Polnoc termik santral projesi iptal: Bir UNESCO mirası nasıl kurtarıldı?

Kurulsaydı Avrupa’nın en büyük kömürlü termik santralı olacak Polonya’da planlanan Polnoc Termik Santralı karşısındaki mücadele, sadece yılda 8 milyon ton karbondioksit salımını engellemekle kalmadı aynı zamanda UNESCO kültür mirası listesindeki Malbork Kalesi’ni de kurtardı.

UNESCO kültürel miras listesindeki Malbork Kalesi. Kaynak: http://whc.unesco.org/en/list/847

2011 yılında Polonya Enerji sektöründeki ilk özel şirket olan Polenergia, ülkenin kuzeyinde, sanayi yatırımları anlamında bakir, başka termik santralın olmadığı, yerel halkın kaliteli tarım ürünleriyle övündüğü ve Malbork Kalesi sayesinde kültür turizmine ev sahipliği yapan Pomerania bölgesinde bir termik santral kurmak için lisans sürecine başladı. Projenin adı Polnoc, “Kuzey” demek. 1600 MW kapasiteli Polnoc termik santralı yılda 3.7 milyon ton kömür yakmak suretiyle Avrupa’nın en büyük yeni termik santralı olmayı ve geri dönüşü olmayan iklim değişikliğine yılda 8 milyon tonluk karbon emisyonu katkısında bulunmayı planlıyordu.

Yerel halk ile yerel ve ulusal seviyede çalışan sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu STOP EP (Polnoc Termik Santralını Durdur) platformunun uzun erimli, sistematik kampanyasına uluslararası sivil toplum kuruluşlarının da desteğiyle birlikte kampanya başarıya ulaştı, Polnoc’un alması gereken son izin için açılan davada proje, eyalet mahkemesinden geri döndü. Mahkemenin Polnoc için verdiği kararın arkasında da şirket yanlısı bir valinin ÇED, izin süreçlerinde şirketten gelen veriyi kanıt gözetmeden kabul etmesi ve yerel halk ile sivil toplum kuruluşlarının görüşlerini gözardı etmesi var.

Malumunuz, Polonya, gerek çevreye verilen değer, gerekse de sivil halkın karar süreçlerine katılımı konusunda tam anlamıyla Avrupa’nın yüz karası -ve hatta kömür karası. Pek çok Avrupa ülkesinde mevcut termik santraller dahi kapanmaya başlamışken ve Finlandiya, Portekiz gibi ülkeler 2030 yılına kadar kömür kaynaklı enerji üretimini bitireceklerini duyurmuşken Polonya, AB’de kömür iştahı olan, bunu duyurmaktan çekinmeyen tek ülke.

STOP EP Platformu mahkemeye, şirketin ve valinin azımsadığı, santralın salacağı metan, azot monoksit, dioksin ve furan gibi en tehlikeli emisyonları, insan sağlığına en büyük tehlikeyi arz eden PM2.5 kirletici miktarının projeyle birlikte 20 katına çıkacağını, ayrıca santralin bu tarım alanındaki su kaynakları üzerindeki olası olumsuz etkilerini sundu. Ayrıca şirketin ÇED raporunda, projenin iklime etkileri bölümünde dahi karbon emisyonlarıyla ilgili hiçbir bilginin olmadığını gösterdi.

“Yeterince mücadele edince kazanmak için hep bir şans var”

Polnoc’un mahkemeden dönmesi haberini alınca henüz konu tazeyken, kan, ter ve gözyaşının sarf edildiği 6 yıllık mücadele sürecinin içinde olan STOP EP Platformu kampanyacılarından Kuba Gogolewski ile sürecin detaylarını konuştuk.

Yerelde yaşayan toplulukların, bir platform altında Polonyalı ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelme fikrinin nasıl geliştiğini sorduğumda Kuba,

“2011 yılında Polnoc, gerekli izin ve ÇED süreçlerini resmi olarak başlattığında mücadele de başladı. Ancak karşımızda, ülkenin en zengin, o dönem hükümetle yakın ilişkiler içinde ve Uluslararası Yeşil Haç’ın Yönetim Kurulu’nda olan bir girişimcinin şirketi vardı. Hatta şirket yönetimi, bölge valisiyle de epey samimiydi. Elimizde iki ihtimal vardı: ya bu projeye karşı duran tüm paydaşlar biraraya gelip mücadele edecektik, ya da asla başaramayacağımızı düşünüp vazgeçecektik. Biz ilk seçeneği tercih ettik. Mahkemenin bugün verdiği kararla da görüyoruz ki yeterince mücadele edince kazanmak için hep bir şans var!”

