Veda

Bir ambülans yanaştı, içinde tabut. “Ekrem gel sen bi gör babanı” dediler. Düşünmeden gittim baktım. Gözleri açıktı resmen bana bakıyordu. Huzurlu bir ifadesi vardı, ya da her zamanki gibi sıkıntılarını benden gizliyordu. Sonra çıkardık tabutundan, koyduk toprağa. En hızlı geçen yarım saatti. İstedim ki hiç gitmesin, sandım ki toprağa girmezse bir şansımız var hala. Çok zordu.

Bana yansıttığından daha çok acı çektin hep biliyorum. Dün sabah o ameliyata girmeden önce biliyordun bunun son olduğunu. Gözlerin doluydu ama bana bakıp güldün. “Ablanla annen sana emanet aslan oğlum” dedin ve girdin o ameliyathaneye.

Gitmeden önce bana verebileceğin her şeyi verdiğinden emin olmak istedin biliyorum. Biraz daha adam olurum diye bekledin biliyorum. Bütün hesapları kapattın öyle gittin biliyorum.

Hayatım artık daha zor biliyorum. Her sıkıntıya düştüğümde elimi tutar, gözümün içine bakar ve “Baban öldü mü oğlum ben ne güne varım” derdin. Şimdi babam öldü ve böyle bir acıyı paylaşabileceğim tek insan da sensin. Nasıl olacak bu iş baba?

Belki bu kadar iyi bir insan olmasan daha çok yaşardın biliyorum. Ama seninle 23 seneyi sıradan bir adamla bir ömüre değişmezdim. Bilseydim beni dün bırakacağını daha çok tutardım elini, daha çok sırrımı verirdim sana ama yine de seni başkasına değişmezdim.

Babam öldü. Can dostum öldü. Gözüme bakıp her şeyi anlayan adam öldü. Sırtımı dayadığım o aslan öldü.

Karınla kızın bana emanet canımın içi, sen her şeyi yapıp kendi babanın yanına yattın. Ben de yapabileceğim her şeyi yapıp senin yanına gelicem. Çünkü sen de çok iyi biliyorsun ki, ben sensiz yapamam.

Mekanın cennet olsun aslan babam.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.