Ne için çalışıyoruz?

Bundan 6 yıl önce gittiğim bir tatilde biriyle tanışıp konuşurken bu kişiye o sıralar yapılmakta olan bir araştırmadan bahsettim. Araştırma, insanların ne için çalıştıklarını anlamaya yönelikti. Konuştuğum kişi bana, “ya hocam, hepimiz biliyoruz ki herkes para için çalışıyor” dedi. Bu lafı duyduğumda açıkçası biraz sinirlenmiştim. Çünkü karşımdaki kişinin yapılan çalışmaya hiç saygı duymadığını, herkes sadece para için çalışsa o zaman “anlam” nerede kaldı diye sorgulamıştım. Sonrasında anladım ki herkesin çalışma amacında para muhakkak yer alıyor ama ne derecede olduğu değişkenlik gösteriyor. Bu doğrultuda insanların çalışma amaçlarının 4 kategoride toplanacağını düşündüm;

İlk kategoridekiler sadece hayatta kalmak için çalışanlar yani yaptığı iş ve kazandığı para sadece hayat şartlarını idame ettirmek için yeterli ve bu yüzden fazlası için de uğraşamıyor (eğitim düzeyinin düşüklüğü, ailevi koşullar v.b yüzünden). Ben bunlara “hayatta kalmak için çalışanlar” diyeceğim.

İkinci kategoridekiler, çalışmış olmak için çalışanlar. Bu kişiler, üniversiteyi bitirmiş ve bir şekilde (tanıdıklar veya aile yardımıyla) iş bulup çalışmaya başlamış ama sabah işe giderken günü nasıl bitirip eve gideceğini düşünürler. Gün içinde ne iş verilirse tek amacı o işi bitirmek ama o işin neye hizmet ettiği, niye ona verildiği veya ona ne katacağını pek de dert etmez. İş yerinde diğerleri ile ilişkileri iyidir. Performans notları ortalamada gider, bu da ayı bitirip maaşlarını almak için yeterlidir. Fazlası için uğraşmazlar çünkü gerek duymazlar. Bunlara da “günü geçirmek için çalışanlar” diyelim.

Üçüncü kategoridekiler, güç kazanmak için çalışanlardır. Tabii burada gücün türünü iyi tanımlamak gerekir. Bu kişilerin aradıkları güç türü kazanılan değil verilen güçtür. Kazandıkları ünvanları başkalarının üzerinde güç kazanmak, hükmetmek, toplum içinde statü sahibi olmak için isterler. Neden? Çünkü bu sayede bir sürü şey kazanabilirler; tanınırlık, takdir (ama ünvanlarından dolayı), söz hakkı gibi. Otorite figürü olmayı çok arzu ederler, hatta hedefleri “müdür” veya “yönetici” olmaktır. Yani yaptıkları işin türü, kişisel gelişim veya yaratacakları katkı çok da önemli değildir. Para da bir güç kaynağı olduğu için epeyce yüksek miktarda para kazanırlar. Günün sonunda güçlü olmak kıymetlidir onlar için. Bunlara da “güç için çalışanlar” diyelim.

Dördüncü kategoridekiler ise, anlam için çalışanlar. Sahip oldukları yetenek, bilgi ve tecrübelerini kullanabilecekleri, başkalarına yardım edebilecekleri, kendilerini geliştirme imkanını yaşayabilecekleri ortamlar ararlar. Bu tür ortamlar bulduklarında da hedeflerini belirleyerek çalışır, yaptıkları işten keyif alarak kendilerine, başkalarına ve tabii ki en önemlisi topluma katkı sağlarlar. Bu kişilerin bu katkıyı arttırmak için sürekli farklı iş yapma şekilleri ve çalışma alanları arayarak bilgilerini zenginleştirip derinleştirme dertleri vardır. Bu sayede motivasyonları bazen azalır (bazen fiziksel olarak yorgun düştüklerinde) bazen çok yükseğe çıkar ama hiçbir zaman tükenmez. Para mı? Parayı, zaten sevdikleri işleri doğru kaynak ve hedefler ile yaptıklarından dolayı kazanırlar. Esas dertleri para kazanmak değil anlam aramaktır ama bu kazanacakları parayı hesaplamadıkları anlamına gelmiyor. Çünkü yukardı da ifade ettiğim gibi bu kişiler kaynakları doğru idare etmeyi bilirler, sadece nihai amaçları farklıdır. Bir de bu kişilerin hayalleri vardır. Bu hayaller onları ayakta tutar. Hatta bu hayallere ulaşmak yarattıkları anlam ile de paralellik gösterebilir. Bu kategoridekilere de “anlam için çalışanlar” diyelim.

Hangi kategoridekiler daha mutludur peki? Üçüncü kategoridekiler de kendilerinin mutlu olduğunu iddia etseler de esasen dördüncü kategoridekiler en mutludur. Çünkü sadece sonuçlar (para, ünvan gibi) için değil o sonuçlara nasıl ulaşılacağı veya daha anlamlı sonuçlar nasıl yaratabilirim arayışındadırlar. Yani mutluluğu “sonuç” değil “süreç” olarak görürler.

Peki bu kategoriler bu kadar kesin çizgiler ile birbirinden ayrı mı?

Birinci kategoridekiler için hayatta kalma mücadelesi ağır basabilir, çünkü hayat şartları zor, insanlar açlıktan, soğuktan ölüyor maalesef. Bu gruptakiler için öncelikle devlet yardımının gerekli olduğunu düşünüyorum. Sonrasında kendi bireysel farkındalıkları için bilinçlendirme aşamasına geçilebilir. Fakat, kendi potansiyel ve hayallerini fark eden kişiler 2 ve 3. kategoriden dördüncüye geçebilirler. Geçiş için 2 şart var; samimi mücadele (istiyorum ama bir türlü olmuyor diyenler değil, istiyorum ve buna nasıl ulaşacağımı biliyorum veya arıyorum diyenler) ve sabırdır (tutarlı olarak aynı şey için bıkmadan uğraşıp çalışmak).

Siz hangi kategoridesiniz?

Herkese iyi haftalar…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.