Aslında tüm bu mücadelenin büyümesini sağlayan, santralın yapılacağı alanda yaşayan iki çiftçi ailenin projenin tarımsal faaliyete ve halk sağlığına etkileri üzerinden başlattığı yerel bir imza kampanyası. Pomerania bölgesinde yaşayan çiftçi aileler, bölgedeki verimli toprakların verdiği tarımsal ürünün yüksek kalitesiyle övünerek yaşamlarını tarımsal faaliyetten kazanıyorlar. Oysa ki santral, yeraltı su kaynaklarını, soğutma için su çekilecek Vistula Nehri’nin ekosistemini ve hava kalitesini oldukça ciddi biçimde etkileyecekti. Yereldeki 400 imzacı, destek için iletişime geçtiği sivil toplum kuruluşlarının dikkatini çekti -ki zaten 2008'den beri birbiriyle koordineli çalışan STKlar, yerel topluluklarla birlikte kömür karşıtı bir koalisyon içinde iletişim halindelerdi.

STOP EP Platformu, “Kömüre Hayır Güneşe Evet” mesajı veriyor.

Sürece dahil olan sivil toplum kuruluşları, projenin finansmanı için yatırımcı şirketin Avrupa’nın en büyük iki kamusal finansal kuruluşu olan EBRD (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası) ile EIB (Avrupa Yatırım Bankası)’ye başvurduğunu ve bu kuruluşların projeyle ilgilendiğini öğreniyorlar. Bu iki kurumu ve diğer kamu bankalarının faaliyetlerini izleyerek uluslararası kampanyalar yapan Bankwatch ile iletişime geçip Polnoc vakasını gözler önüne seriyorlar. Fosil yakıt projeleri, finansman olmadan hayata geçemeyeceği için bu kamu kuruluşlarının sürdürülebilirlik, çevre, iklim değişikliği ve sosyal adalet konusundaki sorumluluklarını hatırlatıyorlar.

Uluslararası Yeşil Haç’ın da yönetim kurulunda olan, şirketin sahibi Jan Kulcyzk’in merkez ofisi önünde eylemciler Pinokyo’yla birlikte toplanan imzaları teslim ediyorlar.

ÇED ve diğer gerekli izin süreçlerine karşı açılan davalar devam ederken eş zamanlı olarak bu davalara Polonyalı sivil toplum kuruluşları ile çevre hukuku alanında savunuculuk faaliyetleri yürüten Client Earth de taraf oluyor. Böylece Polnoc, yerel bir mücadeleden ulusal ve uluslararası bir çevre, insan hakları, iklim değişikliği mücadelesine dönüşüyor. Sivil toplum kuruluşları aynı yıl, Pomerania’da halka açık bir panel düzenliyor ve Polnoc ile ilgilenen tüm tarafları (şirket yetkilileri, yerel yönetim, bilirkişiler, yerel topluluklar, sivil toplum kuruluşları, tarafların avukatları) davet ediyorlar.

“Bir münazaraya dönüşen panelde gördük ki bu konu medeni bir şekilde, kamuoyunun önünde farklı taraflar arasında açıkça konuşulabilir. Ayrıca, panel sayesinde santralin etkileriyle ilgili ‘bilirkişiler’den daha fazla bilgi sahibi olduğumuzu gördük ve bu bizi cesaretlendirdi,”

diye anlatıyor Kuba.

Finansman olasılıkları uzaklaşırken…

2011–2013 arasında projenin gerçekleşmesi için gereken izin süreçleri ile karşısındaki davalar sürerken bir yandan kar topu etkisiyle mücadeleye yeni aktörler katılmaya devam ediyor. Termik santral için gerekli diğer yan projelerin izinleri, inşaat izni ve ÇED süreçleri, davalar ile mobilizasyon sayesinde süre uzamaya başlıyor. Ancak bilindiği üzere demokratik süreçlerin ciddi işlemediği “bazı” ülkelerde herhangi bir proje için para bulunduğu zaman diğer süreçler bir şekilde teferruat gibi yürütülüp yoluna konabiliyor.

Sonra 2013 yılında önemli bir şey oluyor. Pek çok Avrupalı sivil toplum kuruluşunun sistematik kampanyalarının da sonucu olarak, Polnoc santralinin finansman umudu olan Avrupalı EBRD (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası) ve EIB (Avrupa Yatırım Bankası) kömür finansmanından tamamen çekildiklerini duyuruyorlar. Polnoc için Avrupalı kamu finansmanı hayalleri suya düşüyor tabii. Polnoc karşıtı mücadele de, Polonya medyasının konuyu ve hareketi asla gündeme taşımama tavrına rağmen, artık kendisini daha kuvvetli hissediyor çünkü belki de konu uluslararası medyanın dikkatini çekebilir.

