Müş’ten miras kelimeler

Müş İstanbul’a geldiğinde bizim ailede bir heyecan yaşanırdı. az zamanı vardı, hepimizi görmek isterdi. o yüzden çoğunlukla ya anneannemde ya da Muki’de toplanırdık. ama bir akşam bizim eve gelmişti. senesini hatırlamıyorum. ilkokulun son yılları muhtemelen. hemşirem de ben de o aralar gazeteci olmak istiyoruz. Müş de bunu biliyor. sık sık yazı üzerine konuşuyoruz. yaşımız ufak da olsa, Müş bize asla çocuk muamelesi yapmıyor. “son yazdığın kompozisyon ödevini getir, birlikte bakalım’’ diyor ablama. onlar koltukta yan yana cümlelerin üzerinden tek tek geçerken ben salonun kapısından izliyorum. evet, kıskanıyorum. ben niye yazmadım? yazıyla ilgili hiç unutmadığım ilk kuralı Müş’ten o zaman öğreniyorum; cümlelere asla ve ile başlanmaz. (sonra bir tarz olarak yayılıyor bu kural ihlali. o ayrı konu.)

sabancı müzesi’nin dijital arşivinde abidin dino koleksiyonunu görünce Müş’ü arattım. yakın arkadaşıydı Dino çifti. zaten o zamanın Ankara kültür-sanat-siyaset çevresinden kim arkadaşı değildi ki?

VE yazılarını buldum! Dino’nun sergi açılış haberinde zarafetle aktardığı siyasi gündem. Müş’ün ardından en sık okuduğum yorum, yazılarındaki ılıman tarzıydı. hayatta çetin mücadeleler veren bir kadının yazılarındaki bu sakin üslup sanırım herkesin dikkatini çekiyordu.

bunca yılın sonunda belki gazeteci olmadık, yine de bir şekilde yazıyla haşır neşir olduk ikimiz de. hemşiremle ara sıra konuşuruz, kelimelerle aramızdaki bu yoğun bağın Müş’ten miras kaldığı muhtemel.

bütün bunların yanı sıra, Müş’ün anılarına baktığımda, sık sık hissettiğim bir geç kalmışlık duygusu var içimde. bu dünyada Müş’le beraber yaşamak da vardı. onlarca hikâye arasından, o zamanlar tadına hiç varamadığım, bol baharatlı makarna soslarını özlüyorum en çok. gerçi onun kurduğu sofraların asıl lezzeti sohbetiydi.

Digital SSM — Abidin Dino Koleksiyonu — Müşerref Hekimoğlu — Yazılar

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.