Nereye varmaya çalışıyorsun?
— Eğer yalanın tanımından ‘gerçek’i çıkartıp, sadece ‘doğru olmayan’ dersen, benim için doğru olduğu sürece her istediğimi söyleyebilirim. O zaman sözlerim yalan olmaktan çıkar, doğruya dönüşür ( — en azından benim için) ve hayat kapılarını açıp beni mutluluğa uçurur. 🚀


Burada kısa bir ara verip, yalanın hayatımıza girmediği bir zamanı düşünelim. Henüz yalanın icat edilmediğini varsayalım ve tabii ki o muhteşem filmi izleyelim: Yalanın İcadı (The Invention of Lying).

The Invention of Lying

Eğer izlediyseniz, siz de gördünüz ki herkes ne düşünüyorsa direkt olarak onu söylüyor. Aksi yok. Yani, az önce bize verilen tanımdaki ‘gerçek olmayan’ herhangi bir durum yok.

Hazır film izlemeye başlamışken: Jim Carrey’den, yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş ve oğlunun doğum gününde tuttuğu dilek nedeniyle 24 saat boyunca yalan söyleyemeyecek olan bir avukatın hikâyesi (Yalancı Yalancı) ve tüm hayatının bir yalan üzerine kurulu olduğunu öğrenen bir adamın gerçekleri öğrenmesiyle beraber yaşadıklarını anlatan The Truman Show kesinlikle izlemeye değer.

Jim Carrey’den Yalancı Yalancı ve The Truman Show

Tüm bu filmlerde de gördüğümüz gibi, yalan olduğunu bilmediğimiz sürece yalanlar bizi mutlu ediyor, söyleyenleri mutlu ediyor, ve sonsuza kadar mutlu yaşıyoruz 💏. Amma ve lakin, yaşadığımız film — yani hayatımız, bu şekilde devam etmiyor. Çünkü, büyük abilerimizin gizemli bir ses tonuyla söylediği gibi, ‘Hiç bir yalan sonsuza kadar gizli kalmaz!’.

Ama, 1 hafta gizli kalabilir.

Görüşmek üzere.


Eğer benim burada bahsetmediğim iyi bir ‘yalan’ filmi varsa, benimle paylaşırsanız müteşekkir kalırım efem.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.