2013'te artık pek çok paydaşın katılmış olduğu Polnoc karşıtı mücadele, ‘Pracownia na rzecz Wszystkich Istot (Workshop for All Beings/ Tüm Varlıklar Atölyesi)’ isimli Polonyalı bir STK’nın koordinasyonunda bir platforma dönüşüyor ve STOP EP (Polnoc Termik Santralını Durdur) Platformu ortaya çıkıyor. Organize bir şekilde kampanyaya devam eden Platform, yasal süreç takibinin yanısıra projenin yerelde tarımsal ve sağlık etkileri üzerinden sosyal hakları ihlal ettiğini ön plana çıkartırken buna paralel olarak uluslararası ölçekte, santralın ortaya çıkaracağı sera gazı emisyonları üzerinden iklim değişikliği etkisini gündeme getiriyor.

Santralın yatırımcısı Jan Kulczyk’ten ironik bir alıntı, “Bir seçeneğimiz var. Eğer küresel çevre felaketlerinin nedenlerini ortadan kaldırmazsak, onlar bizi ortadan kaldıracak.” STOP EP: “Aynı fikirdeyiz, sözünde dur!”

Uluslararası ölçekte gündeme gelen başka çok önemli bir konu da santralın planlandığı alanın yakınındaki UNESCO kültür mirası listesinde olan Malbork Kalesi. Ortaçağ’dan kalma Kale, mimari ve kültürel açıdan benzersiz özellikler taşıyor ve UNESCO listesinde olduğu için koruma altında kalması gerekiyor. EP Platformu, Malbork’un da tehlike altına gireceğini düşünerek uzmanlarla iletişime geçip santralın Malbork üzerinde etkisi olup olmadığını araştırıyor. Uzmanlar, termik santralın üreteceği bazı kirleticilerin zamanla kalenin dış yüzeyini aşındıracağını bilimsel olarak ortaya koyuyor. Platform ile araştırmayı yapan uzmanlar, bu bulguları UNESCO’ya raporluyorlar. Malbork, pek çok Polnoc karşıtı eylem ve gösteriye ev sahipliği yapıyor. Konu kültür mirası olunca ulusal ve uluslararası medyanın da dikkatini çekebildiklerini anlatan Kuba,

“Polnoc’un yalnızca yerelde yaşayan insanları, onların çocuklarını ve hepimizin geleceğini değil, kültürel tarihimizi yani hepimizin geçmişini de etkileyeceği böylece ortaya çıkmış oldu”

diyor.

Platformu uluslararası ölçekte destekleyen, farklı uzmanlıkları olan gruplar arttıkça Polnoc karşısında mahkemelerde sunulan dosya da kabarıyor. Tabii yalnızca mahkemede kazanma ihtimalinin yetmediğini bilen Platform, EBRD ile EIB’nin artık finanse etmesinin mümkün olmadığı santrale yeni finansörlerin gelmemesini de sağlamaya karar veriyorlar. Santral hakkında toplanan tüm bilgiyi, özel bankaların adilliği ve sürdürülebilirliğini izleyen uluslararası sivil toplum kuruluşu Banktrack’in web sitesine iliştiriyorlar. Tabii Banktrack, Polnoc projesi özetinin altına öneri olarak hiçbir bankanın bu projeyle alakalı finansmana dahil olmaması gerektiği notunu eklemeyi ihmal etmiyor.

“Bir arada mücadele edince, birlikte kutlama yapabiliyoruz”

2016'da tüm izin süreçlerinin tamamlanıp inşaat aşamasına geçmesi planlanan proje, 2015'in sonuna gelindiğinde sağlı sollu epey bir tokat yemişti artık ve izinlerinin hiçbirini tamamen alamamıştı. ÇED’i iki kere mahkemeden geri dönmüş, projeyle ilgilinen finansör kalmamıştı. Üstüne üstlük bu arada, şirketin sahibi de hayatını kaybedince Polnoc projesinin akıbeti iyice belirsizleşti.

Derken Aralık 2016'da, daha önce 2012'de de iyileştirmek için sahibine geri gönderilen inşaat izni başvurusu, ikinci kez mahkeme tarafından geri çevriliyor. Böylece Polenergia şirketi 2016 itibariyle, elinde tek bir izin bile olmadan 2011'de sürecin en başındaki haline geri dönmüş oluyor.

“Dönem değişti. Şirket, santralın izinlerini alabilmek için yeni bir altı yıllık maratona asla geri dönemez çünkü hem bu izinleri alabilmesinin artık imkanı olmadığını gördü, hem de kömürlü termik santral yapmak artık eskisinden daha pahalı, santralden kar etmek de daha zor. Bankalar da yavaş yavaş, gerek iklim değişikliğine katkı yaparak itibarlarını sarsmamak, gerekse de ölü yatırım olmaya başladığı için kömür finansmanından uzaklaşmaya başladılar”

diyor Kuba ve ekliyor,

“Hep birlikte mücadele edip kazanınca, beraberce kutlamak da daha eğlenceli oluyor.”
Malbork Kalesi. Fotoğraf: http://arounddeglobe.com/malbork-castle-largest-castle-world/