Draft-2

Yine bir yerden bir yere yolculuk başladı. Hayatım ne kadar da yalan üzerine kurulu bir hayat. Zaten hayatın kendisi de öyle değil mi ki? Hep yalanlar üzerine kurulu değil mi? Yok olup gitme gerçeğinden başka ne var yalan olmayan şu hayatta? Belki sevgi, belki aşk.. Her insan için öyle mi acaba? Bu iki kavram tıpkı benim gibi diğer insanların da hayatlarına bir girip bir çıkıyor mu?

Kimse hangi coğrafyaya hangi dine hangi ırka doğacağını bilmiyor ya, hani bunu kendi seçmiyor ya dünyaya geldiğinde, peki kim biliyor içine doğduğu çekirdek topluluktaki sevgi yoğunluğunu? Bu da bir tercih konusu değil.

Şu istasyonda hepimiz aynı noktadan hareket ediyoruz ya, kim bilir kaç farklı varış noktası olacak.. Herhalde yolculukların en kötüsü kişinin kendisinin ya da yüreğini sızlatacak bir yakınının hastalığı sebebiyle yapılanı, ve varış noktalarının en kötüsü de yine içinden bir parçayı da beraberinde koparıp götüren bir yakının defnedileceği şehir olanı olsa gerek.. Hastalık sebebiyle yapılan her bir şey o her bir şeylerin en kötüsü lakin şu ölüm, ölüm de her bir şeyin en kötüsü mü ki? Değil. Özünde değil. Ölümün yüzü soğuk. Soğuk ve ıslak bir teneşir tahtasının üzerinde çırılçıplak vücudunda gezinecek yabancı eller düşüncesi soğuk evet. Ya lakin iç yüzü?

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.