sorun’larımız

insanoğlunun en sevdiğim özelliği; kıçından sorun uydurup bunlarla boğuşması.

inandırıldığımızı zannettiğimiz bazı şeyler var. bunları içselleştirmeye çalışırken bir yandan hepsiyle kavga ediyoruz.

sonra kıçımızdan uydurduğumuz kavgaları uzlaşma yoluna çekmeye yönelik “şirin aracılar” yani bir nevi ihtiyaçlar uyduruyoruz. tabii o da kıçımızdan.

aslında her şeyi kıç yapıyor.

sıfır beden olmayın yani. kıç önemli bu mevzuda.

tüm insanlığın kavga ettiği yerleşik düzeni henüz (malesef ki) iletişime geçemediğimiz uzaylılar getirmediğine göre, bunun kimsenin aklına dahi gelmeyecek bir yerden çıkmış olması lazım. kıçta ısrarcıyım. bu kanıtlanacak ve herkes enee :DD diyecek.

buraya herhangi bir şekilde geldik evet, yüz yıllardır savunulan binlerce teoriye aynı anda hitap edecek veya hepsiyle aynı anda kavga edecek halim yok, kabul edebilirim hepsini. bana farketmez. buradayız işte, başı sonu yok.

geldiğimiz andan itibaren bir şeyleri kurcalamaya başladık. oynadık allah oynadık her şeyle. taşı sürttük ateş yaktık, cilaladık, bıçak yaptık, yeri geldi resim yapmak için kullandık. ihtiyaçların üstesinden gelebildikçe kendimizi farketmekten ziyade bir bok sanma yoluna gittik ve iplerimizi kestik.

ortaçağda ataerkil toplum kaygısı filizlendi mesela. akıllı kadınlar cadı oldu. öyle bir oldular ki, milenyum insanına CADI desen kontrolsüz ve tehlikeli bir dişi düşünüp ilk çağda çıkarttığı sesi tekrar çıkarabiliyor. AOOOVV diyor adam. düşün.

burada da bitmedi. hep bir tık üste taşıdık. bir süre sonra anladık ki süslenmemiz lazım. yarattığımız savaşın kurbanı olup var olmayan ihtiyacımızı karşılaması için silahlar ürettik.

diyet listeleri hazırladık. saç boyaları ürettik. silahlandık. saçımızı başımızı taradık. en komiği daha gelmemiştir derken sigara diye bir şey bulduk ki konuşurken elimizi kolumuzu bir yere koyabilelim. sonra o da yetmedi. hızlanmamız gerekti. telefonlaşmaya başladık. internet. arabalarımız oldu derken ne olduğunu bile anlayamadan metropol insanı olduk. yapayalnız kaldık.

şimdi çok hızlıyız. yapabilirliklerimiz çok geniş. ama yapabilirliklerimizi genişlettiğimiz kadar eziğiz. çünkü genişledikçe oyuna dahil oluyoruz. bitiş çizgisi netleştikçe gözlerimiz kararıyor. çok, ama çok öfkeliyiz. buhranlar içinde kıvranan bir dünyada eprinen yaşanmışlıklarımıza sahip çıkmaya çalışıyoruz. azalan farkındalığımızı artıramasak da törpülemek için akıllı telefonlarımızdan başka akılların cümlelerini okuyoruz ki ne söyleyeceğimizi bilebilelim.

ghetto bilinciyle hareket ederek fark yaratmaya çalışıp teklik doğurmaktan rahatsızlık duyuyoruz. şanssız değiliz, şansımızı kullanamadan çok fazla uyarana maruz kalıyoruz.

hiçliğe dönmeden var olabilmek çok uzak olmamalı. arada milyonlarca yıl falan varsa komple kapatıp gidelim. cyborga dönüşeceğimiz yılları göremeden öleceksek bu sancının bir espirisi olacağını düşünmüyorum. hiçbir uzvum gülmüyor. über yaratıcı kıçım dahil.

kıçtan bahsetmeyi unuttum; büyütmeyin diyorlar. aç kal, öl ama yeme. 10 kilo olmazsan çok çirkinsin. o da çirkin. ben de çirkinim. biraz hız. hızlı koşum. (şaka, kalplerimiz hala organik, cortlayıverir sonra.)

iyi geceler dilerim.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.